İmam Mâtürîdî’nin İçinde Yetiştiği İlmî ve Kültürel Ortam

İmam Mâtürîdî’nin İçinde Yetiştiği İlmî ve Kültürel Ortam

Kelâm ilminde Ehl-i Sünnetin iki önemli imamından biri olan Ebû Mansûr Muhammed b. Muhammed el-Mâtürîdî es-Semerkandî, Sâmânîler döneminde muhtemelen 238-240/852-854 yıllarında Mâverâünnehir’in kadim şehri Semerkant’ta dünyaya gelmiştir. Semerkant’ın mahallelerinden biri olan Mâtürîd’de doğduğu için doğduğu mahalleye nisbetle Mâtürîdî ismiyle meşhur olmuştur.1 Bu mahalle, şehrin Rabad (varoşlar) kısmında, Semerkant dış sûruna yakın bir mevkide yer alıyordu.2 Ebû Mansûr Mâtürîdî’nin, içinde doğduğunu tahmin ettiğimiz ilmî faaliyetlerin gerçekleştiği Lebâdîn Sokağı3 da bu mahallede bulunurdu. Semerkant’ta doğup büyüyen ve hayatının tamamını orada geçirip Ehl-i Sünnet kelâm düşüncesini burada oluşturan Mâtürîdî, 333/944 tarihinde yine bu kadîm şehirde vefat etmiştir.4
İmam Mâtürîdî gibi büyük bir mütekellimin doğup büyüdüğü, ömrünün tamamını içinde geçirdiği ve yine adları ve eserleriyle dimağlarda yer etmiş olan ed-Dârimî, Ebu’l-Leys es-Semerkandî gibi daha nice büyük âlim yetiştiren Semerkant, asırlarca İslam dünyasının her tarafından ilim ehlini kendine çeken bir cazibe merkezi olmuştur. Mâtürîdî gibi büyük bir mütekellimin yetişmesinde bu şehir ve içinde bulunduğu coğrafyanın stratejik yapısının büyük bir önemi bulunmaktadır. Ebû Mansûr el-Mâtürîdî’nin döneminde hatta çok eski tarihlerden itibaren bu şehir ve çevresinde ilmî ve kültürel çalışmaların yükselmesinde etkili olan birçok unsur bulunmaktadır. Bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz:

Semerkant, İslam tarih ve coğrafyacılarının “Mâverâünnehir” (Ceyhun Nehri’nin ötesindeki İslam toprakları) dedikleri bölgenin en stratejik ve önemli bir mevkiinde yer alıyordu. Bu şehir, Mâverâünnehir bölgesinin en önemli bölümünü teşkil eden Soğd bölgesinin merkez şehri olup5 asırlarca Mâverâünnehir’in başşehri konumunda olmuştur.

Merkezi ve yönetim şehrinin Semerkant olduğu Soğd bölgesi, Seyhun ve Ceyhun nehirleri arasında en verimli topraklara sahip bir bölgeydi. İçinden geçen Soğd Nehri, diğer adıyla Zerefşân (altın saçan) Nehri sayesinde çok mümbit bir arazide yer almaktaydı. Semerkant, Soğd Nehri üzerindeki ovada kurulmuş bölgenin en eski yerleşim birimidir. İçinden geçen bu nehir sayesinde Semerkant ve çevresi, çok geniş ekili dikili alanlar, meralar, yemyeşil bahçe ve çayırların âdeta birbirine kenetlendiği insan gözüne huzur veren mükemmel bir coğrafyada yer alıyordu.6

İlk dönem İslam coğrafyacıları Soğd bölgesi ve onun merkez şehri Semerkant’ın tabiî güzelliklerini ve topraklarının verimliliğini öve öve bitiremezler.7 Onlara göre bu bölge, Allah’ın yeryüzünde yarattığı bütün toprakların en nezihi, ağaçlarının yoğunluğu ve görüntüsü bakımından en güzeli, meyvelerinin tadı ve çokluğu bakımından en hoş olanıydı.8 Bölgeyi Semerkant Kuhendizi’nden (İç Kale) temaşa eden birisi; ağaçların yeşilliği, sarayların parıltısı, pek çok nehir ve kanalların akışı ve yapıların düzgünlüğünden dolayı hayrette kalır ve seyirden büyük bir zevk alırdı.9 Bölgede yer alan bütün evlerin içinde ve bahçelerinde akan bir su veya küçük bir havuz vardı.10 İşte İmam Mâtürîdî’nin doğup büyüdüğü ve yetiştiği Semerkant, cennet misali böyle bir bölgenin merkezinde yer alıyordu. Eski zamanlardan beri o, Soğd bölgesinde en fazla köy, kasaba ve yerleşim birimine sahip, nüfusu en yoğun olan bir şehirdi.

