Gençlere Sorduk

Gençlere Sorduk

Müzelere Genel Bir Bakış

Müzeler her zaman insanın hayatında büyük ve önemli bir yer tutmuştur. Şehirlere güzellik katıp yüzyıllardır insanın en uğrak ve ihtiyaç duyduğu noktalardan birisi olmuştur.
Her müzenin bir ruhu, rengi ve ahengi vardır fikrimce. İnsanı öyle bir içine alıyorlar ki, hissetmemek elde değil ânı. Bazen tarihe yolculuk yaparak geziyorum müzeleri; geçmişe dair ne kaldıysa ardından dokunarak, görerek, koklayarak geçmişi günümüzde yaşıyorum. Müzeler bazen en yakın insanımızın geçmişi oluveriyor. Çok geçmeden görebiliyorsun senden önceki insanın kıyafetini, aşını, evini, sazını ve sözünü. Elbette günümüzün olaylarını, yarım kalmış hikâyeleri de barındırıyor müzeler. Senin, geleceğe dair ne bırakabileceğini görebiliyorum. Müzeler, bizden sonraki nesillerin hayallerini de süslüyor. Modern çağın, gelişmiş teknolojinin ve yeni medeniyetin bir parçası oluyor müzeler, bir farkla, artık yıllanmış eller değil yeni bir el imar ediyor.
Müzeleri gezmek, hayatım boyunca kendime kural olarak koyduğum noktalardan biridir ve müzeler, beni her zaman ziyadesiyle etkilemiştir, en son gittiğim “Çikolata Müzesi” de buna dâhil. Bireysel akademik hayatıma bir şeyler katabilme çabası olduğu sürece müzeler ve kütüphaneler bu yolculuğun sağ ve sol kollarıdır benim için. Günümüze, geleceğe ve özellikle geçmişe dair bir şeyleri bilmek istiyorsak bu elbette müzeler yoluyla da olmalı. Bana göre insanın hayatı çok önemlidir ve diyebilirim ki insanın hayatına bir ruh verebiliyorsa bir şey bu, müzeler olurdu. Her müzenin kendine has bir kokusu ve dokusu vardır. Müzeye girdiğim andan itibaren o kokuyu alabiliyorum, o dokuyu hissedebiliyorum, bunları görebiliyorum. Müzelerin bir rengi vardır; duvarlar, kapılar, pencereler, döşemeler beni her zaman etkilemiştir.
Müzelerin bir ahengi de vardır. O ahenk beni içine alıp farklı yönleriyle bana dans ettiriyor ve onun büyüsüne kapılıyorum.
Müzeler kolay yapılmıyor, büyük bir uğraşın ve işçişiğin ardından ortaya çıkıyor. Bu kadar zahmetin üzerine gidip bu mekânları görmemek, yapılan işe önemsizlik atfediyormuş gibi geliyor bana. Ben de elimden geldiğince bu yerlere ayak basmaya çalışıyorum.
Yaşım hâlâ genç, bu vesileyle birçok müzeye gitme fırsatım oldu. Kendi memleketim olan Makedonya’da bulunan “Makedonya Arkeolojik Müzesi”, “Üsküp Şehir Müzesi” ve “Makedonya Mücadelesi Müzesi” başta olmak üzere bu tür müzeler, bir Makedonya vatandaşı olarak beni fazlasıyla etkilemiştir.
Türkiye’de olduğum sürece en etkilendiğim başlıca müzeler: “Rahmi Koç Müzesi”, “Topkapı Sarayı”, “Dolmabahçe Sarayı”, “Panorama 1453 Müzesi”, “İstanbul Arkeoloji Müzesi”, “Bursa 1326 Panorama Fetih Müzesi”, “Konya Mevlânâ Müzesi”, “Kapadokya Göreme Açık Hava Müzesi”, “Derinkuyu Yeraltı Şehri ve Müzesi” ve İzmir, İznik, Çanakkale, Edirne ve sayamadığım birçok şehirdeki müzeler, beni fazlasıyla etkilemiştir. Müzeler, hayat almış hayalin bir parçasıdır, yaşam bulmuş ölü insanın eseridir. Ben de bu hayal ve hayat sürene dek müzelere gidip görme aşkı hiç sönmeyecek.

