ABD-ÇİN Rekabeti Ekseninde Yeni Dünya Düzeni

ABD-ÇİN Rekabeti Ekseninde Yeni Dünya Düzeni

Dünya da insan gibi sürekli bir değişim içindedir. Güç, ekonomi, askerî kabiliyetler, hukuki sistemler, ittifaklar ve diplomasi gibi birçok argüman ve denge üzerinde zamanla gözlemlenebilen farklılıklar, bu değişimin göstergeleridir. Fakat birçok sistemi zemininden oynatan daha köklü değişimler vardır ki; bunlar küresel nizamın yeni bir modele doğru evrilmesine neden olmuşlardır.

  • İstanbul’un fethi ve sonrasında dünya liderliğini elde eden Osmanlı,
  • yüzyılda sancıları başlayan ve 17. yüzyılda Batı merkezli bir dönüşüme zemin hazırlayan Rönesans ve Reform hareketleri,
  • yüzyılda buharlı motorların yaygınlaşması ile birlikte ivmelenen endüstriyelleşme ve şehirlileşme süreçleri,
  • Akabindeki sömürü yarışında birbirine çelme takmaya çalışan günümüz devletlerinin içine düştükleri kanlı buhranlar ve savaşlar,
  • Rekabet ve savaşlar neticesinde zayıflayan konvansiyonel imparatorlukların yerini, liberal – küreselci bir zeminde tek başına doldurmaya niyetlenen ABD,
  • ABD’yi destekleyen ve içinden bir yılan gibi kuşatan küresel finans baronları,
  • ABD’nin karşısında oluşan Doğu Bloğu,
  • Sovyetlerin çöküşü ile tek kutuplu olarak şekillenen yeni dünya düzeni,
  • Küreselci – liberal modelin dünya hâkimiyeti,
  • Bu hâkimiyeti sürdürmek için: Terör bahanesi ile yepyeni bir dış politika üzerinden dünyaya müdahale eden ABD ve müttefikleri,
  • Güçlenen Doğu’nun mevcut sistem üzerinde daha büyük bir tehdit hâline geldiğinin idraki,
  • Ekonomik krizler,
  • Kendi kaynakları üzerinde daha fazla söz sahibi olmaya başlayan enerji ihracatçısı ülkeler,
  • Her alanda kendini daha fazla gösteren Çin,
  • Bu bağlamda dengeleri değiştirme maksatlı başlatılan Arap Baharı,
  • Bütün dengeleri altüst eden, küreselleşmeye yeni bir çehre kazandıran ve birçok ülkede yönetimleri alaşağı eden pandemi dönemi,
  • Pandemi ile birlikte, pembemsi tablolarda dünyanın en önemli gündem maddesi hâline getirilmeye çalışılan iklim değişikliği ile mücadele konsepti,
  • Çin ile girişilen yeni Soğuk Savaş süreciyle yeniden dönüşüm geçiren ABD dış politikası,
  • Bu politika dâhilinde 2021’de yaşanan NATO, G7, G20, COP26 zirveleri, AUKUS ve QUAD paktları, Afganistan’dan çıkış ve enerji krizi gibi önemli gelişmeler,
  • Rusya’nın, Ukrayna’ya müdahale etmesinin zemininin hazırlanması,
  • Askerî müdahale ile birlikte yalnızlaştırılan Rusya,
  • Bu yalnızlaştırma sürecinde küreselleşmede yeni eksen kaymaları…
    gibi makro gelişmelerin hepsi yeni dünya düzeni modellerindeki değişimlere dikkat çekmektedir.
    Evet, bu perspektiften bakıldığında, günümüzdeki yeni dünya düzeni; ABD ile Çin merkezli bir rekabet ekseninde şekillenmekte ve hepimizi etkilemektedir.
    *
    ABD – Çin Rekabeti Merkezli Yeni Dünya Düzeni
    Çin, tarihî perspektiften bakıldığında, içerisinde birçok farklı görüşü ve dengeyi ihtiva eden büyük bir ülkedir.
  • İmparatorluk sisteminin sona ermesinden, cumhuriyet modelinin kabulüne,
  • Japonya işgalinden, İkinci Dünya Savaşı sürecindeki Batı ile olan sıcak ilişkisine,
  • Yaşanan komünist devrim akabinde soyunulan (Kore savaşında BM güçleri ile çatışma, Doğu Türkistan ve Tibet gibi coğrafyaları işgal gibi) yayılımcı politikalardan, Sovyetler ile gerilim sürecinde yeniden ABD ile yakınlaşmaya,
  • Ve 1990’larda yeni ekonomik modeller ile birlikte ivmelenen büyüme akabinde günümüzdeki yeni Soğuk Savaş sürecine kadar bütün dinamikleri ile detaylı bir şekilde çalışılması gereken, sosyokültürel argümanların çok etkin olduğu ilginç bir medeniyettir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Çin Halk Cumhuriyeti’nin ilanı ile şekillenen dinamik-komünist rejim, zamanın şartlarına göre kendisini güncellemeyi başarabilmiş ve içinde gizlediği cihanşümul hedefleri doğrultusunda lazım gördüğü her hamleyi uygulamaya geçirmekten geri durmamıştır. Fakat yine de uluslararası hamleleri dâhilindeki uygulamalarında, geleneksel Çin meşrebi ile de doğru orantılı olarak; sıcak çatışmadan kaçınan, ekonomi ve teknoloji temelli, derin ve yumuşak bir üslubu sürdürmüştür. Tabii öte yandan, kendi vatandaşlarına ve işgal ettiği coğrafyalardaki toplumlara karşı; baskıcı, ezici ve insan haklarını hiçe sayan politikalarını uygulamaktan da vazgeçmemiştir.
Çin kültürü ile harmanlanan ve kamusal liberal bir zemine kayan komünizm, insan gücü, teknoloji ve finansal kabiliyetler sayesinde, her argümanı bir istihbarat ve kontrol etme amacı ile kullanan yeni bir Çin tipi küreselleşme modeline doğru evrilmiştir.
Ve bu model, hiç şüphesiz sahip olduğu karakteristik yapı sebebiyle, mevcut uluslararası sistemi tehdit etmektedir.