İmam Mâtürîdî dönemi de ve hatta çok eski tarihlerden itibaren Semerkant, doğuda Çin’den (İpek Yolu), güneyde Belh ve Tirmiz yoluyla Hindistan ve Afganistan’dan (Baharat Yolu), kuzey ve kuzeydoğuda Türk ülkelerinden (Kürk Yolu), batıda ise Merv ve Buhara üzerinden Bağdat’tan (Altın Yol) gelen çok önemli ticaret yollarının kesişim noktasında, stratejik ve mükemmel bir mevkide yer alıyordu.11 O, sadece Çin, İran ve Türk toprakları için değil, aynı zamanda Orta Çağ Avrupa’sının doğu-batı ticaretinde de çok önemli bir fonksiyon üstlenmişti.12 İbn Hakal’in, “Mâverâünnehir’in limanı” dediği bu şehir,13 dünyanın her tarafından gelen tüccarlarla dolup taşardı.14

Şehrin ticaret yolları üzerindeki bu stratejik mevkisi yanında Semerkant’ın yerli halkı olan Soğdlular da ticarette çok mâhir olup Çin’den İran topraklarına kadar İpek Yolu üzerinde en etkin tüccarlar olarak ön plana çıkmışlardı. Nitekim onlar bu konu ile ilgili bilimsel araştırmalarda, miladi ilk bin yıl boyunca Batı, Orta, Doğu Asya ve bozkırlarda bütün ticari faaliyetleri ellerinde tutan bir millet olarak görülmüşlerdir.15 Çin ipeği, Ön Asya’ya açılan İpek Yolu vasıtasıyla M.Ö. II. yüzyılda ihraç edilmeye başlanınca16 bu yolun birinci sıradaki ticari metâı olan ipeği, ana vatanı Çin’den alıp bütün dünyaya pazarlamaya başlayanlar daha ziyade Soğdlu tüccarlar olmuş; hatta ipek ticareti denilince akla ilk onlar gelmiştir.17 Bu şekilde Orta Asya’nın en zengin tüccarları olan Soğdlular, bu yolla büyük servet elde etmişler; bu sayede memleket mamur ve halk müreffeh bir hayat sürmüştür.18 Bu durum onların medeni tavırlarına, ilim, kültür ve sanatlarına da yansımış; çevrelerindeki birçok halka nazaran daha üstün ve etkin bir kültüre sahip olmuşlardır.19

Ayrıca Soğdluların kullandığı eski İran dili Pehlevîcenin (Orta Farsça) bir doğu lehçesi20 olan Soğdca, eski zamanlardan itibaren yalnız Semerkant ve Soğd Nehri havzası boyunca değil, bütün Mâverâünnehir’de,21 hatta Orta Asya’nın büyük bir bölümü ile İpek Yolu havzası içinde de kullanılan ortak ve yaygın bir dil olmuştur.22 Soğdluların İpek Yolu ticaretini ellerinde bulundurmaları, bu dilin Soğd sınırlarının çok ötesinde yayılmasına imkân sağlamış, Mâverâünnehir ve Soğd bölgesinde yaygın dinî inanç ve düşünce akımları da Soğdcadan etkilenmiş ve bu din ve düşünce akımlarının kutsal metinleri yoğun bir şekilde bu dilde yazılmıştır.23 Netice olarak Soğdluların kullandıkları dilin, çevrelerindeki birçok milleti etkilemesi ve bir dönem uluslararası bir dil olması, bölgedeki kültürel gelişime büyük katkı sağlamıştır. Müslümanlar bölgeyi ele geçirince önce Arapça, daha sonra yeni Farsça resmî dil olsa da, Soğdcanın bu bölgede epeyce bir süre daha konuşma dili olarak kaldığı muhakkaktır.24

