Saraybosna Suikastı ve Sonuçları (28 Haziran 1914)

Saraybosna Suikastı ve Sonuçları (28 Haziran 1914)

Siyasi, dinî, ekonomik, askerî, stratejik hatta intikam alma duygusu ile gerçekleştirilmiş pek çok suikast vardır. Fakat bunlar içerisinde sonuçları itibarıyla en kanlı sonuçlar doğuranı Birinci Dünya Savaşı’nın kıvılcımını ateşleyen Saraybosna suikastı olmuştur.

Devletlerarası ekonomik rekabet, sömürgecilik faaliyetleri, devletlerarası silahlanma yarışı, hanedanlar arası çekişme, dinî ve kültürel yayılma istekleri ve milliyetçilik duygularının yükselmesi ile birlikte her milletin kendi devletini kurma isteklerinin yoğunlaştığı dönemde gerçekleşen bu suikast, zaten savaşın eşiğinde olan Avrupa’yı savaş ile karşı karşıya bırakmıştır.

Osmanlı Devleti’nin zayıflaması ve parçalanma sürecine girmesi ile birlikte toprakları, çeşitli devletler arasında mücadele konusu olmaya başlamıştı. Osmanlı Devleti’nden kopartılan Balkan toprakları üzerinde, Rusya ile Avusturya-Macaristan İmparatorluğu hâkimiyet kurma mücadelesi içeresindeydi. Bu nedenle de Balkanlar âdeta içten içe kaynamaktaydı. 1878 yılında Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti’nden kopartılan Sırbistan’da, Avusturya-Macaristan yanlısı yönetimin yerine Rusya yanlısı yönetimin iş başına gelmesi, Avusturya-Macaristan ve Sırbistan ilişkilerinin de gerginleşmesine yol açtı. Sırbistan’da yeni yönetim, Sırp ırkından olan insanların yaşadığı başka ülkelerin hâkimiyeti altında bulunan toprakları da kendi sınırlarına katarak Büyük Sırbistan’ı kurmak istiyordu. Daha önce bir Osmanlı toprağı olan fakat 1878’de Berlin Antlaşması ile yönetimi Avusturya-Macaristan’a bırakılan Bosna-Hersek de Sırbistan’ın, sınırlarına dâhil etmek istediği topraklar arasındaydı. Bu sayede Sırplar, Adriyatik Denizi’ne de açılmış olacaklardı. Bu nedenle Sırbistan, Bosna-Hersek sınırları içerisinde yaşayan Sırplar arasında milliyetçilik propagandaları yaparak, onları Avusturya-Macaristan yönetimine karşı isyana teşvik etmeye başladı.
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu geçici olarak yönetimine sahip olduğu Bosna-Hersek’i kaybetmemek için 1908 yılında harekete geçti ve bu toprakları ilhak ettiğini ilan etti. Osmanlı Devleti, İkinci Meşrutiyet’in ilanı sürecinde yaşadığı iç karışıklıklar dolaysıyla bu duruma itiraz etse de, Avusturya-Macaristan ile bir savaşı göze alamadığı için anlaşma yaparak ilhakı tanımak zorunda kaldı. Sırplar, Hırvatlar ilhaka şiddetle karşı çıkarken, Rusya da Sırpların hamisi olarak bu olaya en büyük tepkiyi gösteren ülke oldu. Fakat ilhak olayında Almanya’nın, Avusturya-Macaristan’ın yanında yer alması ile Rusya ve Sırbistan bu durumu kabullenmek durumunda kaldılar.

Balkan Savaşları sonucunda sınırlarını ve mevcut nüfusunu neredeyse iki kata yakın artıran Sırbistan’ın kendine olan güveni artarken, Avusturya-Macaristan, bu gelişmelerden rahatsızlık duymaya başlamıştır. Sırplar, Büyük Sırbistan hayali ile çeşitli cemiyetler kurarak faaliyetler yürütmeye başlamışlardır. Bu cemiyetlerden birisi olan Genç Bosna Cemiyeti ilhaktan önce kurulmasına rağmen ilhak sonrasında üye sayısını artırmıştır. Sırp milliyetçisi gençler hedeflerine ulaşmak için gerekirse şiddete başvurmaktan kaçınmamışlardır. Amaçlarına hizmet etmeyen ya da yeterince destek vermeyen kendi yöneticileri de dâhil olmak üzere çeşitli kişilere suikast eylemleri gerçekleştirmeye başlamışlardır. Fakat bunlardan hiç birisi 1914’teki Saraybosna suikastına kadar etkili olmamıştır.

