Türk Anayasa Tarihinde Bir Dönüm Noktası “Kırım Halk Cumhuriyeti Anayasası”

Türk Anayasa Tarihinde Bir Dönüm Noktası “Kırım Halk Cumhuriyeti Anayasası”

Birinci Dünya Savaşı’nın son yılına girilirken Kırım Tatarlarının ana yurdu Kırım Yarımadası’nda millî hareket ve mücadelenin oldukça heyecanlı ve aktif hareketleri yaşanıyordu. Birinci Dünya Savaşı, Rus Çarlığı için yıkımın başlangıcı olmuş ve Çarlığın her yerinde ihtilaller, iç çatışmalar ve çarpışmalar olanca hızıyla devam ediyordu. Bu kargaşa dolu günlerde 1917 Mart ayında toplanan Kırım Müslümanları Kongresi, Kırım Tatar Millî Kurultayı’nın toplanmasını kararlaştırdı. Tarihte ilk kez toplanacak Kırım Tatar Millî Kurultayı’nın toplantı tarihi, bugünkü takvimle 3 Aralık 1917 olarak belirlenmişti. Kongrenin, Kurultay’ı toplantıya davet etmesinin akabinde Kırım Tatarları 1917 yazı ve sonbaharını Kurultay’a katılacak vekillerin seçimleri ile geçirdi. Yine belki de dünya tarihinde ilk kez, kadınların seçme ve seçilme hakkını birlikte kullandığı Kurultay vekilleri seçimleri, Kırım Tatarları tarafından gerçekleştirildi ve Kurultay’a katılmak üzere 5’i kadın 76 vekil belirlendi. Yoğun geçen toplantılar ve müzakerelerin ardından 26 Aralık 1917 tarihinde orijinal adı ile Kırım Ahali Cumhuriyeti ilan edildi ve “Cumhuriyetin Anayasası”, Kurultay tarafından kabul edildi.
Bu yazıda, 26 Aralık 1917 tarihinde kabul edilen Kırım Ahali Cumhuriyeti Anayasası’nın, günümüz Türkçesine aktarılan metin üzerinden 18 madde ve 5 uyarı hükmünden oluşan kısa şerhini aktarmaya çalışacağız.

“Madde-1: Kurultay, her milletin kendi millî iradesi ile millî hayatını kurması esasını kabul eder.”
Fransız Devrimi sonrasında özellikle Avrupa’da ve dünyada hızla yayılarak, 19. ve 20. yüzyıllarda etkileri tüm dünyayı saran milliyetçilik akımının “kendi kendini yönetme – self determinasyon” ilkesinin yansıması, Kırım Ahali Cumhuriyeti Anayasası’nın ilk maddesinde bu hükümle ifadesini bulmuştur. Anayasa’nın bu ilk maddesi, oldukça açık ve kesin bir şekilde her milletin kendi iradesi ile kendi kendini yönetmesi, millî kurumlarını kurması ve millî hayatını sürdürmesi esasını kabul, beyan ve ilan eder. Madde düzenlemesinin ruhunda yani kanun koyucu Kurultay’ın iradesinde, Kırım’da yaşayan Kırım Tatarları ve diğer tüm halkların kendi millî varlıklarını yaşatmalarına saygı duyulacağı ve garanti altına alınacağı esası da bulunmaktadır. Kurultay, Anayasa’nın birinci maddesi ile Kırım’daki tüm halkların haklarını da gözeteceğini ve koruyacağını hüküm altına almaktadır. Anayasa’nın sonraki maddelerinde bu husus daha da belirgin hâlde düzenlenmektedir. 1917 yılı şartlarına bakıldığında, Anayasa’nın birinci maddesi, bir taraftan o günlerin düşünce hayatında oldukça yaygın olan kendi kendini yönetme iradesinin vücut bulması anlamına gelirken, diğer taraftan ancak II. Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası hukuk ve normlara girecek ilkeleri, zamanının çok ilerisinde bir anlayışla düzenleme altına almıştır.

“Madde-2: Her milletin millî hayatını düzenleyen kanunları çizmesi ile millî işlerinin, bireysel tercihlerinden daha çok millî iradeye uygun olarak yürütülmesi sağlanacağından Tatar milletinin de sonsuza kadar kendi hayatını kendi iradesi ile kurabilmesi için serbest, gizli, eşit ve doğrudan doğruya kadın-erkek bütün milletin oyları ile seçilecek Temsilciler Meclisi’nin devamını kabul eder.”