Günümüze geldiğimizde ABD ile Çin arasındaki Soğuk Savaş’ın artık bütün şiddetiyle devam ettiği kolaylıkla görülebilmektedir. Özellikle bu bağlamda, 2000’li yılların başından beri devam eden terör merkezli ABD dış politika vizyonu, 2021 yılında yepyeni bir modele evrilmiştir.
2001 yılından bu yana, terör bahanesi ile birçok ülkeye müdahale eden, bu süreçlerde de hem ekonomik hem de algısal anlamda negatif etkilenen ABD, artık yeni dönemde tamamıyla Çin’e karşı hamlelerine odaklanacağı yeni bir dış politika zeminine kaymıştır.
Ekonomik açıdan bakıldığında, mevcut projeksiyonlarda, ABD için ortalama %2, Çin için ise %6 seviyelerinde varsayılan yıllık büyüme oranlarına göre çok değil sadece 8 yıl sonra (2029’da) Çin ekonomisi ABD’ye yetişecektir. Ve tabii ki, böylesi bir trend devam ettiği müddetçe Çin, arayı açarak büyümeye devam edecektir.
Ekonomik anlamda bu trendler gözlemlenirken, teknoloji alanında da Çin ve Çin menşeli şirketlerin küresel ölçekte elde ettikleri başarı dikkat çekmektedir. Bu bağlamda; sağlıktan telekomünikasyona, askerî teçhizattan akıllı sistemlere kadar birçok alanda Çin firmaları ABD’li firmaları geride bırakmıştır.
Bu süreç durdurulamaz ise;

  • Büyüyen ve güçlenen,
  • Baskıcı rejimi ile toplumunu ve kurumlarını aynı çizgide yönlendirebilen (bu sayede rekabetçi piyasalarda büyük avantaj elde eden),
  • Bütün dış hamlelerini istihbarat ve daha fazla kontrol elde etme gayeli şekillendirebilen,
  • Kontrolü altındaki coğrafyalarda insan hakları, demokrasi gibi kavramları hiçe sayarak dünyaya karşı kontrollü kapalı bir çizgide yönetim modeli ortaya koyan Çin; mevcut uluslararası sistem için çok daha büyük bir tehdit hâline gelebilecektir.