Yine Semerkant/Soğd bölgesi, eski zamanlardan beri değişik dinî düşünce, inanç ve fikrî akımlara açık, bu dinî ve fikrî akımların rahat yaşama ve yayılma imkânı bulduğu bir bölge idi. Zira bu bölge; İran, Hindistan, Çin ve Türk bölgeleri arasındaki ticari yollar üzerinde bulunmakla iktisadi olduğu kadar kültürel temasları bakımından da gayet elverişli bir sahada yer alıyordu. Bu durum, bölgenin daima değişik dinî akım ve düşüncelere açık olmasını, hatta onları himaye etmesini sağlamıştır. Nitekim birçok dinin himaye gördüğü bu bölgeyi; İran, Roma ve Bizans’ta çeşitli baskılara maruz kalan din ve mezhep taraftarları emin bir sığınak olarak görüyorlardı.25 Budistler, Zerdüştler, Maniheistler, Yahudiler ve Nestûrî Hristiyanlar gibi farklı din ve inanca mensup olanlara hoşgörülü davranıldığından, onlar bu bölgede güvenle yaşıyorlardı. Nitekim Soğd’da ateşgede tapınakları ile Budist manastırları yan yana bulunuyordu.26 Dolayısıyla bu bölge, İslam öncesi ve sonrasında pek çok din, kültür ve medeniyetin boy gösterdiği bir muhit olmuş, böylece bölgede canlı ve zengin bir kültürel birikim oluşmuştur.

Bu bölge, o gün dünyanın en önemli ticari yollarının stratejik bir mevkiinde yer alması sebebiyle ekonomik olduğu kadar kültürel temaslar bakımından da gayet elverişli bir sahada yer alıyordu. Bu durum, Semerkant’ın daima değişik ırk, din, mezhep ve düşünce akımlarına açık olmasını sağlamıştır.27 Müslümanlar bu bölgeye geldiklerinde birçok farklı inanç ve kültür ile karşı karşıya geldiler.28 Her taraftan akın akın bölgeye gelen ticaret kervanları vasıtasıyla değişik mezhep, inanç ve düşünce taraftarları bu şehre geliyor, burada canlı bir düşünce ortamının oluşmasına katkıda bulunuyorlardı. Dolayısıyla Mâtürîdî döneminde genelde Mâverâünnehir, özelde ise Semerkant şehri ve bölgelerinde İslam dinine dayanan değişik mezhep ve düşünce yapılarının yanında başta Maniheizm ve Mecusilik olmak üzere Menâniyye, Sâbiîlik, Deysâniyye, Merkûniyye, Dehriyye, Sümeniyye, Yahudilik ve Hristiyanlık gibi İslam dışı din, mezhep ve düşünce yapıları varlığını devam ettirmiş olup bölge çeşitli dinî, felsefi ve etnik grupların bir arada yaşadığı kozmopolit bir yapı arz ediyordu.29 Zaten Sâmânîlerin çoğu zaman her türlü din, mezhep ve düşünce ekolüne karşı özgür, himayeci ve güven verici bir siyaset izlemeleri de bölgede canlı ve zengin bir kültürel birikimin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Ancak bu yapı, bölgede İslam’a zıt birçok düşünce ve fikir yapısının da gelişmesini sağlamıştır. Dolayısıyla Semerkant ve Mâverâünnehir’de Mâtürîdî gibi âlimler, bilinen dinlerin yanında gnostik düşünceyi reddeden yahut en azından onlarla tartışıp mücadele edecek bir diyalektik geliştirmek zorunda kalmıştır.30 Bu değişik din ve düşünce ekollerinin İslam akidesine zıt, zararlı fikir ve yayılmacılığına karşı hassaten Hanefî âlimlerin büyük gayreti ile önemli bir mücadele verilmiş ve bu coğrafya, Ehl-i Sünnetin iki kelam öğretisinden biri olan Hanefî-Mâtürîdî ekolünün doğumunu ve daha sonra (özellikle Karahanlılar döneminde) yükselişini sağlamıştır.

Kısacası milattan önceki asırlardan itibaren bu özelliklere sahip olan Semerkant ve içinde bulunduğu Soğd bölgesi, daha İslam bölgeye gelmeden önce bile gerek şehir hayatı açısından gerekse ilmî ve kültürel açıdan terakki etmiş, içinde birçok inanç ve kültürü barındırdığı için çok hareketli ve canlı bir kültür havzası olarak kültür ve medeniyette oldukça ileri bir seviyeye ulaşmış, ayrıca sahip olduğu bu üstün kültür ve medeni unsurlar etrafındaki birçok halkı ve bölgeyi de etkilemiş bulunuyordu.

