“14. ULUSLARARASI TAŞKENT FİLM FESTİVALİ”nde Türk Rüzgârı Esti

“14. ULUSLARARASI TAŞKENT FİLM FESTİVALİ”nde Türk Rüzgârı Esti

Dünya sinema camiasının en görkemli film festivallerinden olan Taşkent Film Festivali, 14-18 Eylül 2022 tarihlerinde Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te gerçekleştirildi.

Tarihi 1970’lere değin uzanan ve gerek Asya bölgesinin gerekse dünyanın en görkemli film festivallerinden olarak gösterilen Taşkent Film Festivali’ne bu yıl 40 farklı ülkeden sinema sanatçıları, yönetmenler, yapımcılar ve devlet yöneticileri katılım gösterdi.

Türkiye, Festivalin En Önemli Ülkelerinden Biri

Festival öncesinde organizasyon hakkında konuşan Özbekistan Sinema Ajansı, Uluslararası Bölümü Türkiye-Azerbaycan Koordinatörü Takhirov Sirojiddin, festivalin önemine vurgu yaparak, “Taşkent Uluslararası Film Festivali’miz tüm dünya sinema sektörü tarafından ilgi ile takip edilen bir festival. Her geçen yıl da bu ilginin arttığını mutlulukla görüyoruz. Festivalimize dünyanın birçok bölgesinden sinema profesyonelleri geliyor ve bu arada önemli görüşmeler, etkinlikler ve hatta iş birlikleri yapılıyor. Türkiye ise festivalimizin en önemli ülkelerinden biri. Çünkü hem halkımız Türk sinemasını her anlamda çok ve ilgiyle yakından takip ediyor hem de Türk sineması gerek teknik gerekse içerik olarak dünyanın en başarılı sinemalarından biri hâline gelmiş durumda. Biz de bu anlamda Türkiye ile olan iş birliklerimizi artıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü ile TRT ve bazı özel TV kanallarıyla ortak yapımlar üzerinde çalışıyoruz.

Bu anlamda iki ülkenin ortak kültürünün ve geleceğini anlatan filmler için de çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Oktay Kaynarca’nın başrolünde yer aldığı “Ben Bu Cihana Sığmazam” dizi filmi ile Türkiye-Özbekistan ortak yapımı olarak hayata geçecek 4 farklı dilde hazırlanacak “Doğudan Batıya Kültür Yolu Özbekistan Belgesel Filmi” bunlardan bazıları. İnanıyorum ki bu festival ve yeni iş birliklerimiz iki ülkenin sinemasına ve ortak kültürümüzün ve tarihimizin daha çok tanıtılmasına büyük katkılar sağlayacak.” diye konuştu.

Tarih, Daima Anlatacak Hikâyeleri Olanları Yazar

Gecenin açılışında bir konuşma yapan T.C. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, “İpek Yolu’nun aydınlığını, Orta Asya’nın Kültürel mirasıyla harmanlayan, günümüze taşıyan, toprağın özünü, ruhunu, ilmini insanlığın maneviyatına bahşeden âlimlerin Anadolu İslam kültürümüzün zenginleşmesinde büyük rolü olan ata diyarı Özbekistan’da ‘Türk Filmleri Günleri’ vesileyle bir aradayız.

Bugün Semerkand’daydık. Emir Timur’u, Bibi Hatun’u, Ulubey’i, İmam Mâtürîdî’yi ziyaret ettik. Bir kez daha gördük ve anladık ki tarih, daima anlatacak hikâyeleri olanları yazar. O hikâyelerle var olan geçmiş, yarınlarımıza rehberlik eder. Kimi zaman sözle, kimi zaman renkle, kimi zaman da sesle var edilen eserler coğrafyalar arasındaki sınırı ortadan kaldırır ve bizleri bir ve birlik olmak çağrısına inandırırlar. Sanat bilincini yükseltmek adına yürüttüğümüz politikaların ışığında, ulusal sinema eserlerinin izleyici ile buluşmasından büyük sevinç duyuyoruz. Türk dünyası içerisinde gerçekleşen ortak sinema çalışmaları, ortak geleceğimize derin katkılar sunacağına da inanıyoruz. Dost ve kardeş ülke Özbekistan ile sinema ve dizi sektöründe hâlihazırda gerçekleştirmekte olan ortak çalışmalarına yenilerini eklemelerimiz devam edecektir.” dedi.

