Gençlere Sorduk

Gençlere Sorduk

Hayvana Şiddet

Son dönemde ülkemizde şiddet haberlerinde baş sırayı çeken bir konuyu ele almak istiyorum: Hayvana şiddet. Hayvanlara verilen değerle doğru orantılı olan hayvana şiddet konusu, ülkemizin ana problemlerindendir. Şiddeti açmamız gerekirse buna; işkence, tecavüz, psikolojik şiddet, hayvanların iş gücünün sömürülmesi ve uygunsuz üretim koşulları, olmayan hayvan haklarının suiistimal edilmesi ve daha niceleri örnek verilebilir. Peki, hayvana şiddetin sebebi nedir? Temelde olmayan yasalar ya da mevcuttaki yaptırımların az olması ve hayvanların mal statüsünde değerlendirilmesi… Elbette bu şiddetin tek sebebini bir kişiye, kurum ve kuruluşa yüklemek çözüm değil, doğru da değil. Ebeveynlerin, çocuklarını eğitirken hayvanların da bir can olduğunu, onların da duygularının ve hislerinin bulunduğunu aşılamalılardır. Ancak merhamet sahibi insanlar hayvanları korur ve merhamet ise çocuklukta oluşur.
Bu şiddetin önüne geçmek adına devlet ve vatandaş el ele vermeli. Kökten yasa düzenlemeleri ve ailelerin bilinçlendirilmesi sonucu gelecek nesiller; hayvanlara daha saygılı ve merhametli, hayvanların haklarını arayan, onları sömürmeyen, uygunsuz koşullarda yaşamaya zorlamayan, doğayı koruyan, ekosistem bilinci oturmuş, geleceği parlak ve aydın bir birey olarak dünyaya örnek olacaklardır.

Aleyna Nur KAYA
Kafkas Üniversitesi, Veteriner Fakültesi


Sağlıkta Şiddet

Gün geçmiyor ki yeni bir sağlıkta şiddet vakasıyla karşılaşmayalım. Özellikle son zamanlarda ülke gündemimizde sıkça yer alan bu mesele, tüm sağlık çalışanlarının kanayan yarası. Özellikle de doktorların maruz kaldığı şiddetin boyutu çok çirkin. Doktor-hasta arasındaki bozuk iletişim, tarafların birbirine cephe almasına sebep oluyor. “Hayatın ve ölümün doktorun elinde olduğu; doktorların, hastalarının yaşamasına veya ölmesine karar verdiği…” gibi sağlıksız düşünceler de maalesef çok yaygın. Bu da doktorlara bakış açısını bir hayli değiştiriyor.

Kısa vadede acil çözümlere, tedbirlere, koruyucu yasalara, caydırıcı cezalara ihtiyacımız var. Bunlarla ilgili çalışmalar ilgili kurumlarca yürütülüyor evet ama uzun vadede de çözülmesi gereken sorunlar var. Eğitimli, bilinçli, ahlaklı nesiller yetiştirmeliyiz. Doktorlarımızın huzur içinde çalışmaları, güvende hissetmeleri ve mesleki motivasyonlarını kaybetmemeleri için onlara hak ettikleri itibarı ve ekonomik özgürlüğü vermeliyiz. Bu hâlihazırda, Tıp Fakültelerinde eğitim gören doktor adaylarının da mesleklerinin geleceğinden endişe etmelerinin önüne geçecektir. Doktorlara verilecek sosyal ve ekonomik imkânlar, doktorların kendilerini geliştirmelerini ve sağlıklı bir psikolojiyle mesleklerini icra etmelerini sağlayacaktır. Bunun, sağlıkta şiddetin bir nebze de olsa önüne geçeceğini düşünüyorum. Umarım sağlıkta şiddet, sağlıkta terör boyutuna ulaşmadan toplumca bu yıkıcı durumun önüne geçebiliriz.

