Kırgızistan’ı Dünyaya Açan Bilge Yazarımız:
CENGİZ AYTMATOV

Kırgızistan’ı Dünyaya Açan Bilge Yazarımız:CENGİZ AYTMATOV

Cengiz Aytmatov, aydın bir anne ve babanın çocuğu olarak 1928 yılında Şeker Köyü’nde doğdu. Küçük yaştan itibaren Rusçayı öğrendi. Veterinerlik yaptı. Değişik memuriyetlerde bulundu. İkinci Dünya Savaşı’nın acılarını derinden hissetti. Moskova’da yüksek edebiyat kursları aldı. 1956-1958 döneminde Moskova’da Gorki Edebiyat Enstitüsü’nde eğitim gördü. Dünya klasiklerini okudu. Kırgızistan Edebiyatı dergisinde ve Pravda gazetesinde çalıştı. Daha birçok gazete ve dergide yazılar yayınladı. Sovyetler Birliği’nin dağılışı sırasında Gorbaçov’un danışmanlarından biriydi. Avrupa ülkelerinde büyükelçilikler yaptı. 1996’da Kırgızistan’ın UNESCO temsilcisi oldu.

Hikâye, roman ve tiyatro türlerinde eserler verdi. Eserleri, 150 civarında yabancı dile çevrildi. Cengiz Aytmatov, “Nobel Edebiyat Ödülü”ne aday gösterilmiş ama ona bu ödül verilmemiştir. Çünkü Nobel Ödülü’nü koyanların politik amaçlarına uygun bir yazar değildir. Aytmatov gibi yazarlar, ancak bütün Türk dünyasının ortaklaşa koyacakları “Manas Edebiyat Ödülü” ya da “Ahmet Yesevî Ödülü” gibi yarışmalarda ödül alabilirdi.

Aytmatov, eserlerinde genellikle simgesel bir dil ve teknik kullanır. Bu da hem edebiyat yapmanın bir gereğidir hem de Komünist rejim baskısına karşı ancak simgelerle konuşabilme zorunluluğundan kaynaklanır. Komünist rejime muhalefetini ancak simgesel bir dille gerçekleştirebilirdi.
Aytmatov, başta Kırgız Türklüğü olmak üzere diğer Orta Asya Türklerinin hem toplumsal, hem ekonomik, hem kültürel, hem de tarihî hayatını modern bir edebiyat tekniği ve kurgusu içinde çok etkili ve güzel bir şeklide anlattı. Çok zengin mitolojik birikimini, güncel durumlara uyarlayarak yeniden işleyip üretti.
O, aydın edebiyatçı kimliğine sahiptir. Özellikle Türk milletinin sorunlarına sorumlu bir aydın kimliğiyle yaklaşır. Türk milletinin ve bu arada dünya insanlığının sorunlarını tespit eder, bunların sebeplerini ve sonuçlarını irdeler, eleştirel bir yaklaşım geliştirir ve çözüm önerileri üretmeye çalışır.
Aytmatov’la ilgili yapılan çalışmalarda onun için çok güzel sıfatlar söylendi. Bunlardan bazıları şunlardır: “Türk dünyasının yıldırım sesli Manasçısı”, “Bozkırdaki Bilge”, “Modern Homer”…
Ele Aldığı Başlıca Konular:

1-Bireysel ve Toplumsal Mankurtlaştırma:
Cengiz Aytmatov, “mankurtluk” terimini dünya literatürüne kazandıran bir Kırgız Türk aydınıdır. Cengiz Aytmatov 9 yaşındayken babası, halk düşmanı suçlamasıyla Komünist rejim tarafından öldürülmüştü. Aytmatov, her gün okulda “Benim babam devrim düşmanıydı, cezası verildi, ondan nefret ediyorum!” diye bağırmak zorundaydı. Bu da bir mankurtlaştırma yöntemidir. Babasını yani Atasını, tarihini, kültürünü, milliyetini, dinini yok sayma hatta ondan da öte kötü görme ve onlara düşman olma hâli. Mankurtlaştırma, kişiyi kendi benliğine, kimliğine düşman yapma, kendi varlığını kendine reddettirme yöntemidir. Mankurtlaştırılmayı birçok romanında işledi.