“Türk Dünyasındaki Önemli Hikâyeler ve Değerler Beyaz Perdeye Taşınabilecek”

AK Parti Ordu Milletvekili ve Yerli Düşünce Derneği Başkanı Metin Gündoğdu, ortak bir sinema fonu oluşturmanın önemine dikkat çekerek, “Böylesi etkinliklerin kardeş ülkelerin birbirini daha yakından tanıması ve geçmişin, ortak kültürel mirasının farkına varılması bakımından büyük önem taşıyor. 14. Taşkent Film Festivali ile de sinema ve kültür vasıtasıyla tekrar ata yurdumuzdaki insanlarla bir araya gelebileceğimizi görmüş olduk. Müşterek değerlerimizi ortaya çıkarma ve sinema üzerinden birlikteliğimizi biraz daha ileriye taşıma düşüncemiz var. Bunun için ortak bir sinema fonu oluşturulması gerekiyor. Ortak fon meydana getirildiği takdirde Türk dünyasındaki önemli hikâyeler ve değerler beyaz perdeye taşınabilecek. Geçmişteki kültürel birikimlerimizi sinema yoluyla geleceğe aktarabileceğiz. Bunun da adımlarının atıldığını görmek bizleri açıkçası mutlu ediyor.” açıklamalarında bulundu.

Türkiye Özel Bölümü Düzenlendi

Türk film yapımlarının görücüye çıktığı ve ilgi ile takip edildiği festivalde, Türk sineması için özel bir de gece düzenlendi. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteği; Yerli Düşünce Derneği, Taşkent Büyükelçiliği, TİKA ve DEİK’in iş birliğinde gerçekleştirilen festivale Türkiye’den; T.C. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, AK Parti Ordu Milletvekili ve Yerli Düşünce Derneği Başkanı Metin Gündoğdu, Ankara Valisi Vasip Şahin, Sinema Genel Müdürü Erkin Yılmaz, Sinema Genel Müdür Yardımcısı Kemal Uysal gibi çok sayıda siyasi, bürokrat ve katılımcının yanı sıra sinema sektöründen Yapımcı Nazif Tunç, Yönetmenler Mustafa Uğur Yağcıoğlu, Umut Mete Soydan, Senarist Pınar Yağcıoğlu, Oyuncular Azra Akın Koru, Tuba Ünsal, Serdar Gökhan, Gizem Lidya Denizci, Celal Al, Derda Yasir Yenal gibi isimler de yer aldı.

Türk Oyunculara İlgi Yoğundu

Uluslararası Taşkent Film Festivali’nde, Türk sineması geçidi yaşanırken, Özbek sinemaseverler de Türk oyunculara yoğun ilgi gösterdi. İlgiden memnun olan Türk yönetmen ve oyuncular, festival hakkında dergimize değerlendirmelerde bulundu. Dizilerin gittiği yerlerdeki insanlara Türkçeyi öğrettiğini söyleyen Serdar Gökhan, “Türk dizileri dünyaya satılıyor. Hem sinema hem de Türk kültürü dünyaya yayılıyor. Bu yüzden ülkemizin kültürünü yansıtacak iyi diziler yapmamız lazım. Ülkemizi iyi tanıtmamız lazım.” dedi.

