İmam Mâtürîdî’ye Dönerek Sahih İslam’la Yeniden Buluşmak

İmam Mâtürîdî’ye Dönerek Sahih İslam’la Yeniden Buluşmak

Bugün Türkiye dâhil İslam dünyası, büyük ölçüde yanlış İslam yorumları, uygulamaları ve uydurulmuş dinler kuşatması altında büyük bir kargaşa, cehalet ve gerilik içindedir. Bu kargaşa, gerilik ve cahillikten kurtuluşun yolu, İslam’ın asıl kaynaklarına yani Kur’an ve Hz. Muhammed’e dönmektir. İslam’ı bugünkü şartlarda doğru anlayıp doğru yorumlayarak ve bu doğrultuda bir sahih İslam yaşayarak kurtulmak mümkündür. Şimdiye kadar gelen İslam yorumcuları içinde aslına en sadık, en doğru, en gerçek, en uygun, en evrensel İslam yorumunu İmam Mâtürîdî yaptı.

Bugünkü Özbekistan’da, Semerkant’ın dış mahallesi olan Mâtürîd Köyü’nde doğan, Sünni kelâmının ve dirayet tefsirinin kurucusu, Semerkant fıkıh okulunun reisi, fıkıhta ve kelâmda Hanefî mezhebine bağlı olan İmam Ebû Mansûr el-Mâtürîdî (853-944), Kur’an’ı en iyi anlamış, yorumlamış bir İslam âlimidir. O, Türklerin itikatta mezhebi olan Mâtürîdîliğin kurucusu; teolojik akılcılığın, akılcı tefsir geleneğinin ilk temsilcilerindendir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu sıralarında millî devlet yapısında “fıkıhta Hanefîlik, itikatta Mâtürîdîlik” benimsenmişti. Onun, bugün elimizde iki eseri bulunmaktadır: 1. Kitabü’t-Tevhid, 2. Te’vilâtü’l-Kur’an.

Mâtürîdî, zamanında kendi memleketinde bile iki asra yakın bir süre ihmal edilen ama değeri bugün daha iyi anlaşılan ve güncelliğini koruyan bir büyük Türk-İslam âlimidir. Mâtürîdî, sadece İslam âlimi değil, aynı zamanda sosyal ve siyasi alanlarda da duyarlı bir Türk aydınıdır. Aydın olmanın gereğini bizzat hayatıyla, eylemleriyle ortaya koymuş onurlu, kişilikli ve güven veren bir aydındır. Nitekim kendi dönemindeki zalim sultana âdil diyen kimsenin, kâfir olduğunu söylemekten çekinmemiştir. İmam Mâtürîdî’yi günümüzde var olan sorunlarımıza çare olacak boyutlarıyla, güncel önemiyle değerlendirmeye çalışalım.

Çarpık Tarikat Anlayışlarına Karşı Mâtürîdî Anlayışı: Bugün mevcut tarikat ve cemaat yapılanmalarının hepsi olmasa da maalesef büyük çoğunluğu, kadim sahih tasavvuf geleneğiyle bağını koparmış; cehalet, maddi menfaatçilik ve kötü niyet sonucu asıl İslam’dan sapmalarla zararlı kurumlar hâline dönüşmüştür. İslam’a aykırı olan bu gibi yapılanmalara kapılan bazı Müslümanlar; âdeta Tanrılaştırılan, kişisel sayıklamaları, rüyaları, saçma sapan lafları sorgulanamayan, eleştirilemeyen, âdeta bir ayet gibi görülen, büyük keramet olarak adlandırılan, tek otorite konumuna oturtulan ve şeyh denilen kişilerin kulları hâline gelmişlerdir. Mâtürîdî, bu konuda çok sağlam bir ilkeye sahip olup, olması gereken sahih İslami anlayışı ortaya koymuştur. Keşif ve ilhamın bilgi kaynakları arasında yer alamayacağını açıkça ifade etti. Ayrıca cahil, saf ve iyi niyetli Müslüman ahaliyi her anlamda sonuna kadar sömüren, kişisel işleri için köle gibi kullanan sahte şeyhlerin, Müslümanları dünyadan uzaklaştırıp sadece ahirete yönlendirmelerine, dünyayı ihmal etme telkinlerine karşı doğru olan sahih İslami anlayışı telkin etmiş ve dünya nimetlerinden yararlanılmasını reddedenlere dünya nimet ve rızklarının insanların faydalanması için yaratıldığını söyleyerek İslam’ın salt ahiret dini değil, aynı zamanda bir dünya dini olduğunu hatırlatmıştır.

