Sezai Karakoç ve “İnsanlığın Dirilişi” Kitabı

Sezai Karakoç ve “İnsanlığın Dirilişi” Kitabı

“Özgürlük, diriliş insanı için bir sorumluluktur.
Sorumluluk da özgürlük…”
(Karakoç 2011: 148)


Doğu ile Batı’nın birbiriyle ilişkisi, her iki uygarlığın da alışverişinin geçmişi çok eskilere dek uzanmaktadır. Bu geçmiş boyunca; bilim, sanat, kültür, spor, ticaret ve savaş gibi sebeplerle hayatın hemen her alanında birbirleriyle etkileşim olmuştur. Her iki uygarlığın da aydınları gerek kendilerini gerekse karşı tarafı tetkik etmiş, çeşitli yorumlarda bulunmuştur. Bu yorumlarsa zaman zaman iki uygarlığın yolunu aydınlatmıştır.
Osmanlıda, Avrupa ile ilişkilerin resmî olarak 1839’da Tanzimat-ı Hayriye ile başladığını belirtmek gerekir. Bu tarihten sonra pek çok aydın Batı üzerine araştırmalar yapmış, bu araştırmalarını kendi medeniyetiyle karşılaştırmış ve ülkenin gidişatına katkı sağlamak adına öneriler sunmuştur. Yirmisekiz Mehmed Çelebi’nin Fransa izlenimlerini içeren Sefâretnâme’sinden başlamak üzere Türk aydınlarının Doğu ile Batı’yı karşılaştırdıkları pek çok eser bu yönde değerlendirilmelidir.


Cumhuriyet sonrasında bu alana katkı sağlayan iki önemli aydın ise Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç’tur. Her iki aydının çıkarımları, birbirine benzerlikler arz eder. Bu benzerliklerin en önemlisi, iki aydının da gelecek inşa etmeye yönelik çabalar sarf etmesidir. Necip Fazıl, bunu “Büyük Doğu Felsefesi” ile somutlarken Sezai Karakoç ise, “Diriliş Felsefesi” ile bir ütopya hazırlar. Her iki aydının da, geleceğin gençliğine, işaretlerle Doğu kültürüne katkı sağladıklarını belirtmek gerekir.


Bu çalışmada Sezai Karakoç kısaca tanıtılarak, onun “Diriliş Felsefesi”ne ışık tutan “İnsanlığın Dirilişi” adlı kitabı üzerinde durulacaktır.


Sezai Karakoç, 22 Ocak 1933’te Diyarbakır’da doğmuş, 16 Kasım 2021’de İstanbul’da vefat etmiştir. Ergani’de ilkokulu, Kahramanmaraş’ta ortaokulu, Gaziantep’te liseyi, Ankara’da ise üniversiteyi okumuştur. İstanbul’da bulunduğu vakitlerden itibaren, ilk şiirinin de yayınlandığı Büyük Doğu dergisinin sanat ve edebiyat sayfalarını yönetmiştir. 1959’da Körfez adlı ilk şiir kitabı yayımlanır (Türk 2021: 522). Yedi Güzel Adam grubunun üyelerinden olan Karakoç, daha sonrasında yayın yönetmenliği ve başyazarlığını üstlendiği Diriliş dergisini kurmuştur. Derginin ilk iki sayısı Ankara’da diğer sayıları ise İstanbul’da yayımlanmıştır. Dergi; Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Nuri Pakdil (Yedi Güzel Adam grup üyeleri), İsmet Özel gibi daha birçok şair ve yazara ev sahipliği yapmıştır. Dergide yayınlanan şiir, deneme, hikâye gibi türler, muhteva bakımından Karakoç’un yazdığı yazıların ve düşünce yapısının izinde olmuştur. Diriliş dergisindeki yazarlar, toplum ve devletin yapılanmasında İslam kültüründen yararlanmanın en büyük hamle olacağını düşünmüşlerdir. Tasavvuf ve Divan edebiyatından örnekler barındıran dergi, Batı edebiyatından tercümelere de yer vermiştir.


Eserlerini “Diriliş” kavramı ile kaleme alan Karakoç, bu düşüncesini düzyazıları ile beraber şiirlerinde de işlemiştir. Bunun yanı sıra Karakoç; nihilizm, Batı medeniyetinin açmazları, yabancılaşma gibi sorunlara da değinmiştir. Onda, Mehmet Âkif’in ve Necip Fazıl’ın etkileri görülmektedir. Karakoç, dünyada ezilen Müslümanların huzursuzluklarını, güvensizliklerini; kendi güvensizliği ve huzursuzluğu bilmiştir.