Anayasa’nın ikinci maddesi ancak modern ve gelişmiş demokrasi geleneğine sahip ülkelerin Anayasalarında rastlanabilen demokratik seçim ve temsil esaslarını belirlemektedir. Madde düzenlemesine göre her milletin millî hayatına dair kanunlar ve milletin bütününü ilgilendiren millî işlerin yürütülmesi ancak millî iradeye uygun olarak kabul edilmeli ve yürütülmelidir. Bunun sonsuza kadar bu usulde yürütülmesi gerekmektedir ve milletin kendi iradesi ise ancak ve ancak kadın-erkek bütün fertlerin katılacağı seçimlerde seçilecek Temsilciler Meclisi tarafından hayata geçirilebilir. Seçimler ise serbest, gizli, eşit ve doğrudan doğruya bütün halkın katılımı ile mümkün olursa millet iradesi de Temsilciler Meclisi’ne yansıyacaktır. Kırım Ahali Cumhuriyeti Anayasası’nın ikinci maddesinde benimsenen demokratik anlayış, 1917 yılının çok ötesinde, günümüz demokrasi anlayışının daha o tarihlerde Kırım Tatarları tarafından kabul edildiğini gösteren, dünya demokrasi tarihi için çok önemli ve pek çok ilki kapsayan bir metni içermektedir. Altını çizerek vurgulamak gerekir ki, kadınların seçme ve seçilme hakları, serbest, gizli ve eşit seçimler gibi bugün için vazgeçilemez demokratik ilkeler, o tarihlerde var olan pek çok devlette bahsedilmesi dahi mümkün değildi. Kurultay ve onun temsil ettiği Kırım Tatar halkı, 1917’de çağının çok ilerisinde bir demokratik anlayış ve yapıyı böylelikle kabul etti.

“Madde-3: Kurultay, hayat ve ruhu milletten doğan ve ancak onun değişmesi ile değişime uğrayan ve başkalaşan kanunların toplumsal hayatta verimli olabileceklerini kabul ettiğinden Temsilciler Meclisi’nin üç yılda bir seçilmesini zorunlu sayar.

Uyarı 1- Kurultay, memleketin bugünkü sarsıntılı hâlinde seçimlerin büyük zorluklara uğrayacağına inandığından Kurultay üyelerinin bir yıl süre ile Parlamento’yu oluşturmalarını kabul eder.

Uyarı 2- Kurultay, Tatar Parlamentosu’nun beş ile yedi bin kişiye bir milletvekili seçilerek oluşmasını kabul eder.”

Anayasa’nın üçüncü maddesi, çok önemli bir Anayasa hukuku ilkesini vurgulamaktadır. Kanunların hayatı ve ruhunun milletten doğduğu, her milletin kendine özgü kanunları olması gerektiği, hukukun kaynağının millet yani toplum olması gerektiği üçüncü maddede vurgulanmıştır. Kanun koyucu organ olarak “Temsilciler Meclisi” adı altında bir organ tesis edilmiş ve yasama erkinin, üç yılda bir seçilecek bu Meclis tarafından kullanılacağı belirtilmiştir. Temsilciler Meclisi, Anayasa uyarınca, kanunların verimli olabilmesi için milletin hayatı ve ruhuna uygun kanun yapmakla görevlendirilmiş; millet hayatındaki değişimlere kanunların hızla adapte edilmesi gerekliliğinin altı çizilmiştir. Temsilciler Meclisi’nin de bu değişime uyabilmesi için üç yılda bir seçilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Maddede yer alan birinci uyarı, 1917 yılının hızla değişen, sarsıntılı ortamını dikkate alarak mevcut Kurultay üyelerinin Parlamento görevini yürüteceğini hüküm altına almıştır. İkinci uyarı ise Tatar Parlamentosu’nun ne şekilde oluşacağını, temsilde adalet esasına göre o günün şartları dikkate alınarak belirlenmiştir. 1991’de toplanan II. Kırım Tatar Millî Kurultayı ve sonrasında toplanan tüm Kurultaylarda bu temsil esasına uyulmaya devam edilmiştir.
“Madde-4: Temsilciler Meclisi’nin olağan toplantıları kendisi tarafından belirlenir. Olağanüstü toplantılar ise Parlamento üyelerinin üçte birinin Başkanlıktan resmen talep etmesi ile toplanır.”
Anayasa’nın bu maddesi, Temsilciler Meclisi’nin olağan ve olağanüstü toplantılarının ne zaman ve ne şekilde yapılacağını düzenlemektedir. Günün şartlarına göre daimî olarak toplantı yapılamaması ihtimali dikkate alınarak yapılan bir düzenlemedir.