Gün Olur Asra Bedel romanında, Colaman’ın saçları kazınmış çıplak kafasına şire denilen yeni kesilmiş deve derisinden âdeta bir şapka yapılıp etrafı iple bağlanarak gerçekleştirilen işlem, aslında bireysel gibi görünse de aynı zamanda toplumsal anlamda millî hafızayı silme teşebbüsüdür.

Bu, millî hafızayı yok ederek mankurtlaştırmadır. Aytmatov, Komünist Rusya’nın Türklerin millî hafızalarını silme teşebbüslerine şiddetle tepki koymuştur. Komünist Ruslar sanki başka yer kalmamış gibi Kırgız Türklerinin Atalarının Mezarlığı olan Ata Beyit Mezarlığı’na uzay üssü kurmuşlardır. Ata Beyit’in etrafını dikenli tellerle çevirmişler ve buraya Kırgız Türklerini sokmamışlardır. Ata Beyit Mezarlığı, oğlunu mankurtluktan kurtarmak için ölen Nayman Ana’nın gömüldüğü mezarlıktır. Yani bir anlamda Kırgız Türklerinin millî bilincinin sembolü olan bir mekândır. Rusların tavrı, bu bilinci yok etmeye dönüktür. Bu bilinçli bir tercihtir ve amaç, Kırgız Türklerinin Atalarını, tarihlerini yok saymak, yok etmektir. Bu, bir milleti toptan mankurtlaştırmadır.

Yine aynı romanda Ata Beyit‘te nöbetçi olan Kırgız Subay Sabitcan ve diğer bazıları, Komünist Rusların verdiği eğitimle kendi Kırgız Türklüğüne ait bütün millî ve dinî değerlerini kaybetmiş; Atalarını, tarihlerini, gelenek ve göreneklerini, dinlerini, kimliklerini unutmuş mankurt olmuş tiplerdir. Bunlar, efendileri olan Rusların öğrettiklerini tek doğru kabul etmiş, onların verdiği emirleri uygulamayı tek görev bilmiş, milletlerine ihanet etmişlerdir. Romanda Sabitcan, ölen babasının cenazesinin İslami usullere göre defnedilmesini gereksiz görüyor. Duaların ve diğer ibadetlerin Komünist bir devlette gereksiz ve anlamsız olduğunu söylüyor, hatta babasının cenazesinin Ata Beyit Mezarlığı’na gömülmesine karşı çıkıyor. Çünkü Sabitcan, Ruslar tarafından tam bir mankurt olarak yetiştirilmiştir. Yine nöbetçi Kırgız Subay’ın kendisi gibi Kırgız olan vatandaşıyla Kırgız Türkçesiyle değil de Rusça konuşması, hatta onu Rusça konuşmaya zorlaması tam bir mankurtluktur.

Mankurtlaştırma meselesi, Kassandra Damgası romanında da karşımıza çıkar. Bu romanda Genetik bilimi marifetiyle düşünce suçlusu kadınlar, taşıyıcı anne olarak kullanılır. Bu kadınlar kanalıyla Komünist Rusya’nın her emrini bir robot gibi yerine getirecek olan tarihsiz, kimliksiz, milliyetsiz, anası babası belli olmayan x fertler üretilir.

