Atsız, “Ayasofya’ya İmam Olmak İsterdim” Diyen Adam

Atsız, “Ayasofya’ya İmam Olmak İsterdim” Diyen Adam

Türklük ve Türk dünyası denince hemen aklımıza gelmesi gereken fikir adamlarından birisi de Hüseyin Nihal Atsız’dır. Türk dünyasında onun gibi Türklüğe his ve heyecan veren fikir ve dava adamları çok az yetişmiştir.

Atsız, bir milleti millet yapan unsurlar arasında “ülkü birliğine” ayrı bir önem verir. Kızıl Elma adlı makalesinde, ülküsüz toplulukların, yerinde sayan; ülkülü toplulukların ise yürüyen ve sürekli büyüyen topluluklar olduklarına dikkat çeker. Atsız’a göre “Kızıl Elma”, Türk milletinin millî ülküsüdür ve manevi besinidir. Bu ülkü, çok eski zamanlarda aydınlardan önce halk arasında doğmuştur. Atsız, adı geçen makalesinde, Türk milletinin ülküsüz bırakıldığına, “Kızıl Elma” ülküsünün yasaklandığına ve bu yüzden Türk gençlerinin Marksizm ve Komünizm gibi zararlı ideolojilerin ağına düştüğüne vurgu yaparak, Türk gençliğinin ülkü sahibi bireyler olarak yetiştirilmesinin önemine dikkat çeker. Atsız, makalesini, Ziya Gökalp’in “Demez taş, kaya, Yürürüz yaya. Türk’üz, gideriz Kızıl Elma’ya!” dizeleriyle bitirir (Atsız, 1997, s. 11-15).

yüzyılda yetişen fikir adamları gibi Atsız da, başta Ziya Gökalp ve Mehmet Âkif Ersoy olmak üzere zamanın fikir adamlarının tesirleri altında kalmıştır. Özellikle Gökalp’in ve M. Âkif Ersoy’un etkisi, Atsız’ın fikirleri üzerinde açıkça görülmektedir.

Atsız da bazı iddiaların aksine, “Türk milletindenim, İslam ümmetindenim.” diyen Gökalp gibi samimi bir Müslüman’dır. Atsız’a göre, Allah inancı ve Allah’ın göndermiş olduğu son ve hak din İslam dini, millî varlığımızın ayrılmaz bir parçasıdır. O, bu düşüncelerini şöyle ifade eder:
“Tanrı inancı ve dolayısıyla din, fert olarak da millet olarak da vazgeçilmez manevi ve ahlaki büyük bir dayanaktır. Bu sebeple, bugünkü Türk dünyasının dayandığı iki esaslı temelden birisini teşkil eden İslam dininin, millî varlığımızın ayrılmaz bir parçası olduğuna inanıyoruz.” (Atsız, Orkun, Şubat 1962, s.1).
Atsız, Ayasofya’nın Türk ve İslam tarihindeki önemini çok iyi kavrayan fikir adamlarının başında gelmiştir.
Altan Deliorman, “Tanıdığım Atsız” kitabında belirttiğine göre Atsız’a, “Dünyaya tekrar gelecek olsaydınız, ne olmak isterdiniz?” sorusunu yöneltir. Atsız, bu soruya “Dünyaya bir daha gelsem Ayasofya imamı olmak isterdim.” diye cevap vermiştir. (http://59haber.com/kose-yazilari/ayasofya-6651.html)
Atsız’a göre “Müslümanlık; temeli atılmış, büyük bilginlerini yetiştirmiş, tedvin olunmuş bir dindir.” (Atsız, Ötüken, 7 Mart 1964, s.109).

“Müslümanlık, başka din erbabına zulmü terviç etmezse de ‘Hak din İslamiyet’tir.’ düsturu ile bu meseleyi kesin şekilde çözüp atar.” (Atsız, Ötüken, 1969, s.64).

Atsız, Türk milletinin asırlarca İslam dininin bayraktarlığını yaptığına dikkat çeker ve “Türkler, 11. yüzyılın ortasından Kurtuluş Savaşı’nın sonuna kadar da tek başlarına İslam dünyasının önderi ve savunucusu olmuşlardır.” (Atsız. Ötüken, 17 Nisan 1964, s.4) der.

Atsız, her millî aydın gibi başta yüce dinimiz İslamiyet olmak üzere millî ve mukaddes değerlerimizle alay edenlere karşı savaş açmış ve onlarla sonuna kadar mücadele etmiştir. Atsız, İslam düşmanlarının, Müslümanları gerici olarak yaftalamasına da şiddetle karşı çıkmış ve şöyle demiştir: “Gelenek, mazi, din lüzumludur mu dedin? Gericiliği yapıştıracaktır.” (Atsız, Ötüken, 14 Kasım 1964, s.11). Atsız’ın, İslam düşmanlarına karşı tepkisi de çok sert olmuştur.