“Madde-5: Tatar Parlamentosu üyeleri her türlü dokunulmazlığa sahip ve zorunlu askerlik devam ettikçe askerlik yükümlülüğünden muaftır.”

Parlamenter sistemin bulunduğu her ülkede var olan milletvekillerinin dokunulmazlığı düzenlemesi 1917 şartlarında Kırım Ahali Cumhuriyeti Anayasası’nda da yer almıştır. Askerlik muafiyetinin de günün şartları, özellikle de askerlik sürelerinin günümüze kıyasen oldukça uzun olduğu düşünülerek bu maddenin getirildiği kanaatindeyiz. Demokratik ilke ve kuralların henüz oturmadığı, tartışmalı olduğu bir dönemde milletvekili dokunulmazlığı ve askerlik muafiyeti gibi dokunulmazlık ve muafiyetlerin dönemin siyasi ortamında yarar sağlayacağı çok açıktır.

“Madde-6: Temsilciler Meclisi, Tatar milletinin bilimsel, dinî, adli, askerî, mali, siyasi işlerine ve durum gerektirdiğinde ticari, tarımsal ve sınai işlerle ilgili konularda kanunları koymakla yükümlüdür. Temsilciler Meclisi’nde her konu için özel komisyonlar ayrılacaktır.”

Madde düzenlemesi, Temsilciler Meclisi’nin yasama erkini kullanırken hangi konularda kanun çıkarmakla yükümlü olduğunu belirlemektedir. Bu kanunları çıkarırken de her konu için ihtisaslaşmış özel komisyonlar kurulması, kanunların bu komisyonlarda görüşülerek hazırlandıktan sonra Temsilciler Meclisi tarafından kabul edilebileceği madde ile hüküm altına alınmıştır. Çağdaş demokrasilerde de uygulanan sistem, kanunlaştırma ya da kodifikasyon şekil, usul ve esaslarını belirlemektedir. Anayasa, bu düzenleme ile kanunların hatasız, eksiksiz bir şekilde çıkması, böylelikle temas ettiği konularda yasal altyapıyı tam sağlamasını amaçlamaktadır. Anayasa’nın altıncı maddesi düzenlemesi ilk bakışta Temsilciler Meclisi’nin yani Cumhuriyet’in yasama erkinin kanun çıkarabileceği alanları kısıtlamış gibi bir anlama gelmektedir. Ancak hemen ifade etmek gerekir ki 3. madde ile birlikte düşünüldüğünde yasama erkinin kullanılmasında bir kısıtlama olmadığı sonucuna varılmalıdır. Esasen altıncı madde düzenlemesi ile milletin bilimsel, dinî, askerî, mali işleri hakkında diğer erklerin düzenleme yapamayacağı, bu hususlarda kanun çıkarma ve hukuk koyma yetkisinin Temsilciler Meclisi’nin münhasır yetkisinde olduğu anlaşılmaktadır. Ticari, tarımsal ve sınai işlerle ilgili konularda ise hukuksal düzenleme yetkisi yasama erki ile diğer erkler arasında paylaşılabilecek ya da birlikte normlar oluşturulabilecektir. Kanunilik ilkesinin açık bir tezahürü olan bu düzenleme ile milletin ruhunu ve hayatını yansıtan Parlamento, yani Temsilciler Meclisi, millet için hayati ve millet yaşantısına doğrudan etki eden bilimsel, dinî, adli, askerî, mali ve siyasi işlerde Anayasa gereği norm koyma konusunda tek yetkili erk olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu Anayasa kuralı, dönemin monarşik, meşrutiyetle yönetilen ve kısmen ya da tamamen istibdat rejimlerine açıkça bir tepkidir ve milletin egemenliği esasını çok net olarak ortaya koymaktadır.

