Asırlık Çınar Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Asırlık Çınar Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Anadolu’nun hafızasını koleksiyonlarında barındıran, Türk müzeciliğinin mihenk taşı Anadolu Medeniyetleri Müzesi, dünyanın sayılı, ülkemizin en önemli müzeleri arasında yer almaktadır.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi, medeniyetler beşiği Anadolu’nun zengin kültürel mirasını, döneminin öne çıkan, ilk ve öncül eserleriyle, geçmiş ile günümüz arasında ilişki kurarak çağdaş yorum ve yaklaşımla ziyaretçisiyle buluşturmaktadır.

1921 yılında kurulan ve 2021 yılında 100. yılını kutlamanın gururunu yaşayan Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Avrupa’da “Yılın Müzesi” ödülü de dâhil olmak üzere birçok ödülün sahibidir.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Fatih Sultan Mehmet döneminin Ankara’daki iki önemli yapısı Mahmut Paşa Bedesteni ve Kurşunlu Handa faaliyet göstermektedir.

Türkiye’nin birçok bölgesine ait eserlerin sergilendiği müzede, insanlığın zaman tünelinde en erken çağlardan başlayarak günümüze kadar kronolojik bir teşhir yapılmaktadır. Müzede, Anadolu Arkeolojisi, Paleolitik Çağ’dan başlayarak sırasıyla Neolitik Çağ, Kalkolitik Çağ, Eski Tunç Çağı, Asur Ticaret Kolonileri Çağı, Hititler, Frigler, Urartular, Geç Hititler, Antik Yunan, Hellenistik, Roma ve Bizans dönemine ait eserler ile ilk bilinenden günümüze kadar gelen madeni paraları da içeren koleksiyonlar, Osmanlı devrinin tarihsel mekânlarında sırasıyla ve bölümler hâlinde sergilenmektedir.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müze Binalarının Tarihçesi

Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Atpazarı olarak isimlendirilen semtte, Ankara Kalesi’nin dış duvarının güneydoğu kıyısında, yeni işlev verilerek düzenlenmiş iki Osmanlı yapısında yer alır. Bu yapılardan biri Mahmut Paşa Bedesteni, diğeri ise Kurşunlu Han’dır.

Bedestenin, Fatih Sultan Mehmet dönemi Sadrazamı, Mahmut Paşa tarafından 1464 – 1471 tarihleri arasında yaptırıldığı düşünülmektedir. Kitabesi bulunmayan yapıyla ilgili olarak kaynaklarda, Ankara sof ve şal kumaşlarının toplanarak dağıtımlarının yapıldığı ticari bir merkez olduğu belirtilmektedir. Yapının planı klasik bedesten tipindedir. Ortada 10 kubbe ile örtülü dikdörtgen planlı kapalı mekân, karşılıklı yerleştirilen üstü beşik tonozlarla örtülü 102 dükkândan meydana gelen bir arasta ile çevrilmektedir.

Kurşunlu Han, diğer adıyla Rum Mehmet Paşa Hanı, tahrir defterlerine ve sicil kayıtlarına dayanan son araştırmalara göre Fatih Sultan Mehmet dönemi Sadrazamlarından Rum Mehmet Paşa’nın, İstanbul’un Üsküdar semtindeki imaretine vakıf olarak yaptırılmıştır. Kitabesi yoktur. 1946 yılındaki onarımda, II. Murat’a ait sikkeler ele geçirilmiştir. Bu buluntular, Han’ın 15. asrın ilk yarısında var olduğunu kanıtlar niteliktedir. Han, Osmanlı devri hanlarının tipik plan karakterinde olup, ortada avlu ve revak sırası ile bunları çeviren iki katlı odalardan oluşur. Zemin katta 28, birinci katta 30 oda yer alır. Odalarda ocak nişleri yer alır. Yapının batı ve güney yönlerinde yer alan bodrum katta “L” tipinde bir ahır kısmı mevcuttur. Han’ın kuzey cephesinde 11, doğu cephesinde 9 ve giriş eyvanı içerisinde karşılıklı yerleştirilen 4 dükkân yer alır. Han’ı yaptıran Mehmet Paşa, 1467 yılında bedesteni yaptıran Mahmut Paşa’nın azlinden sonra sadrazam olmuş ve 1470 yılına kadar görevde kalmıştır. Üsküdar’da cami, imaret ve medresesi olup, kendisi de orada gömülüdür.
Bugün, müzeyi oluşturan bu iki yapı, 1881 ve 1917 yılındaki yangınlardan sonra terk edilmiştir.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müzenin Tarihçesi

