Şimdi yükleniyor

Sezai Karakoç Şiirlerinde Kadın Üzerine

85 hayat ozay

Sezai Karakoç Şiirlerinde Kadın Üzerine

Sezai Karakoç; şiir, deneme, inceleme türlerinde eserler vermiştir. Daha çok şiirleriyle tanınan şairin 9 adet şiir kitabı vardır. Şiirlerinde tabiat, aşk, sosyal temaları işler. Kadın imgesi, Sezai Karakoç’un şiirlerinde sıklıkla işlediği konudur. Bu makalede şairin, kadın konusunu işlediği şiirleri incelenecektir.
Sezai Karakoç, Yedi Güzel Adam’ın içerisinde yer alır. Aynı zamanda İkinci Yeni akımının içerisinde de bulunur. Ama kendisi, bu gruba dâhil olmadığını, yalnızca o dönemde onların şiir anlayışına benzer şiir yazdığını belirtir. Birçok dergide şiirleri yayımlanır. Daha sonra kendi dergisi olan Diriliş’i çıkarır. Şiirlerinde anlam kapalılığı ve imgeler bulunmaktadır. Batı edebiyatını iyi incelemiştir, bu yüzden şiirlerinde Batı edebiyatına ait unsurlar bulunur. Onun şiirlerinde geleceğin inşasını bulmak mümkündür. Bu anlamda onun şiirlerinde kadın ve gençlik kavramlarının özel bir yeri vardır.
Sezai Karakoç’un kadın ile ilgili şiirlerini anne ve diğer kadınlar olarak sınıflandırabiliriz. Şaire göre anne, toplumun temel taşıdır. Aileyi ayakta tutan ve çocuğuna bilmesi gereken her şeyi öğreten kişi annedir. Bu yüzden bu unsuru şiirlerinde sıklıkla işler.
Anne Konulu Şiirler
Çocukluğumuz
Bu şiirde şair, bir çocuğun küçükken annesinden aldığı dinî bilgileri ve İslam’ı dolu dolu yaşadığı yıllar anlatılır. Şiirin sonunda ise şimdi bu duygulardan eser kalmadığını söyler.
“Annemin bana öğrettiği ilk kelime
Allah, şahdamarımdan yakın bana benim içimde
Annem bana gülü şöyle öğretti
Gül, O’nun, O sonsuz iyilik güneşinin teriydi” (Gün Doğmadan, s. 97).

Anne, toplumun en önemli parçalarındandır. Çünkü çocukla, en çok anne ilgilenir, onu yetiştirir ve bilgilerini ona aktarır. Bu şiirde de şiirin anlatıcısı, annesinin ona verdiği dinî bilgilerden bahseder. Ona Allah’ı, Peygamber’i anlatır.
Hızırla Kırk Saat
Hızırla Kırk Saat şiirinin birçok bölümünde anne konusuna değinir. Bu şiir, anne ve çocuk arasındaki bağı teşbihlerle kuvvetlendirmiştir. Birbirleri olmadan yaşamın bir anlamı olmayacağını vurgulamıştır.
“Bir balık görünce nasıl çırpınırsa bir martı
Gün batınca nasıl çırpınırsa
Boğulmuş bir kuş gibi
Bir deniz
Çocuğu ölünce öyle çırpınır bir anne
Annesi ölünce bir çocuk öyle çırpınır”
(Hızırla Kırk Saat, s. 53).

Şaire göre martı için balık, hayatını devam ettirebilmesi ve karnını doyurabilmesi için bir ihtiyaçtır. Deniz, güneş varken bir başka güzeldir. Güneş, onu ısıtır. Gün batınca deniz çırpınır. Anne ve çocuk arasındaki bağ da kutsaldır. Bir anne çocuğunu kaybederse, yaşam sevincini kaybeder. Bir çocuk annesini kaybettiği zaman ise hayat pusulasını kaybetmiş gibi olur.

Yine aynı şiirin bölümlerinden biri olan Çocukluğumuz şiirinde anne, dinî öğretiler sunan biriyken bu şiirde hayata ve yaşamaya dair bilgiler öğreten bir karakterdir.
“Çocukluğumda öğretmişti annem
Aldanışı aşmayı
Köprüden düşmemeyi
Saçaklarda kolaylıkla gezmeyi
Yılan zehrini
Çatlamış dudaklarda emmeyi”
(Hızırla Kırk Saat, s.72).