“Madde-7: Kurultay, yasama, yürütme ve yargı erklerinin her birinin tamamen özgürlüğünü ve her birinin kendi alanlarında tüm haklara ve hukuka sahip olduklarını kabul eder.

Uyarı 1- Kurultay, Millî İdare Üyeleri Kurulu’nu kabul eder.

Uyarı 2- Kurultay, bütün bakanlıklara birer Bakan seçilmesi esasını kabul etse de gerek görüldüğünde bir Bakan’ın iki Bakanlığa seçilmesi ve her Bakan’ın Bakanlar Kurulu kararına uygun olarak birbirlerinin görevlerine vekâlet etmelerini kabul eder.”

Anayasa’nın yedinci maddesi tam anlamı ile çağdaş demokrasi ve hukuk devletinin bir anlayışını kabul ve beyan etmektedir. Bu da “erkler ayrılığı” ilkesidir. Günümüz Anayasa Hukuku doktrini, devletin üç ana erkini yani kuvvetini yasama, yürütme ve yargı erkleri olarak kabul eder. Cumhuriyet’in Anayasası’nın yedinci maddesi, erklerin her birinin tamamen özgür olduğu ve her birinin kendi alanlarında tüm haklara ve hukuka sahip olduklarını kabul etmekle, çağına göre oldukça ileri bir demokrasi anlayışını; bunun sonucu olarak bir hukuk devleti anlayışını çok kesin bir hükümle ortaya koymuştur. Maddenin birinci uyarısı, yürütme erkinin “Millî İdare Üyeleri Kurulu” vasıtasıyla kullanılacağını, ikinci uyarı ise Millî İdare Kurulu’na seçilecek Bakanların çalışma usullerini düzenlemektedir.

“Madde-8: Tatar milletinin millî işlerinin düzenli bir şekilde yönetilmesi için millî işlerin her alanına ayrı kanunlar gerektiği kadar, bunlar için ayrı alanlar oluşturulması da zorunludur.
Tatar Millî İdaresi: Eğitim, Din İşleri, Maliye ve Vakıf, Adalet, Dışişleri Bakanlıkları ve Başbakanlık makamlarından ibarettir.

a) Eğitim Bakanlığı: Bütün millî okul, üniversiteleri ve Kırım Halk Cumhuriyeti’ne bağlı bilim ve fen ocakları ile Tatar milleti arasındaki ilişkileri belirler ve seçilmiş bilimsel teşkilat ile birlikte bütün bilim ocaklarının özerkliği esası üzerine projeler hazırlar.

b) Din İşleri Bakanlığı: Tatar milletinin hayatına temas eden inanç ve ibadet konularına ait dinî sorunları çözmek için Muhammediyye hukukuna uygun olarak hükümler ve bildirileri verme ve yürütme ile yükümlüdür.

c) Maliye ve Vakıflar Bakanlığı: Bütün millî vergileri toplamak ve bütün Millî İdare bütçesini hazırlayarak Temsilciler Meclisi’ne sunmakla yükümlüdür. Maliye idaresinde vakıfların ıslahını sağlayacak ve vakıf köylerde yaşayan Tatarların ekonomik hayatlarını düzeltecek çözümleri hazırlayacak bir birim kurulacaktır.
Uyarı-Kurultay, Tatar Millî İdaresi’nin masraflarını karşılamak için Parlamento’nun kabul ettiği esaslara uygun olarak milletten millî vergiler alınmasını kabul eder.

d) Adalet Bakanlığı: Tatar milletinin hukuksal sorunları ile ilgili davalarını gerek İslam hukukuna gerekse Tatar âdetleri ve toplumsal hayatına ait kurallara uygun olarak görmekle yükümlüdür. Buna karşın Müftülük lağvedilerek yerine Adalet Bakanlığı kurulmuştur.

e) Dışişleri Bakanlığı: Tatar milletinin şehir ve kasabalar teşkilatı ile olan ilişkilerini, zorunlu askerlik devam ettikçe askerî hayatına ait işlerini ve başka milletlerle olan siyasi, medeni, ekonomik ve sosyal ilişkilerini düzenlemek ve yürütmekle görevli birimleri olacaktır.