Ayşe UŞAK
Kocaeli Üniversitesi, Tıp Fakültesi


Üniversite Gençliği ve Şiddet

İnsanoğlu var olduğundan bu yana kendini gösteren şiddet, dünya nüfusunun artması, dünya nimetlerinden pay alma ve egemen olma anlayışı ile birlikte önce yerel, daha sonra da kitlesel savaşlara dönüştü. Bireysel anlamda ise birbirlerini rakip olarak gören, kıskanan, kendi yerini korumak ya da başkasının omuzları üzerinde yükselmek isteyen insanlar arasında fiziksel ya da psikolojik şiddet olayları görülmeye devam etti. Üniversite öğrencileri arasında da zaman zaman psikolojik ya da fiziksel şiddet olayları maalesef görülebiliyor. Farklı sosyal ve kültürel çevrelerden gelen öğrencilerin hayata bakış açılarının farklı olması aslında bir zenginlik kaynağı iken, az da olsa bu farklılıkları kişisel rekabete dönüştürenler arasında, karşısındaki insanı küçümseyen tavırlarla uygulanmaya çalışılan şiddet olaylarına şahit olabiliyoruz. Bu durumun yaşanmasında elbette öğrencilerin içinde bulunduğu stres, hayat koşulları ve endişe etkili olabiliyor.

Ayrıca üniversite öğrencilerinin başkalarına karşı kendisini ispat etme duygusu, aynı yurt ya da ev ortamında birlikte yaşamaktan doğan anlaşmazlıklar zaman zaman kavgalara kadar varabilen şiddet olaylarını beraberinde getirebiliyor. Neyse ki bu tür şiddet vakaları genelde çok az yaşanıyor. Ne de olsa üniversiteli olma bilinci bir yerde ağır basıyor. Gönül istiyor ki insanlar farklılıkları zenginlik olarak görsün, başarının, birlikte çalışmakla ekip ruhu ile kazanıldığının farkına varsın. Kimse kimseyi kırıp, incitmesin. Sonuçta en güzel arkadaşlıklar, dostluklar üniversite eğitim hayatı ile birlikte başlıyor ve bir ömür devam ediyor.

Doğukan ÖZTÜRK
Kafkas Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü


Toplumun Kanayan Yarası Aile İçi Şiddet

Aile, toplumu oluşturan en küçük yapı olmasının yanı sıra aslında toplumda görülen pek çok sorunun da temelini oluşturuyor. Görmezden gelinen bu büyük sorun, Türk toplumundaki aile içinde böyle sorunlar olabilir düşünceleriyle göz ardı edilmektedir.
Aile içi fiziksel şiddetin yaygınlığı %41,4 iken duygusal şiddetin yaygınlığı %25,9 gibi azımsanmayacak oranlardadır. Şiddet, buradaki oranlardan da görüldüğü üzere sadece fiziksel olmakla kalmayıp duygusal olarak da kendini gösterebilmektedir. Bu şiddet, ilerleyen yıllarda bireyde geri dönülemez bir iz ve tahribat oluşturur.
Aile içi şiddet içinde büyümüş bir çocuk okula başladığında da bu şiddeti devam ettirir. Sosyal öğrenme kuramına bakacak olursak çocuk, ailesinin doğrularını kabul eder ve yaşamında uygular. Ne yazık ki bu durum; toplum tarafından dışlanmış, ötekileştirilmiş bir çocuk olarak büyümesine, bu öfkenin ilerleyen yıllarda daha da artarak devam etmesine neden olur. Görmezden gelinen, dışlanmış çocuk büyüdüğünde, bir metaforla anlatacak olursak o köyü yakacaktır.
Aile, bir insanın kendini en güvende hissettiği ilk yerdir. Ne var ki aile içi şiddet nedeniyle aile, en temel fonksiyonlarından olan güvenliği artık sağlayamaz. Ailenin oluşturduğu yapı, suç ve sapmaların yaşandığı bir mekanizma hâline gelmiş olur. Toplumda görülen, sosyopat eğilimleri olan, psikolojik sorunlar yaşayan bireylerde görülen ortak sorun, geçmişteki kötü bir aile hikâyesidir. Bu bağlamda düşünecek olursak aile içinde yaşanan sorunlar, aslında toplumun da ortak bir sorunu hâline gelmiştir.
Bu sebeplerden dolayı aile içi şiddet, azımsanmayacak bir etkidedir. Toplumun yapı taşı olan ailedeki sorunların göz ardı edilmemesi gerekir. Aile içi şiddete maruz kalmış bireylerin ötekileştirilmeden iyileştirilmesi gerekir. Bu iyileştirme sadece fiziksel anlamda kalmayıp psikolojik anlamda da yapılmalıdır ki bireyde bıraktığı yanıcı, yakıcı izi iyileştirilebilsin ve bu sayede hem birey hem de toplum iyileşebilsin.

Fatmanur AYKUTLU
Kafkas Üniversitesi Dede Korkut Eğitim Fakültesi,
Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik

error: İçerik korunmaktadır !!