Her ne kadar mevcut sistemin de adil olmayan, bencil ve problemli birçok yönü olsa da, diğer bir ifade ile demokrasi, insan hakları, adalet, şeffaflık gibi popüler söylem ve süreçler güçlünün lehine olacak şekilde işletilse de, tamamen bu kavramlardan arındırılmış bir model çok daha büyük riskler ihtiva edecektir. Bu riskleri anlayabilmek için ilgili modeller dâhilindeki hegemon güçlerin iç dinamiklerini kıyaslamak yeterlidir.
*
Peki, bu bağlamda mevcut sistemin en büyük mimarı ve (hegemon) gücü olan ABD, böylesi bir tablo karşısında nasıl bir karşı strateji izlemektedir?
Özellikle pandemi döneminde Çin’in, aradaki farkı çok daha hızlı kapatmaya başlaması akabinde ABD, 2021 yılında bu bağlamda dış politikasında önemli değişikliklere gitmiştir.
2021 yılındaki NATO zirvesinden G7 toplantısına, Afganistan’dan çekilme sürecinden AUKUS Paktı’na, QUAD Zirvesinden G20, COP26 ve Demokrasi Zirvesi toplantılarına kadar bütün büyük gelişmelerde bu anlaşılabilmektedir.
2022 yılında Ukrayna için büyük bir yıkıma dönüşen Rus müdahalesinin altyapısının oluşturularak, Rusya’nın kanlı bir yalnızlığa itildiği savaş süreci dahi bu bağlamda değerlendirilebilecektir.
Şimdi ise görüldüğü üzere ABD’nin ana hedefleri (ve bu bağlamdaki görünen hamleleri) şu şekildedir:
1) Çin’in büyüme hedeflerini ve üretimini, artan enerji maliyetleri ile sekteye uğrat! (Enerji Krizi)
2) Enerji ve ticaret rotaları üzerinde engeller oluştur! (AUKUS Paktı, Afganistan’dan çekilme)
3) Askerî anlamda Çin’i ablukaya al! (Askerî yapılanma, AUKUS ve QUAD Zirveleri)
4) Doğu Türkistan’da büyük krizler oluşmasını sağla! (Afganistan’dan çekilme)
5) Yeşil Ticaret Mutabakatı gibi hamleler ile Çin’i ihracat yapamaz hâle getir! (NATO, G7, G20, COP26)
6) Bu bağlamda etrafında erişebileceği diğer tüm büyük piyasaları şimdiden kendine çek! (AUKUS ve QUAD Zirveleri)
7) Tayvan’a sahip çık!
8) Bölgede Hindistan ve Avustralya’yı daha etkin bir biçimde yanına al ve bu iki ülkeyi güçlendir! (AUKUS ve QUAD Zirveleri)
9) Uluslararası kamuoyu nezdinde Çin aleyhine “anti demokratik, insan haklarına önem vermeyen, çevreyi kirleten” imajını ihtiva eden bir algı oluştur! (Demokrasi Zirvesi, G20, COP26)
10)Bu süreci yönetirken, ekonomik ve siyasi olarak yıpranmaya sebep olacak diğer hiçbir işle uğraşma! (İran ile müzakereler, Afganistan’dan çekilme)
11) Rusya’nın, Ukrayna’ya askerî müdahalede bulunacağı bir ortam hazırlanarak, kurgulanacak savaş ortamı ile Rusya’yı, Çin ve ABD arasındaki daha yüksek düzeyli gerilimleri fırsata çevirebilecek imkân ve kabiliyetlerden mahrum et!
12) Rusya’yı yalnızlaştırarak, gerilen uluslararası sistemde müttefiklerini daha sıkı bir şekilde kendine bağla!
13) Enerji krizini daha da derinleştirerek hem kendi hidrokarbon üretim kabiliyetlerini güçlendir hem artan fiyatlar sebebiyle enerji dönüşümü algısını perçinle hem de kontrollü bir şekilde Çin’i zorla!
Buradan görülebileceği üzere; ABD dinamik, çok yönlü, alternatifli bir mücadele planını uygulamaya başlamıştır. Bu süreçte de birçok müttefikini, aktif olarak dinamikler içerisine dâhil etmiştir.

Şu an olmasa da, önümüzdeki 10 yıl içerisinde bu oyunun dışında kalarak dengeleri muhafaza etmeye çalışmak; neredeyse hiçbir etkin ülke için mümkün olmayacak gibi görülmektedir.
Diğer taraftan Çin başta olmak üzere, büyüklü küçüklü bu tablonun idrakinde olan bütün ülkelerin kendi kabiliyetleri ölçüsünde dengeleri az ya da çok etkileyecek girişimleri ve uzun vadeli politikaları da görülebilmektedir.
İşte dünya, böylesi bir eksende, yine hırslar, güç mücadeleleri ve rekabet gölgesinde yeni bir düzene doğru evrilmektedir.
*
“Umarız ki bu dönüşüm; yeni savaşlar, ekonomik krizler ve pandemiler ile dünyayı çok daha geri götürmez!” desek de; işte bütün çirkinliği ve riskleriyle karşımızda duran yeni dünya düzeni…
İşte size ahir zaman…

error: İçerik korunmaktadır !!