Epistemolojik Sorun ya da Bilgiye Ulaşmanın ve Kullanmanın Doğru Yöntemleri: Bugün bazı Müslüman topluluklarda var olan arızalardan biri de, dinin tek bilgi kaynağının nakil, yani yüzeysel manada Kur’an ve hadis olduğu inancıdır. Bu inanç, aklı ve aklın ürünü olan bilim ve teknolojinin bir tarafa bırakılması ve dolayısıyla Müslümanların geri kalması sonucunu doğurmuştur. Mâtürîdî, bu arızaya karşı da yine İslam’ın aslına uygun olarak doğru bir yaklaşımı ortaya koydu ve epistemolojik anlamda dinin iki esas bilgi kaynağının akıl ve nakil olduğunu söyledi. Ona göre bilgiyi elde etmenin başlıca kaynakları: a. Akıl, b. Beş duyu, c. Doğru, gerçek ve kesin (sadık) haberlerdir. O, akıl-nakil çatışmasını ortadan kaldırdı.

Akıl, hem içinde yaşadığımız evreni, madde dünyasını, tabiatı, evrendeki olayları hem insanı ve insanlararası olayları anlamada, karşılaşılan sorunları çözmede, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, faydalıyı zararlıdan ayırmada mutlaka kullanmamız gereken bir bilgi aracıdır. Ona göre akıl, Allah’ın isim ve sıfatlarının yansıma alanı olan evreni ve içindekileri gözlemleyip yorumlanarak Allah’ın varlığını ispat edebilir. Evrenin olağanüstü güzel ve mükemmel yaratılışı, kuruluşu ve devam edegelen işleyişi Allah’ın her şeyi bildiğinin, her şeye gücünün yettiğinin ve istediği her şeyi yapabildiğinin bir göstergesidir. Ona göre dine, Allah’a akılla ulaşılır; haram helal, günah sevap, ibadet gibi bilgilere de vahiyle yani nakille ulaşılır. Dolayısıyla dinin iki kaynağı akıl ve nakildir. Nakil doğru haberdir, vahiyle bilinebilen, sadece Allah’ın bildiği bilgilerdir. Akıl ise, araştırma ve inceleme yapma kaynağıdır. İnsan aklı iyi ve kötüyü bilebilir ve bunları ayırt edebilir.

Bilim ve teknolojide hızla ilerlememiz ve bugünkü modern dünya şartları içinde şerefli, haysiyetli, mutlu, müreffeh bir hayat yaşayabilmemiz için İmam Mâtürîdî’nin akılcı ve bilimci İslam anlayışına dönmemiz gerekiyor.

Deizme Karşı Mâtürîdî Anlayışı: Mâtürîdî, bugün yine güncel bir sorun olan deizme karşı da sığınılabilecek sağlam bir limandır. Zira o, deizmin reddettiği Kur’an’ın ve Peygamberlik kurumunun gerekliliğini ve önemini ortaya koydu. Bugünkü deizmde olduğu gibi onun zamanında da bir yaratıcının varlığına inanıyorlar ama onun, insanlara emir ve yasaklar gönderdiğine inanmıyorlar, Peygambere gerek olmayıp aklın tek başına yeterli olduğunu düşünüyorlar, Peygamberlerin mucizelerini kâhin ve sihirbazların büyüleriyle bir görüyorlardı. Mâtürîdî ise, Peygamberlik kurumunu İslam’ın temel bir kurumu olarak ispat etmeye çalıştı. Mâtürîdî, Kur’an ve Hz. Muhammed olmadan insanlararası ideal, iyi, güzel, adaletli, insani ve medeni bir toplumsal düzenin kurulamayacağını, tek başına aklın yeterli olmadığını açıkladı.
Hiçbir eğitimi olmayan Hz. Muhammed’in; içeriği, yapısı, bilgisi, mantıki tutarlılığı, dili ve üslubu bakımından Kur’an gibi insanüstü bir kitabı kendisinin yazamayacağı, bunun ancak kendisine Allah tarafından gönderilen bir mesaj olduğunu ikna edici biçimde açıkladı.