Mesela Eflatun Cem Güney adlı bir İslam düşmanının, Müslüman Türk çocuklarının Allah inancını yok etmek için yazdığı, Allah kavramıyla alay eden “Nar Tanesi” adlı kitabını sert biçimde eleştirir ve şöyle der: “Ey bu topraklar için Allah Allah! diye bağırarak can verenlerin soyundan gelenler! Ey dokuz asırdır Allah uğrunda gaza edenlerin nesilleri! Körpe beyinleri yeni yeni uyanan yavrularımıza, bu kızıl düzenler ve dolanlarla, Tanrı’nın ne yolda tahayyül (hayal) ettirildiğini görüyorsunuz. Aldanmayın. Maksat Türk cemiyetinin temel dayanaklarından biri olan Allah fikrini yıkmaktır. Allah düşüncesi, yurt ve millet sevgi, ahlak duygusu ve aile bağları yıkıldıktan sonra geriye ne kalır? Her yabancı istilayı kabule hazır, hayvanlaşmış bir yığın.” (Atsız, Altın Işık, 15 Mart 1947, s.3).

“Bayrakla alay edemezsin. Millî tarihle eğlenemezsin. Kur’an’ı mizah konusu yapamazsın. Aile namusunu hiçe sayamazsın. Bunlar millî mukaddesattandır (kutsallarımızdandır). Millî mukaddesatı olmayan millet, millet değil hayvan sürüsüdür.” (Atsız, Ötüken, Nisan 1968, s.52).

Atsız, komünist bir tarih öğretmenini şöyle eleştirir: “Sinsi sinsi dinle de alay ederek, manevi bağlardan birini daha baltalamaya çalışır.” (Atsız, Ötüken Dergisi, 12 Ekim 1965, s.22).

Büyük dava adamı Atsız, Millî Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy ve “Gök Sultan” dediği Ulu Hakan Abdülhamid Han’ın en önemli hayranları arasında yer almış olup bu abidevi şahsiyetlerimiz hakkında da şöyle demiştir: “Mehmet Âkif’in İslamcı olmasını kusur diye öne sürüyorlar. İslamcılık dünün en kuvvetli seciyesi ve en yüksek ülküsü idi. Bugünkü Türkçülük ne ise dünkü İslamcılık da o idi. Esasen İslamcılık, Osmanlı Türklerinin millî mefkûresiydi. On dördüncü asırdan beri Türklerden başka hiçbir Müslüman millet ne Araplar ne Acemler ne de Hintliler İslamcılık mefkûresi gütmüş değillerdir. Bir Osmanlı şairi olan Âkif de millî mefkûre kemaline ermiş fakat yeni bir millî mefkûrenin doğuş zamanına rastladığı için geri ve aykırı görünmüştür. Mazide yaşayanların fikir ve mefkûreleri bize aykırı gelse bile onları zaman ve mekân şartları içinde mütalaa ettiğimiz zaman, haklarını teslim etmemek küçüklüğüne düşmemeliyiz.” (Atsız, Kızılelma, 1947, Sayı: 9).

Atsız, Ulu Hakan Abdülhamid Han’a “Kızıl Sultan” denmesine de şiddetle karşı çıkmış ve onun, içi dışı düşman dolu bir imparatorluğu 33 yıl sırf zekâ ve hamiyeti ile ayakta tutan büyük bir sultan olduğuna dikkat çekmiştir: “Toplumun en büyük haksızlığa uğramış tarihî şahsiyetlerinden biri, II. Abdülhamid’dir. Kendisinden önceki devirlerin ağır yükünü omuzlarında taşıyan, en güvenebileceği adamların ihanetine uğrayan ve dağılmak üzere olan içi dışı düşman dolu bir imparatorluğu 33 yıl sırf zekâ ve hamiyeti ile ayakta tutan bu büyük padişah; katil, kanlı, müstebit, Kızıl Sultan, cahil ve korkak olarak tanıtılmış, daima aleyhinde işleyen bu propagandanın tesiriyle de böyle tanınmış talihsiz bir insandır.

Bu düşmanlığı aşılayanlar ilk önce İttihatçılar, yani hürriyet kahramanları (!) yani Sultan Abdülhamid’in 33 yıl ayakta tuttuğu imparatorluğu 10 yılda dağıttıktan sonra memleketten kaçan kişilerdi. İttihatçılardan sonra da Ermeniler, Rumlar, Yahudilerdi. Yani yabancıları işe karıştırarak Türkiye’yi batırmak için Osmanlı Bankası’nı basan, Anadolu’da kargaşalık çıkaran ve Avrupa’nın gık demesine meydan vermeden Sultan Abdülhamid tarafından tepelenen Ermeniler; yani Balkanlara saldırıp karışıklık çıkarmak ve yine yabancıların da işe karışması ile Türkiye’yi parçalamak isterken Sultan Hamid tarafından 1897’de tepelenen Yunanlılar (ve bizdeki adı ile Rumlar); ve Filistin’de bir Yahudistan kurmak teşebbüsleri, Sultan Hamid tarafından önlenen Yahudilerdi.