Oyuncu Celal Al da “Türk dizilerinde özellikle son yıllarda oluşan dinî ve inanç noktasında hassasiyetleri, kültürel noktadaki kazanımlarımızla birlikte, kültürel zenginliklerimizi insanlara daha güzel anlatan diziler var. Diriliş Ertuğrul, Abdülhamid, Alparslan gibi dizileri örnek olarak diyebiliriz. İnsanların irşadına etkili oluyorlar. Afrika’da, Amerika’da, Pakistan’daki programlara gittiğimiz zaman dini, rengi bizden apayrı olan insanlar bizimle Türkçe konuşuyor. Türk dizilerini izleyerek öğreniyorlar. Diziler ile inancınızı da gösteriyorsunuz. Bundan dolayı İslam’ı araştıranlar var. Dizilerin yurt dışındaki satışı bir o kadar da sorumluluk getiriyor.” şeklinde konuştu. Oyuncu Tuba Ünsal ise, “Geçmişte oynadığım ‘Yemin’ dizisi ilk ihraç edilen dizidir. Şimdi dizi yapıyoruz ve daha kanalda yayınlanmadan önce 130 ülkede satıldı. İçeriği de ona göre çekiliyor. İstanbul, o kadar güzel çekildi ki, turizme çok büyük katkısı var.” diye konuştu.

Oyuncu Derda Yasir Yenal, yaşadığı bir anısını paylaşarak, “Geçtiğimiz günlerde tatile gittiğimde bölgede yabancılar da vardı. Onlarla İngilizce konuştuğumuzda bana ‘Türkçe konuşabilirsiniz biz Türkçe biliyoruz.’ şeklinde cevap veriyorlardı. Orada Türk dizileriyle, Türk dilini öğretmede bu kadar etkili olunduğunu fark ettim.” dedi. Festivalde dikkat çeken bir diğer isim olan Gizem Lidya Denizci ise, Özbekistan’da gördüğü ilgiden ve gerçekleştirilen organizasyondan memnun olduğunu belirterek, “Özbekistan’da çok görkemli, çok havali bir organizasyonla karşılaştım. Her şey en ince detayına kadar düşünülmüştü; muhteşem bir kırmızı halı serüveniydi. Ve bu organizasyon sayesinde görmüş oldum ki, Türk sineması insanların hayatlarında ve kalplerinde büyük bir yer kaplıyor. Karşılaştığım sevgi ve saygı da muazzamdı.” ifadelerinde bulundu.

Yönetmen Nazif Tunç ise, sinemanın insanların ahlakını, maneviyatını, yaşama biçimlerini ve estetikle ilgili yaklaşımlarını etkilediğini vurgulayarak, “Sinema, bütün dünyanın algı merkezi oldu. Amerika’nın Hollywood’da bir zamanlar yaptığı işi, yine bugün çevrim içi mecralarla yaparak sinemanın kültürler ve politika, ekonomi ile yaşayış biçimleriyle etkisini devam ettiriyorlar. Sinemanın; insanların ahlakını, maneviyatını, yaşama biçimlerini ve estetikle ilgili yaklaşımlarını etkilediğini görüyoruz. Sinema Batı’da icat edilmiş, ilk büyük örneklerini Batı’da vermiş. Sinema sanatının çığır açıcılarının Batı’dan çıktığını görmüşüzdür. Türk dünyasında ise gerek Taşkent Film Festivali gibi gerek Kazan İslam Film Festivalleri gibi yerlerde millî-manevi sayılabilecek geleneği korumaya çalışan çıkışlar oldu. Sinemanın yönünü Roma’dan Horasan’a çevirmek bizim büyük ufkumuz. O özlenen ufka Türkiye’den büyük yöneliş var. Türk’ün ahlakını, merhametini, adaletini dünyaya ancak sinema ile yayarız. Dünya buna muhtaç. Sinemanın güdümlerle getirildiği yere bakın, korkunç. Ancak Türk Cumhuriyetleri arasında bir sinema birliği, Türk Dünyası Festivalleri bir mihenk koyacaktır. Çevrim içi mecralar, Batı’daki festivaller dolayısıyla güdümlü hâle getirilmesinden kaynaklı bir yanılgıyla ülkelerin millî kendi kültürleri ve gelenekleri sinemada yok oluyor. Ana işaretleri filmlerde bulamıyor oluyoruz, neredeyse bütün filmler tek tip elden çıkmış gibi. Aynı konuları, aynı karakteri, aynı dünyayı işliyor. Bu da sinemayı zenginleştirmekten uzaklaştırır.” dedi.