f) Millî İrade Başkanlığı: Bütün Millî İdare birimleri ile ilgili kanunların uygulandığını denetlemek ve bütün Millî İdare’de yaşatacağı ahenkle onu bir millî emele doğru götürmekle yükümlüdür.”
Anayasa’nın 8. maddesi ayrıntılı bir şekilde 7. maddede düzenlenen Millî İdare Kurulu’nu oluşturacak Bakanlıkları, bunların görev alanlarını ve işleyişini düzenlemektedir. Oldukça ayrıntılı yapılan bu düzenlemede; hangi Bakanlıkların kurulacağı, bu bakanlıkların hangi konularda görevlerini yürüteceği, görevlerini yürütürken hangi ilkelere ve kurallara riayet edecekleri Anayasal kurallar olarak metne işlenmiştir. Maddenin özüne ve ruhuna bakıldığında çok önemli ilke ve kurallara vurgu yapıldığı dikkat çekmektedir. İlk dikkati çeken, millî işlerin her alanına ayrı kanunlar gerekliliğidir. Bu “kanunilik ilkesi”nin yani milletin hayatına tesir edecek işlerin ancak kanunla düzenlenebileceği ilkesinin Anayasa’da yer almış olmasıdır. Bir başka ilke ise, “bilim ocaklarının özerkliği” ilkesinin vurgulanmasıdır. Bilimin ve eğitimin bağımsız ve özgür olması gerekliliği, yürütme erkinin bilim ve eğitim kurumlarını kurarken ve işletirken özerkliğine müdahale etmemesi Anayasa kuralı olarak getirilmiştir.

Maliye ve Vakıflar Bakanlığı düzenlemesinde yer alan uyarı, vergilerin kanuniliği, yani ancak kanun ile vergi toplanacağını düzenlemekte, bu konuda yürütme erkine bir keyfilik tanımamaktadır. Anayasa’da yer alan Din İşleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’na ait düzenlemeler, çağdaş demokrasilerde yer alan laiklik anlayışına uzak bir anlayışı ifade etmektedir. Ancak, bu noktada günün şartlarını, kanununun ruhunu iyi tetkik etmek gerekmektedir. Her iki Bakanlığa ait düzenlemeler, Çarlık Rusya’sının ülkede yaşayan Müslümanlara yönelik baskı aracı olarak kullandığı “İdare-i Ruhanî” kurumuna karşı bir tepki olarak getirilmiş düzenlemelerdir. Keza, madde düzenlemesi esasında kişiler arasındaki özel hukuk ilişkilerinin İslam hukuku ve örf-adet hukukuna göre çözümlenmesi esasını getirerek, bu alanı düzenleyecek kanunlar için bir kaynak işaret etmektedir. Din İşleri Bakanlığı özellikle bu anlamda bir ihtiyaçtan dolayı kurulmuştur. Görevi, dinî konularda hüküm verme ve bildiriler yayınlamaktan ibarettir. Bu noktalardan bakıldığında, çağın şartlarına göre Kurultay’ın vaziyet aldığına dikkat edilmelidir.

“Madde-9: Tatar Millî İdaresi birimlerinin her biri kendi alanlarında kanun taslaklarını hazırlamak ve bunları Temsilciler Meclisi’nin onayına sunmaya zorunludur.”

Kanun taslaklarının ne şekilde hazırlanacağı hususunda Millî İdare birimlerine görev veren ve hazırlanan kanun taslaklarının Temsilciler Meclisi’ne sunulması zorunluluğu bu maddede düzenlenmektedir. Madde düzenlemesi ile kanun yapma yetkisinin Parlamento’ya ait olduğu vurgulanmaktadır.