Şiir anlatıcısı, hayata kendisini hazırlayanın annesi olduğunu söylüyor. Annesi, ona bilmesi gereken her şeyi öğretmiştir. Duygularını kontrol etmeyi, tehlike anında ne yapması gerektiğini, zor şartlarda hayata tutunmayı hep annesinden öğrenmiştir.
Diğer Kadınları Konu Alan Şiirler
Gül Muştusu
Gül Muştusu, Anadolu kadınlarının cefakâr ve fedakâr olduklarını vurgulayan bir şiirdir. Bu şiirde şiirin anlatıcısı, Anadolu kadınlarından “benim kadınlarım” olarak bahseder.
“Kerpiç taşıyarak gölgesini kısaltan
Ah yüzü kurumuş bir bağın çalı çırpısına dönmüş
Yaşlı kadınlar korosu
Sessiz bir yası yüzleriyle okuyanlar
Bir cihan savaşın
Matem tülbentinde damıtanlar
Benim kadınlarım”
(Gün Doğmadan, s.365).
Eşleri, babaları, kardeşleri, oğulları cihan savaşına katılan kadınlar, evin babası rolünü oynarlar. Bir yandan akılları ve kalpleri sevdiklerindeyken bir yandan da evi geçindirip çocuklarına bakmak zorundadırlar. Bu görevlerini yerine getirirken de matemleri yüzlerinden okunur.

Yine aynı şiirin bir bölümünde, Anadolu kadınının çalışkanlığına vurgu yapar. Kışa yapılan hazırlıklar bir cümbüş gibi geçer.
“Domates suyu ve ipe dizili biber
Tarhana ve bulgur
Evin kışı yazdan hazırlanır

Bütün bunlar kadınların sanatı
Ve dudaklarında gül türküleri”
(Gün Doğmadan, s. 392).

Anadolu kadınları, yazın kışa hazırlık yaparlar. Marifetli ve hamarat kadınlar, kışın, bütün ihtiyaçları olacak yiyecekleri yazdan hazırlarlar. Çünkü kışın bu yiyecekler hem pahalı hem sağlıksızdır. Bu hazırlıkları da tıpkı bayram hazırlığı gibi geçer. Türkülerle, neşeyle hazırlarlar. Şair bu hazırlığı sanat olarak nitelendirmiştir.
Alınyazı Saati
Alınyazı Saati şiiri, modernizmin yanlış anlaşılması ve özellikle kadınların kendi doğası dışında davranmalarını konu alan bir şiiridir.
“Ve şimdi
Erkeklerin kötü alışkanlıklarına özentili
Bir kadınlar seli
Onlar gibi
Kumar içki ve şiddetin esiri”
(Gün Doğmadan, s.650)

Kadınlardan her zaman kahraman, fedakâr olarak bahseden şairin bu şiirinde, kadına bakış açısı değişmiştir. Kadınların doğası gibi davranmayıp erkeklere özenmesi onu rahatsız etmiştir. Özellikle erkeklerin kötü alışkanlıklarına özenmelerini kadınlığa yakıştırmaz.
Değerlendirme
Sezai Karakoç, şiirlerinde kadın imgesini sıklıkla kullanmıştır. Bunlar şiire bazen anne, bazen sevgili, bazen de fedakâr Anadolu kadını olarak yansımıştır. Anne ile ilgili şiirlerinde anneyi çocukla birlikte ele almıştır. Çünkü çocuğu anne yetiştirir, hayata hazırlar. Bu yüzden çocuğu, anneyle birlikte ele almak gerekir. Diğer şiirlerinde ise Anadolu kadınını över. Hamarat, cefakâr, kahraman oluşlarına değinir. Bazı şiirlerinde de kadınların değişip erkeklerin kötü özelliklerine özenmesini eleştirir. Çünkü şairin gözünde kadın, çok değerli ve muteberdir. Onun, kötü özelliği olmasına dayanamaz. Bunu kadına yakıştırmaz. Sezai Karakoç, kadına aynı anlayışla şiir yazdığı İkinci Yeni şairleri gibi Batı medeniyeti gözüyle bakar. Onlardan tek farkı kadını cinsel obje olarak görmemesidir. Gelenekçi ve İslam’a bağlı olduğu için kadını daha çok ruhsal olarak tanımlar. Onu, en kutsal görevi olan annelikle bağdaştırır.
Toplumu oluşturan yapı taşı ailedir. Aileyi oluşturan ve ayakta tutan da kadındır. Bunun dışında kadın, evin babası olmadığı zaman evi çekip çevirir. Çalışır, çocuklarına bakar. Şairin “Diriliş” düşüncesini oluşturan ve koruyan kişidir. Doğurganlığı sebebiyle toplumu oluşturur. Daha sonra da doğurduklarını eğiterek, nasıl bir toplumda yaşayacağımızı belirler. Aynı zamanda hamarattır ve evinin ekonomisini düşünür. Bütün bunlardan dolayı şair, kadını çok değerli görür. Bu sebeple kadın, özellikle de anne, onun şiirlerinde önemli bir yere sahiptir.