Türk sinemasında manevi iklimimize, coğrafyamıza ve kültür havzamıza dönüşün olması gerektiğini belirten yönetmen Tunç, “Bizim özlemimiz kendi kadim geleneğimize, manevi iklimimize, coğrafyamıza, kültür havzamıza dönük bir sinema yapmak. Onun için birtakım adımlar atılıyor. Türkiye, Korkut Ata Türk Dünyası Film Festivali oluşumu içine girdi. Türk dünyasında, Türk lehçesi ile yapılmış olan filmlerin katıldığı; Türk ahlakının, merhametinin, adaletinin, karakterinin perdede gösterildiği yapımlar olsun istiyoruz. Korkut Ata Türk Film Festivali, Türk dünyasında sinemada bir devrimdir. Berlin Film Festivali, Venedik Film Festivali, Cannes Film Festivali ile biçimlendirilen, tekrar güdümlenen, boyunduruk altına alınan bir Türk sinemasının yeniden özgün ve özgür Türk coğrafyasına döndürülmesine yönelik bir işarettir. Türk sineması tıpkı Türk dizileri gibi gelecekte dünyanın sayılı sinemalarından biri olacaktır. Bunu da sağlayacak olan kendine güvendir. Kanatları hem Doğu’da hem de Batı’da olan bir sinema eşiğine gelmek üzere. Araya araya bulacağız, sinema kanatlarımızı.” açıklamalarında bulundu.

Organizasyondan duyduğu memnuniyeti dile getiren Yönetmen Umut Mete Soydan, iki ülke arasındaki ortak yapımlara da değinerek, “Geçtiğimiz yıl ilk kez katıldığımız 13. Uluslararası Taşkent Film Festivali çok görkemli ve çok güzeldi. Taşkent’i ve tabii ki Buhara ve diğer şehirleri de ilk kez o zaman görmüştüm. Özellikle Buhara’ya girdiğimde çok etkilenmiştim ve Özbekistan’ın kültürel ve manevi zenginliği ile buradaki Türk tarihini o zaman daha çok araştırmaya başladım. Bu yıl ilk kez Türkiye ve Özbekistan olarak Doğudan Batıya Kültür Yolu Özbekistan Belgesel Filmi’ni iki ülkenin ortak yapımı olarak hazırlayacağız. Bu anlamda 14. Uluslararası Taşkent Film Festivali’nde bu belgeselimizin de tanıtımı gerçekleşti. Özbek halkının yüksek ilgisi bizi çok memnun etti. Misafirperverliklerinden de çok memnun kaldık. Festivalde emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Ülkemizi bu festivalde, Özbekistan’da çok değerli Türk sanatçılarla beraber temsil etmek, benim için çok gurur verici oldu. Festivalde emeği geçen Özbekistanlı yetkililer başta olmak üzere T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’ne ve Yerli Düşünce Derneği’ne emekleri için bir kez daha teşekkür ediyorum.” şeklinde konuştu.

Festivalde Üç Türk Filmi Yer Aldı

Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te gerçekleştirilen festivale 40’a yakın ülkeden çok sayıda sinema sanatçısı katılırken, festivale Türkiye’den T.C. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan’ın başkanlığında 30’dan fazla siyasetçi, sanatçı ve yetkili yer aldı.

18 Eylül’e kadar devam eden festivalde; 7. Koğuştaki Mucize (Mehmet Ada Öztekin), Aşkın Ömrü (Mustafa Uğur Yağcıoğlu), Bizim İçin Şampiyon (Ahmet Katıksız) filmleri sinemaseverler ile buluştu.

Taşkent Uluslararası Film Festivali, eş zamanlı olarak birçok ülkeden canlı yayınlar ile de takip edilebildi.

error: İçerik korunmaktadır !!