Beyaz Gemi romanında da mankurt tipiyle karşılaşıyoruz. Oradaki Orozkul, Kırgız Türklüğünün millî kültürünün bir parçası olan Maral Ana efsanesine inanmaz, şehre gidip bir dairede memur olmak, bir aktrisle evlenip sadece Rusça konuşulan bir evde yaşamak ister. Kırgız Türkçesini kaba bir köylü dili diye aşağılar; yani dilini, kimliğini, milliyetini reddeder. Diğer yandan devamlı içki içer, kendi idaresindeki ormanın ağaçlarını kesip gizli gizli satar. Her türlü ahlaksızlığı yapan kaba saba bir adamdır. Mümin Dede’ye kötülükler yapar, merhametsizce karısını döver ama efendileri olan Komünist amirlerine tam bir teslimiyetle bağlıdır yani dinî ve ahlaki değerlerini de yitirmiştir. Kendi Müslüman Türk kimliğine yabancılaşır ve efendisi olan Ruslara âdeta tapar. Bencilce kişisel menfaat temininden öte bir yaşama amacı yoktur. Sadece biyolojik anlamda maddi, dünyevi imkânlardan sonuna kadar yararlanmayı hedef edinir.

2-Evrensel Meseleler:

Cengiz Aytmatov, eserlerinde genellikle bireysel, millî ve yerli meselelere yer verirken aslında dolaylı olarak evrensel sorunlara da değinir. Ya da genel anlamda söylersek bireysel, yerel ve millî olandan evrensel olana uzanır. Bu bağlamda bütün insanlığın ortak sorunlarına da yer vermiş olur. Bunların başlıcaları şunlardır:
Dünya Barışı: Bunlardan biri, evrensel anlamda dünya barışıdır. Aytmatov, bu anlamda evrensel bir hümanizm taraftarıdır. Bütün insanların barış, saygı ve sevgi içinde, birbirlerinin haklarına saygı duyarak, hak ve adaleti gözeterek yaşamalarını ister. Nitekim Kassandra Damgası’nda devletler, milletlerarası savaşları çıkaranların masum halklar değil; ihtiraslı politikacılar olduğunu vurgular. Burada dünyanın geleceğine dair kaygılar dile getirilir. Kassandra, gelecekte ortaya çıkacak felaketleri sezme gücüne sahip Yunan mitolojisinde bir kadın kahramandır.
Dinsizliğin Kötülüğü: Cengiz Aytmatov, kendisi Müslüman bir Türk olmasına rağmen evrensel anlamda insanların mutlaka bir dine inanması gerektiği kanaatindedir. İnsanlar, toplumlar hangi dine mensupsa o dini yaşamalarının evrensel anlamda insanların iyi, doğru, adaletli, huzur ve barış içinde yaşamalarında dinî inancın önemine vurgu yapar. Bu bağlamda birçok romanında Türklerin İslam dinini yaşamaları ve korumaları gerektiği fikrini işlediği gibi Hristiyan toplumların da bu dini yaşamaları gereğine inanır. Hangi din olursa olsun toplumlar bir dine inanmalı ve onu yaşamalıdır. Dünya barışı biraz da buna bağlıdır. Nitekim Aytmatov’un Dişi Kurdun Rüyaları adlı romanında; Hristiyanlık içinde bir arınmayı, dogmatik unsurları ayıklamayı, kötülüğe karşı iyiliği yaymayı hedef edinen ve bu amacı için tek başına didinen Abdias kişiliğinin mücadelesini görürüz. Ona göre dünyada kötülüklerin, zulümlerin kaynağı, insanların dinden uzaklaşmalarıdır. Özellikle hem uyuşturucu, rüşvet gibi toplumsal hastalıkların çoğalmasında hem Sovyetler Birliği’nin çöküşünde hem de çevre kirliliği ve doğal dengenin bozulması gibi olaylarda dinsizliğin önemli bir etken olduğu görüşündedir. Aytmatov, Kaltay Muhammedcanov ile beraber yazdıkları Fuji Yama adlı tiyatro metninde, Sovyetler Birliği’nin okullarda çocukları dinsiz yetiştirmesini ve bunun zararlarını anlatır. Aynı zamanda Allah karşısında ruhlarını arındırmayan, kötülüklerini, yanlışlarını itiraf etmeyen dinsiz aydınların, mensup oldukları milletlerine ne gibi kötülük yapabileceklerini gösterir. Fuji Yama, Budistlerin günahlarını itiraf ettikleri Japonya’da bir dağın adıdır.
Aytmatov Edebiyatının
Belirgin Nitelikleri
Tarihsel Kültür Mirasını İşlemek: Aytmatov’un bütün eserleri dikkatle incelenirse teknik ve kültürel anlamda onun önde gelen özelliklerinden birisi şudur: Özelde Kırgız Türklüğünün, genelde ise bütün Türk milletinin tarihsel kültür mirasını modern şartlarda günümüz için güncelleyerek yeniden işleyebilmesidir. O, eski zamanlara ait bu kültürel değerlerin günümüz için de nasıl işlevsel olabileceğini göstermiştir. Eski destanları, masalları, efsaneleri ve diğer folklorik verimleri günümüzde nasıl anlamlı hâle getirebiliriz diye düşünmüştür. Romanlarında bunları modernize ederek, yenileyerek yeniden üretmiştir. Bu anlamda geleneği yeniden üretme konusunda oldukça başarılı olmuştur. Böylelikle millî hafızamızı diriltmiş, üzerindeki tozları kaldırmış, parlatıp cilalayarak günümüze taşımıştır.