Kaza ve Kader Konusunda Mâtürîdî Aydınlanması: Kader ve kaza konusunda da Mâtürîdî en doğru anlayışı temsil eder. İnsanların iyi ya da kötü yaptıkları her işi ve fiilî tercih etme, seçme, karar verme, harekete geçme insanın kendisine; o fiilî yaratma ise Allah’a aittir. Zira insan, iyi ya da kötü yapılan bir işin olabilmesi, gerçekleşebilmesi için gerekli şartları, ortamı, unsurları, maddeyi, eşyayı yaratamaz. Bir işi yapıp yapmama konusunda özgür iradesiyle tercih etme ve o doğrultuda harekete geçme insana ait olduğu için sorumlu olan insandır.

Korku Dini Yerine Ümit Dini Telkini: Bugünkü sapmalardan biri de, bazı kişi ve grupların cehalet ve kötü niyet sonucu olarak telkin ve takdim ettiği hatta dayattığı; korkutucu, iten, dışlayan, ürküten, bazı ibadetleri yapmayanların cehennemden çıkmayacağıyla tehdit eden ucube bir İslam anlayışıdır. Mâtürîdî ise, asıl İslam’a bağlı kalarak korkuya dayalı katı, keskin ve sert bir din değil; ümide dayalı bir din yorumu yaptı. Dinin uygulamaları demek olan amelî imandan ayrı tutmuş, çeşitli sebeplerle amelî eksik olan müminlerin de cezalarını çektikten sonra cennete gidebileceği müjdesini vermiştir.

Ona göre küçük ya da büyük günahlar, kalpteki iman esaslarını etkilemedikçe, şirke ve küfre düşmedikçe Müslüman’ın imanı ortadan kalkmaz. İman, kalbin tasdikinden ibarettir. Amel ise imanın bir parçası değildir. Böylece müminlerin ümidini yok edip onları mutlak bir çaresizliğe sürüklememiştir. O, hayattan kopuk bir kuramcı değil, bireysel psikolojiyi ve toplumsal gerçekliği esas almıştır. Haricîlik, Selefîlik, Vahhabîlik, Taliban, IŞİD, DAEŞ, El-Kaide, Boko Haram gibi çarpık İslam anlayışları aklı devre dışı bırakıp salt yüzeysel anlamıyla nassa dayalı bir İslam anlayışı dayatmaktadırlar. Bu da Müslümanları büyük bir çıkmaza sokmaktadır.

Mâtürîdî, bu çarpık İslam anlayışlarına karşı sığınılacak bir limandır. Onun, Kâbe’ye yönelerek namaz kılmayı kabul eden, tek Allah inancına sahip olan insanların kâfir olarak nitelendirilip din dışına itilemeyeceği görüşü önemlidir.

Tefsir ve Tevil Anlayışı: Mâtürîdî, sahabenin Kur’an hakkındaki açıklamalarına tefsir, onlardan sonraki âlimlerin açıklama ve yorumlarına da tevil der. Kur’an’ın doğru anlaşılıp yorumlanmasında bu önemli bir tespittir.