“Madde-10: Millî İdare birimleri başkanları, yani yürütme erki meclisi, milletvekillerinden seçilirler ve Temsilciler Meclisi’nin çoğunluk oyu ile alacakları güvenoyu ile görevlerini yürütebilir ve ancak Parlamento tarafından sorumluluğa çekilebilirler.”
Çağdaş demokratik rejimlere özgü bir nitelik olan yürütme erkinin, yasama erki tarafından yetkilendirilmesi ve yasama erkinin yürütme erkini denetlemesi ilkesi Anayasa’da yerini bulmuştur. Bu hükme göre; Temsilciler Meclisi, milletin egemenliği ve iradesinin temsil edildiği yasama organı olarak yürütme erki üzerinde yetkilere sahiptir ve yürütme erki olan Millî İdare birimleri yani şimdiki adı ile Bakanlar Kurulu ancak Temsilciler Meclisi üyelerinden oluşur ve yine Temsilciler Meclisi’nin güvenoyu ile yürütme erkini kullanabilir.
“Madde-11: Temsilciler Meclisi, milletvekillerinin dörtte birinin ve on kişiden az olmamak üzere her fraksiyonun talebi üzerine Millî İdare’den ve Yürütme erkinden istediği zaman açıklama istemek hakkında sahiptir.”

Temsilciler Meclisi yani Parlamento’nun güvenoyu dışında yürütme erkini nasıl denetleyeceğine dair denetleme mekanizmasına bu madde düzenlemesi ile ilaveler yapmıştır. Günümüz Anayasalarında yasama organı üyelerinin yazılı veya sözlü soru yolu ile Bakanlar Kurulu’ndan açıklama istemesi, yasama erkinin yürütme erkini denetleme yöntemlerinden biridir ve çokça uygulanan Anayasal bir denetim türüdür.
“Madde-12: Kurultay, her topluluğun idare şekli, orada yaşayan halkın mutlak çoğunluğu ile belirlenmesini canlandıran dört esasa uygun olarak seçilen Temsilciler Meclisi’nin vereceği kararla kararlaştırılacağını kabul ettiğinden, Kırım’ın idare şeklinin ancak Kırımlılar Kurucu Meclisi’nin toplanmasını sağlamak ile yükümlü kılar.”

Kırım Ahali Cumhuriyeti Anayasası, Kırım Tatar Millî Kurultayı tarafından kabul edilerek ilan edilmiştir. Anayasa hükmü olarak metne giren 12. maddede normatif, hukuki bir düzenlemeden ziyade Kurultay ilkelerine uygun olan bir anlayış dile getirilmektedir. Esasen Kurultay, bu madde ile bir görev ihdas etmektedir. Bu da halkın mutlak çoğunluğunun vereceği kararla Kırım’ın idare şeklinin belirleneceği, yani sadece Kırım Tatar halkının değil; Kırım’da yaşayan bütün halkların demokratik, gizli oy, açık sayım ve kadın-erkek bütün Kırım ahalisinin katılacağı bir seçimle işbaşına gelecek Kırımlılar Kurucu Meclisi’nin toplanması ile Kırım’ın idare şeklinin belirlenmesine karar verileceğini Kurultay kabul ve ilan etmektedir.
Kurultay tarafından kabul edilen Kırım Ahali Cumhuriyeti Anayasası’nın bu hükmü, normatif ya da hukuksal anlamda bir Anayasa hükmü özelliği taşımamaktadır. Bu aslında, Kırım Tatar halkı adına Kurultay’ın bir “irade beyanı”dır. Modern ya da doktriner anlamda kanun niteliği ya da Anayasa hükmü olarak nitelendirilmese de hukuk doktrini tarafından “beyan-will”, “ahit-act” ya da “söz-bill” niteliğindeki bu irade beyanları da Anayasa kaynağı hatta bazı ülkelerde Anayasa yerini alan hukuk kaynakları olarak tanımlanmıştır. Hukuksal açıdan bu madde düzenlemesini bir “millî söz-bill of nation” olarak adlandırmak ve tanımlamak bu yönleri ile daha doğru olacaktır.

“Madde-13: Kurultay, Kırımlılar Temsilciler Meclisi’nin toplandıktan sonra memleketin hayatını ilgilendiren ekonomik, mali, siyasi kanunların, toprak meselesinin ve milletlerin birbiriyle ilişkilerinin ancak Kırımlılar Kurucu Meclisi tarafından halledilmesini tanır.”