İnsanlığın Dirilişi


Sezai Karakoç’un kaleminden çıkan kitap toplamda 160 sayfadır. Giriş, üç bölüm ve sonuç ile birlikte dört kısımdan oluşmaktadır. Kitabın 8. baskısı, 2011 yılında İstanbul’da, Diriliş Yayınları’ndan çıkmıştır.
Karakoç, giriş kısmında “İnsanlık, tekniğin ilerleyişi ile medeniyet çizgisini güneye ve kuzeye doğru ilerletti…” (Karakoç 2011: 7) sözleri ile başlamaktadır. Medeniyetin bir noktada kalmadığını, hareket hâlinde olduğunu ve bir merkezinin bulunmadığından bahsetmiştir. Sözlerine, “Rönesans YENİ değil, YENİLENİŞ’ti…” (Karakoç 2011: 7) şeklinde devam etmiştir. Yeniliğin, gerek yeni kıta keşfinde gerekse uzay, yani ufka olan keşiflerde, insanların maddi yönden ferahlamasını sağlayabileceğini söylemiştir. Ama bu ferahlama gerçek anlamda olmamıştır çünkü insanlığın ruhen bir ferahlama yaşamadığını belirtmiştir. Medeniyetin, dünyevi materyaller ile değil, ruhen olabileceğini savunmuştur. İnsanlığın dirilişinin ancak İslam medeniyetinde olduğu gibi peygamberlerin yolu olan hakikat medeniyeti ile de olabileceğinden bahsetmiştir.


Birinci bölüm “Bunalımın Kaynağı” başlığı altında üç kısımdan oluşmaktadır. İlk kısımda, (I şeklinde numaralandırılmıştır) insanlık üzerinde bunalımın var olma veyahut olmama problemi üzerinde durulmuştur. Bunalımın sebeplerine değinen Karakoç, Batı’nın bu sebepleri bulmak için araştırmaya koyulduklarını ancak bir sonuca ulaşamadıklarını belirtmiştir. Kendisi ise bunalımın kaynağını Rönesans’ın köküne dayandırmakta ve bunu bir kriz olarak görmektedir. İkinci kısımda, “Roma’ya başkaldıran köleler gibi” (Karakoç 2011: 22) örneği ile insanlığın artık uyandığını, Batılılaşmanın yanlış olgularını fark etmeye başladığını ve Batı’dan hesap sorma düşüncelerinin çoğalacağından bahsetmektedir. Üçüncü kısımda ise, Rönesans’ın, İslam’a karşı ortaya çıktığını ve gelişmeye çalıştığını, çalıştırıldığını söylemektedir.
Bir diğer hususun ise Rönesans’ın, metafiziği yok sayması durumudur. Bu durumdan ötürü Rönesans’ın düşüşte olduğunu belirtmektedir.


İkinci bölümü, “Tablo” başlığı ile 15 adet alt başlık (Hakikat Savaşı, Peygamber İzi, Ölüm Dikkati, Tapınak, Şahdamar, Kent, Propaganda, Politika, Devrim, Put, Bilim, Edebiyat, Sanat, Felsefe, Tablo-Tohum ve İlham) oluşturmaktadır. “Hakikat Savaşı” başlığı altında insan ve hakikat kavramları üzerinde durmuştur. “İnsanlık, bölüm bölüm, içinde bulunduğu uygarlık olgusunu hakikat önünde sorguya çekmek, geçmiş ve gelecek ilgilerini tazelemek zorundadır.” (Karakoç 2011: 37). “Peygamberler İzi” başlığında ise, “Peygamber izi, insan tarihini jeolojiden, tabiat tarihinden, fizikten ayırıyor, onu ayrı bir kişilik kazanmaya çağırıyor. Peygamber izi, insan alınyazısına alabildiğine ve olabildiğine genişlik ve özgürlük bağışlıyor.” (Karakoç 2011: 40) sözlerini söyleyen yazar, Peygamberler izinin, insanlığa tükenmezlik yolunu gösterdiğini ve insanlığın, peygamber izinden ayrılmasını, intihar gibi gördüğünü belirtmiştir. “Ölüm Dikkati” başlığında, insanların Rönesans ile ölüme bakışını küçülttüğünü ve bu duruma olan üzüntüsünü dile getirmiştir. İslam uygarlığının mizan kavramına yani ölüm ve hayat dengesine vurgu yapmaktadır. “Tapınak” başlığında ise, tapınakların eski çağlarda gördüğü ilginin günümüzde görmediğini belirtmiştir. Tapınakların Rönesans’tan sonra yapayalnız kaldığını ve turizm amaçlı işlem gördüğünü söyleyerek bu durumu eleştirmiştir. “Şahdamar” başlığında, Allah’a olan yakınlığın artık olamadığından bahsetmektedir. “Kent”, “Propaganda”, “Politika” başlıklarında ise Batı’nın, Doğu’yu etkilemesinden bahsetmektedir. “Devrim” başlığını üç kısma ayıran Karakoç, yitirdiğini aramadan devrim adı altında yeniyi aramanın bir sonuca varamayacağını söylemiştir. Devrim kavramının aslında Batılılaşmaya dur deyip, araya set çekmeyi yani Diriliş’i gerçekleştirmenin olduğunu söylemiştir. “Put” başlığında yazar, “Rönesans’tan bu yana sürekli olarak ortadan kaldırılmaya çalışılan din duygusunun, inancın yerini insan kültünün, dolayısıyla put örüşünün alışı.” (Karakoç: 2011 98) sözleri ile Rönesans’tan sonra insanların artık materyale yönelişini ve insan kültüne olan putlaşmadan bahsetmiştir. “Bilim” başlığında yazar, bilimi çağın putu olarak gördüğünden bahsetmektedir. “Edebiyat” başlığı altında ise, “Masal, şiir, dram, deneme, kritik, poetika, söylev her alanda şahsiyetler yetiştirmiştir. Akılla bağdaşan estetiğin teknikle kaynaşan özün edebiyatıdır bu. Artık belirmiştir ki, bu edebiyat ne İslam Edebiyatı kadar yüce ne antikite edebiyatı kadar metafizik plana yükselebilir.” (Karakoç 2011: 110) sözlerine değinen yazar, Batı edebiyatının yükselme çabası içinde olduğunu söylemiştir. Ne romanda ne de şiirde metafiziğe dair bir şey olmadığını, bu durumun da Batı edebiyatının düşüşüne neden olacağını söylemiştir.