Emin İSMAİL
Bursa Uludağ Üniversitesi, ilahiyat Fakültesi


Dikkat! Müze Çıkabilir

Müze’nin TDK’de tanımı; sanat ve bilim eserlerinin veya sanat ve bilime yarayan nesnelerin saklandığı, halka gösterilmek için sergilendiği yer veya yapı olarak geçmektedir. Bir Bursalı ve de merak duygusu yoğun bir insan olarak müzeler benim için hep cazibe merkezi konumunda olmuştur. Osmanlının da bir zamanlar payitahtı olan Bursa şehrinde birçok müze görmek mümkündür. Bursa’da yaşayanlar bilir, bilmeyenler için de öğrenmek için bir fırsattır Şair Ahmet Paşa Medresesi’nde bulunan Uluumay Osmanlı Halk Kıyafetleri ve Takılar Müzesi. Sanatseverler için görülmesi gereken yerlerin başında gelmektedir. Bu müzede, Osmanlı topraklarında yaşamış halkların kıyafetleri sergilenmektedir. Kıyafetlerin yanı sıra o zamana ait takılar, fincanlar, taraklar, biblolar ve daha bir sürü şeyi görmek mümkündür. Müzelerde sergilenen nesneler, bize geçmişten bir anı sunmaktadır. Âdeta ben de yaşadım ve yaşadığımı siz de görün der gibi… Müzede gördüğüm bir fincanı ele alalım. Ah, nasıl işçilik, nasıl güzel figürler ile bezenmiş… İnsanın, kahvesini yudumlarken bile göz zevkini düşünmüş olması nasıl bir zarifliktir. Şimdiye dönüp baktığımızda ise teknolojinin dört bir yanımızı sardığı, zevkten ve estetikten uzak bir hayatta bunlardan bahsetmek pek mümkün değil. Ama görmek mümkün ve bize bunu, bu tarz müzeler sunmaktadır.
Müzeye sadece gezmek için gitmeyeceksin. Hissedeceksin, düşüneceksin. Orada bulunan her nesnenin hikâyesini duymaya çalışacaksın. Bursa/Merinos’ta bulunan Bursa Göç Tarihi Müzesi’ne daha önce gitmediyseniz orayı da görmelisiniz. “Göçenlerdi onlar; Girit’ten, Kırım’dan, Kafkaslardan, Balkanlardan bir yuva arayanlar.” Balmumundan yapılmış heykellerin arasından yürüyüp geçmeyeceksin; duracaksın, biraz yaklaşacak ve hikâyesine kulak vereceksin. Ne anlatıyor sana? “Beni doğduğum topraklarda ararlarsa gittiler deyin, adımızı unutun artık muhacir deyin.” Duydun mu sana neler neler anlattı…
“Mücadele etmeden mutlu olunmaz, her mutluluk az çok bir çaba ister. Kitap okumak, müze ziyareti, ormanda dolaşmak hep bir teşebbüs gerektiren zevklerdir.” demiş Jules Payot, haydi ne duruyorsun sen de teşebbüse geç!

Hanife AYDIN
Bursa Uludağ Üniversitesi,
İlahiyat Fakültesi


Müzelerin Yol Haritası

Bir şehre gitmeden önce yaptığım şeylerden biri de şehirde bulunan müzeleri incelemek oluyor. Eğer incelediğim müzeler ilgimi çekerse, yapacağım seyahat benim için daha heyecanlı bir hâl alıyor. Şu ana kadar yaptığım en heyecanlı seyahatler İstanbul’da oldu diyebilirim. İstanbul sokaklarında gezmek müze gezmek gibi âdeta. İstanbul’da bulunan müzelerin çeşitliliği de insanların farklı ilgilerine hitap ediyor. Kendimce bu müzeleri kategorize edersem; devlete bağlı müzeler, millî saraylar, modern sanat müze ve galerileri, müze olarak işlev göstermese de bence müze gibi görülmeye değer olan hanlar, pasajlar, ibadethaneler, korular, parklar, sokaklar, sahiller… Bu çeşitlilik, ülkemizde en yoğun hâliyle İstanbul’da bulunuyor. İstanbul’da öğrencilik yapmayı bu yüzden çok isterdim. Ama orada okumamam, bu saydığım yerleri görmeme engel olmadı. İstanbul’a yakın bir şehirde okumamın buna katkısı tabii ki de çok büyük.
İnsanlar müze gezerken aynı zevki alamayabilir, bazılarına sıkıcı gelebilir fakat insana farklı bakış açıları ve kültürel birikim kazandırması açısından müzelerin önemli bir araç olduğunu düşünüyorum. Öğrencilerin bu konuda desteklenmesi gerekiyor. Bizler için bazı güzel imkânlar var. Mesela belediyeler tarafından düzenlenen günlük geziler, öğrenci müze kartı, vakıf müzelerinin belirli günlerde öğrenci kampanyaları vb. fırsatlar bulunmaktadır. Bunlardan faydalanmak için sosyal medya hesaplarınız güzel bir araç olacaktır. Eğer kullanmıyorsanız web sitelerinden bültenlere kayıt olabilirsiniz.
Müze gezileri yaparken planlı olmak önemli. Gidilecek müzenin çevresinde başka hangi müzelerin olduğu, açılış ile kapanış saatleri ve kapalı olduğu günler dikkat edilmesi gereken detaylar. Müzenin tarihçesini araştırmak, başından neler geçtiğini okumak gezinize ayrı bir zevk katacaktır. Ama tabii ki de tamamen planlı bir gezi monoton olabilir. Benim tavsiyem yürüyerek gezmek. Çünkü sokaklar, beklenmedik güzellikler çıkarabiliyor.
Benim gezmek istediğim ve gezdiğim yerleri yazdığım bir defterim var, sizlere de bunu tavsiye edebilirim. Genelde şehir olarak ama İstanbul ve benzeri şehirler için semt semt ayırıyorum bu yerleri. Sosyal medyada takip ettiğim kişilerin önerileriyle beğendiğim müzeler olduğunda yazıyorum. Gözden kaçmamasını sağlıyor ve derli toplu oluyor. Bu, dijital şekilde de yapılabilir. Modern sanat müze ve galerilerinin etkinlikleri, benim gezilerime yön veren önemli etkenler. Çünkü içerikler ve tarihler genelde değişiyor. İstanbul Modern, Pera Müzesi, Arter, Anna Laudel ve Salt Galata sevdiğim ve etkinliklerini takip ettiğim modern müzelerden bazıları. Millî Saraylar, Arkeoloji Müzesi, Cam ve Billur Müzesi ve Aya İrini Müzesi bence İstanbul’da başta görülmesi gereken devlet müzelerinden. Özellikle Millî Sarayları gezerken sarayı yaptıran padişahın besteleri varsa ya da o döneme ait bestelerden oluşan bir çalma listesi oluşturup gezerseniz, gezinizden ayrı bir lezzet alacağınızı düşünüyorum. O atmosferin büyüsünü hissedeceksiniz. Sanatla kalın!