Bu kültürel birikimin de etkisiyle Mâtürîdî döneminde Semerkant, İslami ilimlerin birçok alanında31 revaçta olan İslam kültür merkezlerinin önemli şehirlerinden biriydi. Çevre köylerden çocuklar, büyük fedakârlıklarla buraya gönderilip okutulurdu.32 Bu şehirde, İslami ilimlerin birçok dalı için pek çok ders halkası bulunurdu.33 Burası sadece Semerkant’tan değil, etraftaki bölgelerden hatta oldukça uzak memleketlerden, zikredilen ilimlerle birlikte müspet ilimleri de okumaya gelen birçok ilim talibi ile dolup taşardı.34

Neticede Mâtürîdî’nin yaşadığı Sâmânîler döneminde İslam düşüncesi Mâverâünnehir ve özellikle Semerkant’ta önemli bir yer edindi.35 İslam düşüncesi adına üretilen eserlerin çok büyük bir kısmı Mâverâünnehir ve daha özelde Semerkant’ta yazıldı.36 Sâmânîlerin himayesi altında yetişen bu âlimlerin adı İslam dünyasının birçok bölgesinde duyuldu. Bunlar genelde “Mâverâünnehir Ulemâsı” veya “Mâverâünnehir Ekolü”, özelde ise “Semerkant Ekolü” adıyla meşhur oldular. Bu âlimler, Sâmânî Devleti’nde resmî İslam’ı temsil etmeye başladılar. Bu dönemde Semerkant âlimleri, Hanefî ekolün Sünni düşünce yapısını temsil eden Orta Asya’daki en önemli âlimler olarak öne çıktılar. Sonuçta onların görüşü, İslam dünyasının diğer bölgelerinde konuşulmaya ve ortaya çıkan meselelerde örnek alınmaya başlandı.37

Dipnotlar:

Bkz. Sem’ânî, Kitâbü’l-ensâb, thk. Abdullâh Ömer el-Bârûdî, I-V, Beyrût 1988, V, 155; Yakutu’l-Hamevî, Mu’cemü’l-büldân, Dâru’s-Sâdır, Beyrût ty., V, 32; Ebû Tâhir Semerkandî Semeriyye, (nşr. Îrec Afşâr), Tahran 1343/1965, s. 33-34. Barthold, İmâm Mâturîdî’nin doğduğu bu mahallenin kendi zamanında (1920’lerde) zenginlerin sayfiye yeri olan, şehrin kuzey batısında bir köy olduğunu söyler (Moğol İstilasına Kadar Türkistan, haz. Hakkı Dursun Yıldız, Ankara 1990, s. 95). Ancak bugün bu yer, büyüyen Semerkant şehrinin tekrar içinde yer almakta olup, şehrin kuzey-batısında “Motrid Mahallesi” olarak anılmaktadır (Aşirbek Muminov, “Mâtürîdilik Araştırmalarında Kaynak Olarak Semerkant Câkerdize Mezarlığı’ndaki Mezar Taşı Kitabeleri”, Büyük Türk Bilgini İmamı Mâtürîdî ve Mâtürîdîlik Milletlerarası Tartışmalı İlmi Toplantı, 22-24 Mayıs 2009, İstanbul 2012, s. 456).
İslam tarih ve coğrafyacılarının verdiği bilgiye göre Semerkant şehri o zamanlar üç bölümden oluşuyordu: En içten dışa doğru 1- Kuhendiz = İç kale 2- Şehristan = Asıl şehir 3- Rabad = Şehrin varoşları/dış mahalleler. Mâtürîd mahallesinin de içinde yer aldığı Rabad kısmında, bazı mahalleler, büyük çarşılar, hanlar, ambarlar, ticarethâneler, köşkler, ziraate ayrılmış geniş çiftlikler, zengin su kaynakları ve bahçeler yer alırdı. Bu bölüm, İpek Yolu üzerinde çok stratejik bir mevkide bulunan Semerkant şehrindeki ticari faaliyetlerin merkezi konumunda olup neredeyse Mâverâünnehir’in limanı mesabesindeydi (Geniş bilgi için bkz. İbnü’l-Fakih, Kitâbü’l-büldân, thk. Yusuf el-Hâvî, Beyrût 1996, s. 621-622; İstahrî, Kitâbü’l-mesâlik ve’l-memâlik, yay. M. J. De Goeje, Leiden 1967, s. 317-318; İbn Havkal, Sûretü’l-arz, thk. Kramers-Johannes Heind, Leiden 1938, s. 493-494; Mukaddesî, Ahsenü’t-tekâsîm fî ma’rifeti’l-ekâlîm, thk. Muhammed Mahzûm, Beyrût 1987, s. 222; Ayrıca bkz. Barthold, Türkistan, s. 92, 94; Osman Aydınlı, Fethinden Sâmânîler’in Yıkılışına Kadar (93-389/711-999) Semerkant Tarihi, İstanbul: İSAM Yayınları, 2011, s. 100-105).
Nesefî, el-Kand fî Zikri Ulemâ-i Semerkand, thk. Nazar Muhammed el-Fâryâbî, Suudi Arabistan 1991, s. 340.
Kureşî, el-Cevâhirü’l-mudiyye fî tabakâti’l-Hanefiyye, thk. Abdülfettâh Muhammed el-Hulv, Riyâd 1978, III, 361; İbn Kutluboğa, Tâcu’t-terâcim fî men sannefe mine’l-Hanefiyye, thk. İbrâhim Sâlih, Beyrût 1992, s. 201; Kâtip Çelebî, Keşfu’z-zünûn an esâmi’l-kütübi ve’l-fünûn, thk. Muhammed Şerâfettin Yaltkaya, İstanbul 1941, I, 335, 518; II, 1408, vd.
Mâtürîdî, Semerkant’ta meşhur Çâkerdîze Mezarlığı’na defnedilmiştir. Bu mezarlık, çoğunlukla ulemanın ve şehrin ileri gelenlerinin medfûn bulunduğu ve içinde bulunduğu mahalle ile aynı adı taşıyan meşhur ve büyük bir mezarlıktı (Nesefî, el-Kand, s. 249, 287, 289, 418. Ayrıca bkz. Sem’ânî, III, 331). XX. yüzyılın başlarında bu mezarlık hâlâ mevcut iken (Barthold, Türkistan, 94 dn.) SSCB’nin bölgeyi iskâna açıp yaptığı büyük tahribat sonucu bu mezarlığın neredeyse tamamı yok olmuş, 1991 yılında bir şahsın özel mülkiyet alanındaki bahçe içinde kalan ve yeri tespit edilen Mâtürîdî’nin kabri ile bu kısımda bulunan bir kesim tarihî mezar taşları gün yüzüne çıkartılabilmiştir. İmam Mâtürîdî vefat edince o zaman Semerkant kadısı olan Hâkim es-Semerkandî tarafından mezar taşına şu övgü dolu cümle yazdırılmıştır: “Burası her şeyini ilme adayan ve ömrünü ilmin yayılıp gelişmesine harcayan, bu sebeple eserleri övülen, ömrünün meyvelerini toplayan zatın kabridir.” ( Ebü’l-Muîn en-Nesefî, Tabsıratü’l-Edille, I, 358: Ahmet Ak, “İmam Maturidi’nin Hayatı, Eserleri ve Görüşleri”, Uluğ Bir Çınar İmam Mâtürîdî Uluslararası Sempozyumu Tebliğler Kitabı, Eskişehir 2014, s. 22; Metin Yurdagür, Mâverâünnehir’den Osmanlı Coğrafyasına Ünlü Türk Kelamcıları, İstanbul: İFAV Yayınları, 2017, s. 54.)