Bir önceki belirtilen 12. maddede Kurultay, Kırım Tatar halkı adına yapmış olduğu irade beyanını, yani vermiş olduğu sözü bu maddede pekiştirmektedir. Kırım Tatar halkının Parlamentosu olan Kurultay, Kırımlılar Kurucu Meclisi’nin toplanmasından sonra kendine ait yetkileri bu madde ile Kurucu Meclis’e devretmeyi taahhüt etmekte ve kendini bununla yükümlü kılmaktadır.
“Madde-14: Kurultay, Kırım siyasi hayatına dair her nerede bir karar verilecekse orada Kırımlılar Kurucu Meclisi’nin yetkisini kabul eder ve Tatar Parlamentosu’nu her hâlde en kısa zamanda Kırım Kurucu Meclisi’nin Kırım’ın idare şekline dair vereceği kararını Kırım Temsilciler Meclisi’nin söz konusu meselelerde verdiği kararını bildirmek için vekiller göndermesini tanır.”

Kurultay, Anayasa hükmü olarak kabul etiği bu kararla, Kırımlılar Kurucu Meclisi’nin yetkisini bir kez daha vurgulamakta ve Tatar Parlamentosunu/Temsilciler Meclisi’ni Kırımlılar Kurucu Meclisi’ne vekil/temsilci göndermek üzere yetkilendirmektedir. Bu vekiller, Kırım Tatar Millî Kurultayı’nın, Kırım’ın idare şekli konusunda verdiği kararı Kırımlılar Kurucu Meclisi’ne bildirmekle ve Kurucu Meclis’te, Kırım Tatar halkının iradesini temsil etmekle yükümlü kılınmıştır. Kırım Tatar Millî Kurultayı tarafından kabul edilen Anayasa’nın 12, 13 ve 14. maddeleri karşımıza Anayasa hükmü olmaktan ziyade yukarıda da izah edildiği üzere bir irade beyanını, Anayasa kaynağını çıkarmaktadır. Bu ise, Kırım’ın o dönemdeki tarihî, sosyal ve demografik yapısından kaynaklanan gerçeklerden kaynaklanmaktadır.

Kırım Tatar Millî Kurultayı, Kırım’da yaşayan tüm halkların bir arada, huzur ve refah içinde yaşayacağı; bütün halkların demokratik ve özgür iradeleri ile kuracağı bir devlet yapısını arzulamış ve bu yapının da Kırımlılar Kurucu Meclisi vasıtasıyla kurulabileceği inancını bahsettiğimiz bu maddeler ile irade beyanı olarak kabul ve ilan etmiştir. Bugün dahi Kırım’ın gerçeklerine çözüm öneren bu hükümler, Kırım Tatar halkının ve millî mücadelesinin demokrasi, başkalarının hak ve hukukuna saygıyı, adalet ve hukuku üstün tutma ilkesinin 100 yıl önce belgelenmesidir.

“Madde-15: Tatar Kurultayı, her topluluğun her barış konferansında diplomatların kararlarından daha çok oralarda yaşayan milletlerin oyu ile kaderlerinin belirlenmesi ilkesini kabul ettiğinden barış ile ilgili olan toplulukların ve milletlerin vekillerinin barış ve her türlü konferanslara kabul edilmesini talep eder.”
İçerik açısından başka Anayasalarda pek de rastlanmayan bu madde düzenlemesi, uluslararası hukuk oluşturulurken dahi milletin iradesinin temsilini şart koşmaktadır. Bu şart koşulurken de diplomatik bürokrasi yerine uluslararası hukukun oluştuğu uluslararası antlaşmalara dair yapılan barış ve her türlü konferans ve toplantıya milletin iradesini temsil eden milletvekillerinin katılması gerekliliğini pratik olarak önermektedir. Çünkü milletler ancak kendi iradeleri ile kendi kaderlerini belirlemektedir ve bunu da vekilleri vasıtası ile yürütmektedir.

“Madde-16: Kurultay, gerek sosyal hayatta yaşatılması zorunlu olan şahıs, ikametgâh, ifade, vicdan, birleşme, toplanma, basın, çalışma ve dinlenme özgürlüklerini ve yaşama hakkını sağlamak ve gerekse azınlıkta kalan milletlerin millî ve siyasi hakları ile Kurultay tarafından Tatar millî hayatının temelleri olarak kabul edilen Anayasa’nın ancak halk cumhuriyeti ile yaşatılacağına inandığından Kırım Halk Cumhuriyeti esasını kabul ve ilan eder.”