“Sanat” başlığında ise, Batı sanatının eski Yunan ve Roma uygarlığının bir uzantısı olduğunu söylemiştir. Yani Batı, sanat alanında eski Yunan ve Roma’dan feyz almış ancak onlar kadar estetik olamadıklarını sözlerine eklemiştir. Örneğin Batı’nın, Rönesans’tan sonra mimari alandaki yaratıcılığını, 19. yüzyıldan sonra müzik alanında parlak dönemini kaybettiğinden bahsetmektedir. Kısacası Rönesans’tan sonra sanata dair yükselişin olmadığına değinmiştir.


“Felsefe” başlığında, Yunan felsefesi ile İslam düşüncesini harmanlayarak bilimi ve aklı üstün tutmasından bahsetmektedir. “Tablo-Tohum ve İlham” başlığında, insanlığın genel durumundan bahseder. Batı ve Doğu için bilim, edebiyat, sanat, felsefe vb. alanlar ile ilgili bilgiler veren yazar, amacın, ihtiyacın farkına varmak ve bilinç kazanmak olduğunu belirtir.


Üçüncü bölüm, “Diriliş İnsanı” başlığı ile üç kısma ayrılmaktadır. Karakoç, şöyle ifade eder: “Diriliş insanı, somut ve dinamik bir metafizikle, soyuta açık, suplesli bir fiziği teoride ve pratikte dengeleyen, bozulmuş olan bu dengeyi yeniden kuracak olan yeni insan, insanlığın yeni prototipidir.” (Karakoç 2011: 146). Ona göre “Diriliş insanı, ancak Tanrı’ya karşı sorumlu bilir kendini. Başkalarına karşı olan sorumlulukları, ancak sorumluluktan doğarlarsa bağlayıcı olabilirler.” (Karakoç 2011: 148) Sezai Karakoç, diriliş insanının görev ve sorumluluğunu şu ifadelerle belirtir: “İslam uygarlığının yücelik ideasını yeniden diriltecektir diriliş insanı. Hikmet, düşünce, bilim, sanat, ancak bu temel idea etrafında yeni bir dünya inşa edebilirler.” (Karakoç 2011: 149) Diriliş insanının, gelecek zamana en az şimdiki kadar önem verdiğini söylemektedir. Diriliş insanının, İslam medeniyeti ile hem şimdiyi hem de geleceği beraber yaşayacağından bahsetmektedir.
Sonuç kısmında yazar, “Diriliş İnsanı”na atıfta bulunarak “Bu insan, Diriliş İnsanı ve ondan doğacak nesil, Diriliş Nesli; bu neslin kuracağı toplum Diriliş Toplumu ve bu toplumun insanlıkta mayalandıracağı yeni hakikat uygarlığı atılımı, Diriliş uygarlığı olacaktır.” (Karakoç 2011: 159) cümleleri ile eserini bitirmiştir.
Genel olarak Karakoç, Rönesans sonrası uygarlıkların nasıl bir değişim geçirdiğini ve değişim sonrasında yaşanan sosyal durumları ortaya koymuştur. Batı’nın bilim, edebiyat, felsefe, materyal gibi her yönüyle ne durumda olduğunu, değişimden nasıl etkilendiğini ve nasıl etkilediğini açıklamaktadır. Sonuç olarak gerçek medeniyet; İslam’ın sanatını ve olgularını bilmek, İslam kültürü ile hep arayış içinde olmak ve daima Peygamber yolunda ilerlemektir. Hakikate sığınarak ve İslam’ı kaynak alarak Diriliş’in gerçekleştirileceğini söylemektedir.


Kaynakça
Karakoç, Sezai (2011), İnsanlığın Diriliş, Diriliş Yayınları İstanbul.
Türk, Hatem (2011), Çağdaş Türk Şiiri Tarihi, Paradigma Akademi, Çanakkale.

error: İçerik korunmaktadır !!