Kurtuluş Savaşı’nın devam ettiği günlerde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatlarıyla Maarif Vekâleti (Millî Eğitim Bakanlığı) bünyesinde kurulan Hars (Kültür) Müdürlüğü’ne bağlı olarak, Ankara Kalesi’nin Akkale Burcu’nda, o zamanki adıyla Ankara Âsâr-ı Atîka Müzesi bugünkü adıyla Anadolu Medeniyetleri Müzesi, 1921 yılında açılmıştır. Müzenin temeli, dönemin Kültür Müdürü Mübarek Galip Bey ile Müze Görevlisi Cemil Sena Bey’in katkılarıyla atılmıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasından sonra Türkiye’nin yeni yönetim merkezinde “Millî Müze” vizyonuyla kurulan bu ilk müze için şehirlere gönderilen genelge gereği, Anadolu’nun kadim medeniyetlerine ait, ülkenin çeşitli bölgelerinden getirilen eserler Ankara’da toplanmaya başlamıştır. Anadolu’dan Ankara’ya gönderilen eserler, Akkale Burcu’nun yanı sıra Augustus Mabedi, Roma Hamamı ve Etnografya Müzesi Bahçesinde (Namazgahtepe) toplanmıştır. Toplanan eserler için daha geniş mekânlara sahip bir müze binası gerekli görülmüştür. O zamanki Kültür (Hars) Müdürü Hamit Zübeyr Koşay tarafından, devrin Maarif Vekili Saffet Arıkan’a, metruk hâlde bulunan Mahmut Paşa Bedesteni ve Kurşunlu Han’ın onarılarak müze binası olarak kullanılması önerilmiş, bu fikir kabul edilerek, 1938 yılından 1968’e kadar devam eden bir restorasyon çalışması başlatılmıştır. Bedestenin orta bölümünde yer alan kubbeli mekânın büyük bir kısmının onarımının 1940 yılında bitirilmesi ile eserler, Alman Arkeolog H. G. Guterbock başkanlığındaki bir heyet tarafından yerleştirilmeye başlanmış, 1943 yılında binaların onarımı devam ederken, orta bölüm ziyarete açılmıştır. Bu bölümün onarım projesi Y. Mimar Macit Kural, ihale sonrası onarımı ise Y. Mimar Zühtü Bey tarafından yapılmıştır. 1948 yılında Müze İdaresi, Akkale Burcu’nu depo olarak bırakıp, Kurşunlu Han’ın onarımı tamamlanan dört odasına yerleşmiştir. Kubbeli mekânın çevresindeki arastanın restorasyon ve teşhir projeleri, Anıtlar Yüksek Mimarı İhsan Kıygı tarafından hazırlanmış ve uygulanmıştır. Beş dükkân orijinal hâlde bırakılıp, dükkân aralarındaki bölmeler kaldırılmış ve böylece, teşhir için geniş bir çevre koridoru elde edilmiştir. Müze yapısı 1968 yılında son şeklini almıştır. Bugün idari bina olarak kullanılan Kurşunlu Han’da; eser depoları, araştırmacı odaları, kütüphane, konferans salonu ve iş atölyeleri yer almakta, Mahmut Paşa Bedesteni ise teşhir salonu olarak kullanılmaktadır.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Bölümler


Paleolitik Çağ (Yontma Taş) – (1 milyon – M.Ö. 11000)
Anadolu’da günümüzden yaklaşık 1 milyon yıl önce başlayıp, 11.000 yıl önce son bulan Paleolitik Çağ; Alt, Orta, Üst ve Epipaleolitik olmak üzere dört döneme ayrılır. Bu çağ, insanlık tarihinin %99’luk bölümünü oluşturur. Doğanın belirleyici ve sınırlayıcı olduğu Paleolitik Çağ’da insanlar, mağara ve kayaaltı sığınaklarında barınırlar. Geçim modeli avcılık ve toplayıcılıktır. Hayvanları avlamada ve bitki köklerini toplamada taştan yaptıkları aletleri kullanmışlardır. Çağın insan topluluklarına ait taş, kemik aletler, bu devri belirleyen buluntulardır. Müzede ağırlıklı olarak Antalya bölgesi Karain Mağarası eserleriyle temsil edilmekle birlikte Öküzini, Beldibi, Yarımburgaz, Üç Ağızlı gibi yerleşimlere ait eserler de bulunmaktadır.
Neolitik Çağ (Cilalı Taş) – (M.Ö. 10000 – 5500) Çanak-Çömleksiz ve Çanak-Çömlekli Neolitik olarak iki dönemden oluşan bu çağ, insanlık tarihinde besin üretimi yanında ilk yerleşik toplumların kurulmasıyla başlar. Bu dönem, müzede, Çatalhöyük ve Hacılar gibi çağın iki önemli merkezinden ele geçen Ana Tanrıça heykelleri, duvar resimleri, damga mühürler, pişmiş toprak kaplar, kemik takılar ve tarım aletleri gibi buluntularla temsil edilmektedir. Çatalhöyük köy planı, dünyanın ilk şehir planı olma özelliğini taşımaktadır. Ana Tanrıça heykelciği, dünyanın en önemli kadın tasvirleri arasındadır.
Kalkolitik Çağ (Bakır – Taş) – (M.Ö. 5500 – 3000) Erken, Orta ve Geç olmak üzere 3 dönemden oluşan bu çağda kentleşme ve toplumsal sınıflar ortaya çıkmaya başlamış, taş aletler yanında bakır da işlenerek günlük hayata girmiştir. Anadolu’nun bölgesel farklılık gösteren, sosyo-ekonomik yapısını yansıtan kültür çeşitliliğini içermektedir. Yönetici sınıfı ve zanaatkârların ortaya çıktığı Kalkolitik Çağ için en önemli değişim, maden işçiliğinin başlamasıdır.