Bir Anayasa hukukçusunun, hukuk filozofunun veya insan hakları hukuku tarihçileri ve uzmanlarının en çok dikkat etmesi ve üzerinde çalışması gereken düzenleme Kırım Ahali Cumhuriyeti Anayasası’nın 16. maddesidir. Uluslararası bir hukuk metni olarak Birleşmiş Milletler tarafından 1948 yılında kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile düzenlenen insan hak ve özgürlüklerinin sayıldığı belki de ilk Anayasa örneklerinden biri, Kırım Ahali Cumhuriyeti Anayasası’dır.
Madde metninde şahıs olma, ikametgâh, ifade, vicdan, birleşme, toplanma, basın, çalışma ve dinlenme özgürlükleri ve yaşama hakkı, otuz yıl sonra kabul edilecek İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile birebir ifadelerle sayılmıştır. Üstelik çağının biraz daha ötesine giden Anayasa, azınlıkta kalan milletlerin millî ve siyasi haklarından da bahis açmıştır. Birleşmiş Milletlerin Azınlık Hakları Bildirgesi’ni 1993 yılında, Yerli Halklar Bildirgesi’ni 2007 yılında kabul ettiği düşünüldüğünde azınlıkların millî ve siyasi haklarının korunması ve yaşatılması bahsinin 26 Aralık 1917’de kabul edilen Anayasa’da yer alması, insan hakları ve hukuk tarihi açısından gözden kaçırılmaması, özellikle altının çizilmesi gereken tarihî bir olaydır.

“Madde-17: Kurultay, Kırım’da Tatarlar arasında bulunan mirzalık, beylik, çelebilik gibi unvanları ve bu unvanların verdiği imtiyazları fesheder.”

Eşitlik, hiç kimsenin ya da grubun kanun önünde başkasına üstün tutulmaması ilkelerinin ana temel olarak kurgulandığı bir Cumhuriyet’te asalet ya da dinî unvanların kullanılması, bu unvanlara bağlı olarak bu kişilere bahşedilen imtiyazların devam etmesi de düşünülemeyeceğinden Anayasa hükmü ile bütün unvanlar ve unvanlara bağlı imtiyazlar feshedilmiş, ortadan kaldırılmıştır.

“Madde-18: Kurultay, insanların eşitliği ilkesini kabul ettiğinden kadınların da erkeklerle beraber aynı haklara sahip olduklarını onaylar ve bu eşitlik ilkesi üzerine bir kanun yapılmasını Temsilciler Meclisi’ne havale eder.”

Kadınların seçme ve seçilme haklarını kullandığı ilk demokrasi örneklerinden biri olan Kırım Tatar Millî Kurultayı, insanların eşitliğinden hareketle kadınların erkeklerle beraber aynı haklara sahip olduklarını Anayasa hükmü olarak bir kez daha vurgulamıştır.

Kırım Hanlığı’nın yüksek medeniyet ve siyasi seviyesi, kazandığı zaferler ve elde ettiği başarılar Kırım Tatar Türklerinin tarihinin altın sayfaları idi ve her zaman gururla anmaktayız.

Bununla birlikte, Kırım Ahali Cumhuriyeti Anayasası’nın maddeleri üzerine düşünürken bir hukukçu olarak şunu bir kez daha hissettim ki Kırım Tatarlarının tarihî ve medeni eserleri sadece mimari yapılarda, edebiyat ve sanat eserlerinde ya da savaş meydanlarında kazanılan zaferlerden ibaret değildir.
Kırım Tatarları hem Türk-İslam hem de dünya hukuk ve insan hakları tarihi açısından da çok büyük eserlere, tarihî gerçeklik ve yaşanmışlıklara sahiptir. Bu eserler, Kırım Tatar halkının yazılı ve yazısız hukuk kaynaklarında, örf ve âdetlerinde, yaşadıkları çağın çok ilerisinde bir hak ve adalet anlayışı ile gelişmiştir.
Ve Kırım Tatarlarının bu yüksek hukuk medeniyeti 26 Aralık 1917 tarihinde kabul edilen Kırım Ahali Cumhuriyeti Anayasası’nda vücut bulmuştur. Benzerlerinden çok önce ve çağının çok ilerisinde…

error: İçerik korunmaktadır !!