Boynuzlu Maral Ana Efsanesi: Kırgız Türklerinin türeyiş destanı olan bu efsane, Beyaz Gemi romanında işlenir. Maral, dişi geyik demektir. Efsaneye göre bir savaşta tamamen katledilen Kırgızlardan geriye 2 çocuk kalır. Bu 2 çocuk, geyik ana tarafından büyütülür ve Kırgızlar tekrar çoğalır. Fakat bir zaman sonra geyikler öldürülüp boynuzları kesilmeye başlayınca, Geyik Ana da onlara küser. Mümin Dede, Kırgız Türklerinin kutsal efsanelerinden biri olan “Boynuzlu Maral Ana” efsanesini isimsiz torununa aktarmaya çalışır. Yani bunun simgesel karşılığı şudur: Türk Atalar, dedeler, torunları olan yeni Türk nesillerine efsanelerini, masallarını, kültürlerini, tarihsel hafızalarını nesilden nesile aktarmalıdır.

Romanda Ruslar tarafından dinsiz ve milliyetsiz bir mankurt olarak yetiştirilen Mümin Dede’nin damadı Orozkul’un çocuğu olmaz ve Boynuzlu Maral Ana efsanesine de inanmaz. Mümin Dede’nin isimsiz torunu, Orozkul amcasına çocuk vermesi için Maral Ana’ya yalvarır. Bu romanda aslında isimsiz torun, yeni Türk nesilleridir. İsmi yoktur çünkü Ruslar tarafından isimleri, Türk isimleri ve Türk isminin gereği olan millî değerleri yok edilmiştir. Ana babası tarafından terk edilmesinin simgesel karşılığı şudur: 1917’den itibaren Komünizm rejimi, yeni nesil Türklerin ana babalarını yani Atalarını, tarihlerini, milliyet ve dinlerini yok etmiştir. Bu çocuğun dedesine sığınmasının simgesel karşılığı da dedenin Komünizm öncesi dönemi yani Müslüman Türk kimliği dönemini temsil etmesidir. Dolayısıyla Müslüman Türk milletinin üç nesli gündeme getirilir. Buna göre 1917 öncesi dönem, Mümin Dede’nin temsilciliğinde millî ve dinî kimliğimizin devam ettiği dönemdir. Nitekim isim de “Mümin”dir yani İslam’a inanan kişi demektir. Ana baba âdeta kayıptır, yok gibidir. Bu ikinci nesil olan ana baba nesli, Komünizm dönemini temsil eder ve Ruslar tarafından yok edilmiş bir nesildir. İsimsiz çocuk da üçüncü nesli temsil eder. Bu nesil, Komünizm rejiminden kurtulup Mümin Dede’ye yani Komünizm öncesi Müslüman Türk dönemine sığınmıştır. Ancak Müslümanlık ve Türklük değerlerine sahip çıkarak kurtuluşa erecek ve millet olarak var olacaktır. O bakımdan Mümin Dede torununu, damadı Orozkul’un kötülüklerinden, dinsizliğinden uzak tutmaya çalışır. Mümin Dede’nin torununa Türk destan ve efsanelerini anlatması aslında bu nesli tarihsel millî kültür mirasıyla tekrar buluşturması demektir. Çocuğun yetim olması, Komünistler tarafından anasız-babasız, kültürsüz, dinsiz olarak yetim bırakılan nesli temsil eder.