Ona göre tefsir, “Ayetin anlamı kesin olarak budur, Allah sadece bu anlamı kastetmiştir.” demektir. Bunu da ancak ayetlerin iniş sebebinin ne olduğunu, hangi şart, ortam ve durumlarda indiğini bilen sahabîler yapabilir. Tefsir, nakle dayanır. Nakil, Kur’an ve gerçek hadislerdir. O, tefsirde her nakli kullanmaz; ancak akla ve genelde kabul edilmiş nakle yer verir.

Tevil ise, “Ayetin anlamı kesin olarak bu değildir. Allah’ın kastettiği anlam ya budur ya da bu olabilir, ayetin birden fazla anlamı olabilir, ben ayetten bu anlamı anlıyorum.” demektir. Mâtürîdî, eserine bundan dolayı Teʾvîlâtü’l-Ḳurʾân adını verdi. O, tefsirinde sahabilerden aktarmalar yaparak, sahih kabul ettiği hadis ve haberlerle, kelimelerin sözlük anlamlarıyla rivayet tefsiri yapmış, ayeti ayetle tefsir etmiştir. Aynı zamanda kendi aklıyla yorumlar yapıp, deliller getirerek tevil yani dirayet yapmıştır. Tevil, akla ve sistemli düşünmeye dayanır. “Nihaî gerçeği bilen Allah’tır.” der. O, ayetlerin açıklanmasında daha çok akla dayalı dirayet tefsiri yapmıştır. Böylece anlambilim ve yorumbilime önem verdi.

Tarihselcilere Karşı Evrenselci Kur’an Anlayışı: Bugün bazı Müslümanların sorunlarından biri; Kur’an’ı, İslam’ı tarihsel bağlamda anlayıp yorumlamalarıdır. Yani Kur’an’ı sadece indiği 7. yüzyıl şartları ile sınırlamalarıdır. Bu anlayış; İslam’ı, Kur’an’ı bugüne taşıyamamakta ve dolayısıyla gerici bir İslam anlayışına yol açmaktadır. Hâlbuki Kur’an hem 7. yüzyıla hem de bugüne hitap eden evrensel bir kitaptır. Kıyamete kadar da her zamanda ve her yerde geçerliliğini ve güncelliğini koruyan bir dindir. Kur’an’ın evrenselliği, her zaman ve her mekânda yaşanabilir bir İslam dini önermesindedir. Bu konuda da akla vurgu yapar, aklı ön plana çıkarır. Mâtürîdî’nin ictihad ve kıyasın önemine vurgu yapması, bu bağlamda bugün için de önemlidir. Kur’an’ın evrenselliği, ancak onun ayetlerinin değişen zamanın şartlarına göre yorumlanmasını gerektirmektedir. Ayrıca Kur’an’da her şey ayrıntılı olarak yazılmamıştır. Bazı konular genel ve kapsayıcı hüküm ve ilkeler hâlinde belirtilmiştir. Bunları çağın ve zamanın durumuna göre uyarlayacak olanlar, büyük İslam âlimleridir. Kur’an’ın indiği zamanın şartları ve durumu ile bugünkü modern çağın şartları ve durumu aynı değildir. Bu durumda Kur’an’ın bu çağa da hitap eden boyutunun ortaya çıkarılması ancak bilgisi, muhakemesi, zekâsı kuvvetli olan ilim adamlarının ictihad ve kıyas yöntemlerini kullanmasına bağlıdır.
Devlet Yönetimine Dair Sağlıklı Yaklaşımı: Bugünkü Müslümanların sorunlarından biri de gerçek İslam’a uygun bir devlet yönetme tarzından uzak olmalarıdır. Mâtürîdî’nin bu çerçevede rüşveti en büyük günah olarak görmesi ve devlet yönetiminde adaleti, tarafsızlığı, hakka hukuka uymayı öne çıkarması da güncel anlamda önemlidir. Devlet yöneticisi olan Müslümanların mutlaka Mâtürîdî’yi iyi okumaları gerekiyor.
Sonuç: İslam’ı, Müslümanlığı Araplaşmak, Arap yorumu ve geleneğini, bazı terörist grupların ve İslam dışı tarikat ve cemaat oluşumlarının, emperyalist devletlerin ajanı gibi çalışan yapıların İslam yorumunu İslam zannetmek gibi bir büyük yanlış yaygınlaştırılmaya ve yerleştirilmeye çalışılıyor. İşte böylesine bir sapmaya karşı İmâm-ı Â’zam Ebû Hanîfe’nin temellerini attığı ve İmam Mâtürîdî’nin kurumsallaştırıp geliştirdiği doğru bir Türk İslam yorumunu milletimiz arasında yeniden dolaşıma sokmak zorundayız. Kurtuluşumuz ve selametimiz buna bağlıdır. Zira mevcut İslam yorum, anlayış ve uygulamaları içinde en doğru ve en sağlıklı İslam yorumu, akılcı ve bilimsel temellere dayanan İmam Mâtürîdî yorumudur. Bu çerçevede İlahiyat Fakültelerinin, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, İmam Hatip Okullarının ve diğer sivil bazı İslami kurum ve kuruluşların İslam anlayışını İmam Mâtürîdî anlayışına göre yeniden düzenlemeleri gerekiyor.