Rüveyda BAYRAKTAR
Bursa Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk İslam Edebiyatı – Yüksek Lisans


Toplumların Hafızası “Müzeler”
Biz insanlar, yüzyıllar boyunca kıymetli gördüğümüz şeyleri güvenli yerlere kaldırıp kilit altında sakladık. Tarihin derinliklerine istediğimiz kadar inelim hep, nesnelere değer veren insanlarla, toplumlarla ve kültürlerle karşılaşırız. Hatta bu durumu, ilk insanların, değer verdikleri nesneleri kendi mezarlarına koyarak öbür dünyaya götürebileceklerine inanmalarına kadar da dayanıyor diyebiliriz. Tarihî eserler, biyolojik kalıntılar, sanat eserleri… Bu değerli şeyler, insanların beğenisine sunulmaya başlandı. Bu sanat eserlerini, kültürel değerleri sergilemek, tarihe saygı duymak, koleksiyonlar oluşturmak, aynı zamanda da ekonomik ve tarihî propagandalar gibi farklı gayeler için de birçok ilimizde ve farklı ülkelerde müzeler kuruldu.
Müzeler için eserlerin toplanması aslında oldukça karmaşık bir iştir. Savaş ganimetleri, tapınak objeleri, egzotik eserler, yakın zamanda tamamlanmış ya da yarım kalmış eserler… Hatta farklı zamanlar bir eserde birleşebilir, birçok eserde benzer yönleri ve farklı yönleri de bulunabilir. Müzelerde sergilenen eserlerin çoğu ana vatanlarından ya da onları yaratan medeniyetlerden, topraklardan ve de toplumlardan koparılmıştır. Bir eserin gerçek sahibini ya da kökenini bulmak oldukça zor olabilir. Ki bu konuda da açılmış birçok davanın olduğunu da biliyoruz. Bu davalar, yağmalanmış eserlerin uzun bir süre sonra dahi ait oldukları yerlere geri dönmesini de sağlamıştır. Birçoğu ait oldukları yerlerden koparılmış olsalar da müzeler, bu objeleri korumanın yanında yeni ve yaratıcı şekillerle halkın beğenisine, zamanı geldiğinde de sahibine geri sunar.
Bütün müzeler, bizden önceki yaşayan insanların ürettikleri, kullandıkları ve kıymet verdikleri nesnelerle, farklı kültürlerle buluşmamızı sağlar. Ve sergilenen materyaller, belirli bir zamanda belirli bir yerde ne anlamlara geldiği konusunda bizlere fikir verirken, bize diğer zamanları da yaşamamızın imkânını sağlar. Müzeler sayesinde tarihin derinliklerine ulaşabilir, onları ziyaret edebilir, tarihi yeniden yazabiliriz. Müzeler, geçmişin hikâyelerinin yeniden hayata geçmesini, hatırlanmasını sağlarken, farklı şekillerde de sergilenerek tarihin, insanların tanıklık ettikleri ve sürekli ilerleyen, durağanlığa sahip olmayan bir yapısının olduğunu da görmemize izin verir.
Müzeler, eğlence merkezleri değildir elbette. Ama sadece turistik yapılar olarak da algılanmamalıdır. Gezip görmekle kalmayıp sorgulamalıyız. Çünkü oralarda sadece eserler değil karanlıkları aydınlatan fikirler, geçmişin gizli anıları, gerçeklikler, anlam arayışları da sergilenmektedir. Tıpkı bir zaman kapsülü gibiler.

Müzelerin gerçek değeri güzellikleriyle, estetiğiyle gözlerimizi kamaştırmak değil; geçmişimizi gözden geçirmek için bizleri harekete geçirmelerinden doğar. Nerede ne konumda olduğumuzu ve bundan sonra olacakları değiştirebilmek için neler yapabileceğimizi anlamamızı ve düşünmemizi sağlar.

Mine AYRAN
Bursa Uludağ Üniversitesi, ilahiyat Fakültesi


error: İçerik korunmaktadır !!