Eski Tunç Çağı (Maden) – (M.Ö. 3000 – 1950) Bu çağda kent devletlerinin kurulması ile köy hayatı kentlere taşınmış, yerel beylikler kurulmuştur. Bu beylikler içinde en tanınanı Hattilerdir. M.Ö. 3. binin başlarında Anadolu’da yaşayan insanlar, bakıra kalay katarak tunç elde etmiştir. Bu dönemde ortaya çıkan madenci sınıfı ustaları, tuncun yanı sıra devrin bilinen bütün madenlerini dökme ve döğme tekniğinde ilerleme kaydetmiş, madeni olağanüstü bir şekilde işlemiştir. Dönem sonunda çömlekçi çarkı da kullanılmaya başlanmıştır. Cumhuriyet Dönemi’nin ilk kazısı olan Alacahöyük’e ait kral mezarlarından ele geçen değerli madenlerden yapılmış ölü hediyelerinin yanında Hasanoğlan, Mahmatlar, Eskiyapar, Horoztepe, Karaoğlan, Merzifon, Etiyokuşu, Ahlatlıbel, Karayavşan, Bolu, Beycesultan, Semahöyük, Karaz, Tilkitepe buluntuları müzede zengin bir Eski Tunç koleksiyonu olarak sergilenmektedir.

Asur Ticaret Kolonileri Çağı (M.Ö. 1950-1750) Anadolu’da yazılı tarih bu dönemde başlamıştır. Akad Çağı’ndan beri Anadolu’nun zenginliğini bilen Mezopotamyalılar, Asur’un öncülüğünde kuzey komşuları ile geniş ve sistemli bir ticari ilişkiye girmişler, beraberlerinde Anadolu’ya yabancı olan dillerini, Sümerlerden öğrendikleri çivi yazısını ve silindir mühür geleneklerini getirmişlerdir. Böylece, Anadolu, M.Ö. 1950 yıllarından itibaren yazılı tarihî çağlara girmiştir. Müzemizde eserleri korunan Koloni Çağı Anadolu şehirleri Kültepe (Kaniş), Acemhöyük, Alişar ve Boğazköy’dür. Çivi yazılı tabletler, pişmiş toprak ve taş kaplar, hayvan figürlü sunu kapları – ritonlar, mühürler, mühür baskıları, heykelcikler, kurşun tanrı – tanrıça figürinleri ve taş kalıpları, kozmetik kutuları, altın eşya ve takılar, tunç aletler, ağırlık objeleri ve silahlar bu bölümde en güzel örnekleriyle yer almaktadır.

Hititler (M.Ö. 1750 – 1200) M.Ö. 2. binde Anadolu’da merkezi sistemle idare edilen ilk siyasi birlik ve ilk devleti Kızılırmak kavsi içinde Hititler tarafından kurulmuştur. Hititler, Anadolu dışındaki uygarlıklarda benzeri bulunmayan özgün bir sanat meydana getirmiştir. Başkentleri Boğazköy (Hattuşa) ile birlikte İnandık, Eskiyapar, Alacahöyük, Alişar, Ferzant, zengin buluntu veren Hitit merkezleridir. Kabartmalı, boğa biçimli törensel kaplar, pişmiş toprak eserler, devlet arşivine ait tabletler, baskılı mühürler dikkati çeken eserlerdir. Hitit kabartmalı vazo geleneğinin en güzel örneklerinden olan İnandık Vazosu, fildişi, altın ve tunçtan yapılmış tanrı ve tanrıça heykelcikleri, büyük boyutlu hayvan biçimli törensel kaplar, çivi yazılı kil tabletler, Hitit kral ve kraliçelerine ait mühür baskılarının yanı sıra Anadolu’daki tek örnek olan tunç tablet, Mısır kraliçesi Naptera tarafından Hitit kraliçesi Puduhepa’ya yazılmış dostluk mektubu, müzede görülmesi gereken eserlerdir.