Çocuk, babasının kutsal Türk mekânı olan Isık- Göl’deki Beyaz Gemi’de çalıştığı hayaliyle yaşar. Burada Beyaz Gemi, kızıl Rus karasına karşı çıkarılmış bir simgedir. Türkler, kızıl Komünist rejimin baskısı altında Rus kara topraklarında köle olarak çalıştırılır. Yeni nesil ise, beyazın ve geminin temsilciliğinde özgürlüğü hayal etmektedirler.

Turancı Yaklaşımı: Aytmatov, bütün Türk boylarının, Türk devletlerinin bir araya gelmesini, ortak işler yapmasını, tam bir dayanışma ve yardımlaşma içerisinde olmasını, büyük Turan birliğinin kurulmasını can ü gönülden isteyen ve bunun için çalışmış olan yürekli bir Türk aydınıdır. Her şeyden önce Kırgız’ın, Türkmen’in, Kazak’ın, Özbek’in ayrı birer millet değil; tek bir milletin yani Türk milletinin boyları olduğunu, kökümüzün bir olduğunu ve dolayısıyla kökü bir olan Türk boylarının mutlaka birleşmesi gerektiğinin bilincindedir. Nitekim kendisi ile yapılan bir söyleşide şöyle der:
“Şimdi Türkiye ile Orta Asya ve Kafkas Cumhuriyetleri arasında çok iyi ilişkiler var. Uluslararası önemli petrol boru hatları, demiryolları, bu ülkelerin ekonomik ve kültürel kalkınmasında çok önemli rol oynayacak. Bunun sonucunda Türk Cumhuriyetlerinin parlak geleceği, ülkelerimizin ve kardeş halklarımızın yakınlaşması daha kısa sürede gerçekleşecek. İnanıyorum ki bu projelerin hayata geçirilmesi ile dünya siyasetinde biz Türkler ile ilgili yeni sayfalar açılacak.

(…) Biz Türk halkları, 70 yıl Sovyet çatısı altında birleştik. Şimdi ise kendi birliğimizi, Türk birliğini kurmakta, Türk dünyasının bayrağı altında birleşmekteyiz. Bu elbette çok büyük, tarihî bir başarıdır. Azerbaycanlı da, Kırgız da, Kazak da, Türkmen de hem kendi Türklüğünü hem de hepimizin aynı kökten geldiğini biliyor. Bu aslında tarihî bir başarıdır, emsalsiz bir zaferdir.”

Kaynaklar:
Prof. Dr. Nurullah Çetin, Mankurtluk Külahı, İlbilge Yayıncılık, 3. Baskı, Ankara 2021
Orhan Söylemez, Cengiz Aytmatov, KaraM, Ankara 2002
Orhan Söylemez, Cengiz Aytmatov: Tematik İncelemeler, Atatürk Kültür Merkezi, Ankara 2010
Yasin Yavuz, Aytmatov Araştırmaları, Bengü, Ankara 2020
Ramazan Korkmaz, Aytmatov Anlatılarında Ötekileşme Sorunu ve Dönüş İzlekleri, Grafiker Yayıncılık, Ankara 2008

error: İçerik korunmaktadır !!