…Sultan Hamid, kızıl değil, “Gök Sultan”dır. Herkeste bulunması mümkün ufak tefek kusurlarını şişirip erdemlerini inkâr etmekle ne Türk tarihi ne de Türk milleti bir şey kazanır.” (Atsız, 1956, Ocak, 11. Sayı).
Atsız’ı ırkçı olarak lanse edenlerin aksine, Atsız, Türkçülüğün ırkçılık ve kafatasçılık olmadığına dikkat çeker ve şöyle der: “…Kafatasçılığın ise, Türkçülükle, uzak yakın hiçbir ilgisi ve ilişiği yoktur. Bir müddetten beri fikir piyasasında kullanılmakta olan kafatasçılık, antropoloji denilen bilim dalının, yerli kızıllar tarafından Türkçeye çevrilmiş adıdır. …Buna göre Türkçülükte Nazizm, diktatörlük ve kafatasçılık aramak bu gerçeklerden haberi olmamanın ve kızıllarla diğer Türklük düşmanları tarafından uydurulan yalanlara inanmanın neticesidir.” (Atsız, H.N. 1997,132).

Ziya Gökalp, Türkçülüğü, “Türk milletini yükseltmek’tir.” (Gökalp, 1996,s.21) şeklinde tarif ederken; bu tanımı daha da genişleten Nihal Atsız, “Türkçülük, büyük Türkeli’nde Türk uruğunun kayıtsız şartsız hâkimiyeti ve istiklâli ile Türklüğün her yönden bütün milletlerden ileri ve üstün olması ülküsüdür.” (Atsız,1997, s.29) şeklinde tarif etmiştir.

Atsız, Turancılığı sadece kültürel bir birlik olarak görülmesine de karşı çıkmış ve siyasi birlik olmadan kültürel birlik olmaz demiştir.

Turancılığın kültürel bir birlik mi yoksa siyasi bir birlik mi olması gerektiği 1918 tarihli Türk Ocağı Genel Kurulu’nda tartışılmış (Önen: 2003). Burada Halide Edip’in de yer aldığı bir grup, Türkiye’nin mevcut gücünün, dış Türklerin siyasi birliği ile birebir ilgilenmeye yetmeyeceği gibi bir tespitle, bu topluluklarla ancak “hars (kültür) birliği” kurulması düşüncesini savunuyordu.

Bu düşünce, sonraları özellikle Sovyet gücü karşısında haklılık kazanmış gibi gözükse de Atsız, siyasi birlik olmadan kültürel birliğin de olamayacağı düşüncesini savunmuştur. “Büyümek düşüncesi asil bir düşüncedir.” diyerek de, Turan’ın Türkler için son durak olmadığına işaret ediyor olsa gerektir. “Bizim için en kutlu hedef Turancılıktır. ‘Eskiden nasıl bir idiysek yine birleşeceğiz.’ diye kendisini bir ülküye adamaktan daha kutlu ne olabilir? Bütün Türkleri birleştirmek hakkımız ve görevimizdir. Bizden zorla koparılanı zorla geri almak, adaleti yerine getirmektir. Turancılık bir büyüklük düşüncesidir. Büyüklük düşüncesi asil bir düşüncedir.” (Atsız, 2010, s. 51) diyen Atsız’a göre Türkçüler için İzmir’i kurtarmak üzere yapılan savaşla; Kıbrıs’ı, Kerkük veya Azerbaycan’ı, Türkistan’ı kurtarmak için yapılacak savaşlar arasında hiçbir fark yoktur. (Atsız, 1997, s. 131).

Atsız’ın, Turancılığı, siyasi bir birlik olarak görme düşüncesinin doğruluğu, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra önce Türk Keneşi’nin, ardından Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurulması ile ortaya çıkmış ve Türk dünyası, onun göstermiş olduğu siyasi birlik yolunda yürümektedir.

Kaynaklar:

Atsız, H.N. (1997) Türk Ülküsü. İrfan Yayımcılık.
Atsız, H. N.(1962). Orkun dergisi, Şubat 1962.
Atsız. H.N.(1964). Ötüken dergisi, 17 Nisan 1964.
Atsız, H.N. (1956) Ocak Dergisi, 11. Sayı, 11 Mayıs 1956
Atsız, H.N. (1947), Kızılelma, 1. Sayı 31 Ekim 1947.
Atsız, H.N. (1952) Orkun dergisi, 18 Ocak 1952.
Atsız, H.N.(1964) Ötüken dergisi, 7 Mart 1964.
Atsız, H. N.Ötüken dergisi, 14 Kasım 1964,
Atsız, H. N. Altın Işık, 15 Mart 1947,
Atsız, H. N. Orkun dergisi, 1951,
Atsız, Ötüken dergisi, Nisan 1968,
Atsız, Ötüken dergisi, 12 Ekim 1965,
http://59haber.com/kose-yazilari/ayasofya-6651.html.
Gökalp, Türkçülüğün Esasları, 1996
Önen, N. (2003). Turancı Hareketler: Macaristan ve Türkiye (1910-1944).Doktora Tezi. Ankara- https://dspace.ankara.edu.tr/

error: İçerik korunmaktadır !!