Yâkût el-Hamevî, Mu’cemü’l-Büldân, Dâru’s-Sâdır, Beyrût ty. III, 409-410.
İstahrî, s. 294; İbn Havkal, s. 473; Yâkût, Mu’cem, III, 410; Ebû’l-Fidâ’, Kitâbü takvîmu’l-büldân, 484; Kalkaşendî, Subhu’l-a’şâ fî sınâati’l-inşâ, thk. Vüzâretü’s-Sekâfe ve’l-İrşâdi’l-Kavmî, Kâhire 1963, IV, 433.
Aydınlı, Semerkant Tarihi, 52.
İbn Havkal, s. 473-74. Ayrıca bkz. Yâkût, Mu’cem, III, 410. Hamdullâh el-Müstevfî, Nuzhetü’l-kulûb, 238.Bkz. İbn Havkal, s. 492; Kalkaşendî, Subhu’l-a’şâ, IV, 436.
İstahrî, s. 294-95; İbn Havkal, s. 473-74; Yâkût, Mu’cem, III, 410; Kazvînî, Âsâru’l-bilâd ve ahbâru’l-‘ibâd, Beyrût ty., s. 544.
Bkz. Barthold, Türkistan, 88; Schaeder – Bosworth, “Samarkand”, EI², VIII, s. 1031; Masao Mori, “Soğdlular’ın Orta Asya’daki Faaliyetleri”, Belleten, XLVII, 340; Knobloch, Beyond the Oxus, 107.
Ralph Hattox, “ Samarkand”, Dıctionary of the Mıddle Ages, X, 640.
Sûretü’l-arz, s. 494.
Hudûdü’l-â‘lem (yazarı meçhul), yay. V. Minorsky, Londra 1937, s. 113.
Étienne De La Vaissière, Sogdian Traders, (İng. trc. James Ward), Leiden-Boston 2005, s. 2.
Bartold, Orta Asya: Tarih ve Uygarlık, 23.
Bk. Ligeti, Bilinmeyen İç Asya, Ankara 1986, s. 60.
Şemsettin Günaltay, Orta Asya’nın Umumi Vaziyeti, s. 16.
Osman Aydınlı, “İslâm Hakimiyetine (II/VIII. Asır) Kadarki Dönemde Soğd Havzasının İktisadi ve Sosyo-Kültürel Dinamikleri”, İslâm Araştırmaları Dergisi, sy. 32, İstanbul 2014, s. 101.
Wellhausen, Arap Devleti ve Sukutu, s. 205; Frye, The Heritage of Persia, London 1966, s. 47.
Frye, Buhârâ, California 1997, s. 61.
Bkz. İbrahim Çeşmeli, Antik Çağdan XIII. Yüzyıla Kadar Orta Asya ve Karahanlı Dönemi Mimarisi, 8-9; Ahmet Taşağıl, “Soğd”, DİA, XXXVII, s. 349.
Geniş bilgi için bk. Barthold, Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler, s. 19-20, 64; aynı mlf., Orta Asya, s. 25-26, 166.
Aydınlı, “İslâm Hâkimiyetine (II/VIII. Asır) Kadarki Dönemde Soğd Havzası”, s. 116.
Barthold, Türkistan, s. 195.
S. A. Hasan, “A Survey of the Expansion of Islâm into Central asia during the Umayyad Caliphate II”, s. 105; Aydınlı, Semerkant Tarihi, s. 497.
Aydınlı, Semerkant Tarihi, s. 403.
Hilmi Demir, “Mâverâünnehir’in Dini-Politiği ve Mâtürîdî’nin Yeri: Maniheizm ve Gnostikler”, Uluğ Bir Çınar İmam Mâtürîdî Uluslararası Sempozyumu Tebliğler Kitabı, İstanbul 2014, s. 433-434.
Recep Önal, “İmam Mâtürîdî Döneminde Mâverâünnehir’in İnanç Coğrafyası”, Uluğ Bir Çınar İmam Mâtürîdî Uluslararası Sempozyumu, İstanbul 2014, s. 639-641.
Yurdagür, Mâverâünnehir’den Osmanlı Coğrafyasına Ünlü Türk Kelamcıları, s. 28.
Bu dönemde Semerkant ve bölgelerinde İslami ilimlerin daha çok tefsir, hadis, fıkıh ve kelam alanlarında eğitim-öğretim faaliyetleri yapılmaktaydı. Bu ilimler alanında Necmeddin Ömer en-Nesefî, el-Kand fî Zikr-i Ulemâ-i Semerkand isimli eserinde onlarca-yüzlerce önemli âlimi zikrederken, tabakat eserlerinin birçoğu da bu dönem bu alanda birçok âlimi kaydetmektedir. Bu dönem bu ilimler arasında en revaçta olanın öncelikle hadis, ardından sırasıyla fıkıh, kelam ve tefsir ilimleri olduğunu görürüz. Bu dört ilim dalındaki âlimler, ilmî çalışmaları ve eserleri hakkında geniş bilgi için bkz. Aydınlı, Semerkant Tarihi, 408-466.
Gerdîzî, Zeynü’l-ahbâr, Tahran 1327, s. 159; Nerşahî, Târîhu Buhârâ, Farsça’dan Arapça’ya ter. ve thk. Emîn Abdülmecîd Bedevî – Nasrullâh Mübeşşir et-Tırâzî, Kâhire 1965, s. 54.
Mukaddesî, s. 222.
Geniş bilgi için bkz. Sem’ânî, I, 127.
Aydınlı, Semerkant Tarihi, s. 396.
Şaban Ali Düzgün, “Semerkant İlim Havzası ve Mâtürîdî”, Mâtürîdî’nin Düşünce Dünyası (ed. Şaban Ali Düzgün), Ankara 2011, s. 11.
Bkz. Polonskaya, İslâm in Central Asia, s. 10-11; Aydınlı, Semerkant Tarihi, s. 396.

error: İçerik korunmaktadır !!