Frigler (M.Ö. 900 – 330) Balkanlar üzerinden Anadolu’ya gelen Frigler, merkezleri Gordion şehri (Polatlı Yassıhöyük) olmak üzere M.Ö. 900’lü yılların sonunda Orta Anadolu’da egemen olmuşlardır. Anadolu’da yüzyıllardır süregelen eser geleneğini Friglerle farklılaşmıştır. Seramik formlarında ve süsleme sanatındaki farklılığın yanı sıra Friglerin, özellikle maden ve ahşap işçiliğinde ne denli ileri bir düzeyde oldukları görülmektedir. Bu bölümde ağırlıklı olarak başkent Gordion tümülüsleri olmak üzere Alişar, Boğazköy, Kültepe, Pazarlı ve Maşathöyük gibi merkezlerden gelen eserler sergilenmektedir. Tunç kazanlar, hayvan başı şeklindeki situlalar, Friglere özgü fibulalar, omphaloslu phiale (göbekli taslar), ahşap servis masası ve hayvan biçimli minyatür oyuncaklar ile pişmiş toprak kaz biçimli ritonlar bölümün dikkat çeken eserleridir.
Urartular (M.Ö. 900 – 600) Tuşpa (Van) şehri merkez olmak üzere doğu ve Güneydoğu Anadolu’da hüküm süren Urartulara ait bu bölümde; Van-Altıntepe, Ağrı-Patnos, Erzincan-Altıntepe, Van-Toprakkale, Muş-Kayalıdere ve Adilcevaz ile Giyimli köyünden bulunan eserler sergilenmektedir.

Madencilik ve mimari açıdan ileri düzeye ulaşan Urartular; kendilerine özgü tapınakları, saraylarındaki çok sütunlu kabul salonları ve bunun yanında baraj, gölet, sulama kanalları ve yaptıkları yollarla mimari başarılarını göstermişlerdir.

Urartu bölümünde; tunçtan ve fildişinden yapılmış mobilya aksamları ve süsleri, tunç kemerler, adak levhaları, gümüş ve tunç iğneler, fibulalar, bilezikler, çeşitli taşlardan yapılmış kolyeler, süs eşyaları, çeşitli kap örnekleri, koşum takımları, savaş aletleri ve demirden yapılan tarım aletlerini görebilirsiniz. Altıntepe kazılarında bulunan ve bu bölümde sergilenen, yüzden fazla fildişi plakanın birleşmesinden oluşmuş yatar vaziyetteki aslan, Ön Asya’nın fildişinden yapılmış en büyük aslan heykelciğidir.

Taş Eserler Salonu – Geç Hititler (M.Ö. 1200 – 700) Taş Eserler Salonu’nda; Hitit İmparatorluk Dönemi, Frig Dönemi ve Geç Hitit Dönemi eserleri sergilenmektedir. Geç Hitit Beyliklerine ait taş eserlerin ağırlıklı olarak teşhir edildiği salonda, mimari ile bütünleşik heykeltıraşlık örnekleri, aslanlı kapı girişleri, yarı heykel biçimli hayvan kabartmaları ve anıtsal yapıların ön cephelerinin alt sıralarında “ortostat” olarak adlandırılan kabartmalı bloklar yer almaktadır. Bu bölümde, elinde nar tutan ve boynuzlu “Tanrıça Kubaba” ortostatı ile Asur etkisinde yapılmış “Kral Mutallu” heykeli, görülmesi gereken Geç Hitit eserlerindendir.

M.Ö. 1. binin ikinci yarsından başlayarak Antik Yunan, Hellenistik, Roma ve Bizans dönemine ait altın, gümüş, cam, mermer, bronz eserler ile ilk paradan başlayarak günümüze kadar madeni paraları da içeren koleksiyonlar müze alt katında sergilenmektedir. Müze alt katında ayrıca “Çağlar Boyu Ankara” bölümünde Ankara’nın doğa tarihine ait buluntular, şehir ve civarında gerçekleştirilen kazılarda ele geçen eserler, tematik ve kronolojik olarak sergilenmektedir.

Bugün kendine özgü koleksiyonları ile dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alan Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Anadolu tarihine ışık tutarak siz ziyaretçilerine kapılarını açıyor.

error: İçerik korunmaktadır !!