Kaynaklar:

Ali Eyüp, “Mâtürîdîlik”, İslâm Düşünce Tarihi, Editör: M. Şerif- ve diğ., İstanbul, 1990
Cağfer Karadaş, “Semerkand Hanefî Kelâm Okulu Mâtürîdîlik”, Usûl İslâm Araştırmaları, C. VI, S.2, s. 57-100, Sakarya, 2006
Fikret Karaman, “İmam Mâtürîdî’ye Göre, Hayatın Akışında Akıl ve Vahyin Rolü”, Diyanet İlmî Dergi, 55 (2019): 601-627
Hanifi Özcan, “Mâtürîdî’nin Bilgi Teorisinde ‘Fıkh’ Terimi”, DÜİFD, S. 4 (1987), s. 143-150.
Hülya Alper, İmam Mâtüridî’de Akıl-Vahiy İlişkisi, İz Yayıncılık, İstanbul, 2010.
Hülya Terzioğlu, “Günah ve Günahkâra Yaklaşımda Matürîdî’nin Verdiği İlham, Hikmet ve Rahmet Dili”, İslâm ve Yorum II. İnönü Üniversitesi Yayınevi, Malatya, 2018.
Hüseyin Atay, “Toplumsal Yaşam İlkeleri”. Mâtüridi’nin Düşünce Dünyası. İstanbul: T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 2018.
Kemal Işık, Mâtürîdî’nin Kelâm Sisteminde İman Allah ve Peygamberlik Anlayışı, Ankara, 1980
M. Ragıb İmamoğlu, İmam Ebû Mansûr el-Mâtürîdî ve Te’vilâtü’l-Kur’an’daki Tefsir Metodu, Ankara, 1991
M. Saim Yeprem, İrade Hürriyeti ve İmam Mâtürîdî, İstanbul, 1997
Recep Önal, “Mâtürîdî’nin Hayatı, Eserleri ve Kelam İlmi’ndeki Yeri”, Akademik İncelemeler Dergisi, C.8, S.3, 2013
Sönmez Kutlu, İmam Mâtürîdî ve Mâtürîdilik, Ankara, 2003
Şaban Ali Düzgün, “Semerkant İlim Havzası ve Mâtürîdî”. Mâtürîdî’nin düşünce Dünyası, T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara, 2018.
Şükrü Özen, “Maturidi”, https://islamansiklopedisi.org.tr/maturidi
Talip Özdeş, “Mâtürîdî’nin Fıkhî Yönü ve Metodu Üzerine Bazı Değerlendirmeler”, Cumhuriyet Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, S. 2, Sivas 1998, s. 343-360.
Temel Yeşilyurt, “Matüridilik: Önemli İsimler ve Temel İlkeler”. Kelâm, Grafiker Yayınları, Ankara, 2012.

error: İçerik korunmaktadır !!