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu 1867’de ortaya çıkmış ve Avusturya, Macaristan’ı yönetime dâhil ederek ülkesini eski ihtişamlı günlerine geri döndürmeyi hedeflemiştir. Veliaht Fransuva Ferdinand, bu ikili birlikteliğe Slavları da katarak daha da güçlenmek istemektedir. Fakat Ferdinand’ın bu projesi Sırpların Büyük Sırbistan hayalini sona erdirecek bir düşüncedir. Bu nedenle de Sırplar, bu fikrin sahibi olan ve tahtın varisi durumunda bulunan Veliaht Prens’i suikast listesine almıştır. Sırbistan hükûmetinin bazı üyelerinden destek alan ve Kara El adı verilen örgüt ile bağlantıları olan Bosnalı milliyetçi gençler, ses getirecek suikast için uygun ortamı beklemeye başlamışlardır. Bu gençlerden birisi de Ferdinand suikastını gerçekleştirecek olan Gavrilo Princip’tir.

Veliaht Prens’in, düzenlenecek askerî manevralara katılmak üzere Bosna-Hersek’e geleceği haberi alınınca suikast planının uygulanması kararı alınmıştır. Suikast düzenlemek üzere bazı gençler Belgrad’da özel eğitime tabi tutulmuş ve içlerinden en yeteneklisi Princip olmuştur. Gençlere, suikastta kullanılmak üzere gerekli silah, bomba ve mühimmat verilmiş ve eylemden sonra siyanür içerek intihar etmeleri istenmiştir. Suikastı organize eden, Kara El isimli örgüttür. Sırbistan Hükûmeti önlenemez sonuçlara yol açacağı endişesi ile suikastın önüne geçmek istese de Princip ve arkadaşları Bosna’ya geçtikleri için ve Kara El örgütüne sözlerini dinletemediklerinden eyleme engel olamamışlardır. Fakat Avusturya-Macaristan ile ilişkileri iyi olmadığı için bu gelişmeden kendilerini de haberdar etmekten çekinmişlerdir.
Bölgede gerginliğin hat safhaya ulaştığı bir dönemde Ferdinand’dan, askerî tatbikat sonrası Saraybosna’ya yapacağı ziyareti iptal etmesi istenmiş fakat Veliaht Prens bu telifi kabul etmemiştir. 23 Haziran’da beraberinde eşi olduğu hâlde trenle yola çıkan Ferdinand, 26-27 Haziran’da düzenlenen askerî tatbikatları izlemiştir. 28 Haziran tarihinde Saraybosna’ya ziyaret edilecektir ve o gün, Sırpların dinî ve millî bayramı olarak bilinen Vidovdan ya da Aziz Vitus Günü kutlanmaktadır. Günün önemi, 1389’da Sırpların yenilgiye uğradıkları Birinci Kosova Savaşı’ndan gelmektedir. Bu savaşta Sultan I. Murad şehit edildiği için Sırplar bu günü millî ve koruyucu azizleri Vitus’dan dolayı dinî anlamda bayram olarak kabul etmişlerdir.
Arşidük Ferdinand ve eşi ile beraberindekiler 28 Haziran sabahı yine trenle Saraybosna’ya gelmiş; Vali, Belediye Başkanı, Emniyet Müdürü ve kalabalık bir heyet tarafından karşılanmıştır. Araçlarla kendisi için düzenlenen programa katılmak üzere yola çıkan Ferdinand ve eşini görmek üzere Saraybosna sokaklarına kalabalıklar toplanmıştır. Bu durumu fırsat bilen suikast timini oluşturan yedi genç, aralıklarla kalabalık içerisinde yer alarak suikastı düzenlemek için fırsat kollamaya başlamışlardır. Bunlardan birisi elindeki bombayı Ferdinand’ın üzerine fırlatmış fakat veliahtın kolundan seken bomba, arkadaki aracın yanında patlayınca konvoyda bulunanlar ile yol kenarında bekleyen halk arasından bazılarının yaralanmasına sebep olmuştur. Bu suikast girişiminden Ferdinand ve eşi yara almadan kurtulmuştur.

Suikast girişimine rağmen büyük bir tedbirsizlikle Arşidük ve eşi programlarını iptal etmeden uygulamaya devam etmişlerdir. Önce kendisi için hazırlanan programa katılan ve burada yaptığı konuşmada suikasttan yara almadan kurtulduğu için Saraybosna halkının gösterdiği sevinç gösterilerinden memnuniyetini dile getiren Ferdinand, daha sonra olayda yaralananları ziyaret etmek üzere önce hastaneye gitmek ve daha sonra da programına kaldığı yerden devam etmek istemiştir. Vali, güvenlik gerekçesi ile Veliaht Prens’in kendi konutuna, oradan da istasyona götürülmesini teklif etmiş fakat Ferdinand ikna edilememiştir. İlk suikast teşebbüsünde bulunan genç yakalanmış ve tutuklanmış, diğer suikastçılar ise Ferdinand’ın öldüğünü düşünmüşlerdir. Fakat kısa bir süre sonra suikastın başarısız olduğunu onlar da öğrenmişlerdir.
Ferdinand, eşi ve beraberindekiler hastane ziyareti için arabayla yola çıktıkları sırada şoförün yanlış yola girmesi üzerine konvoy durmuş, bu arada tesadüfen orada bulunan suikastçılardan Princip belindeki bombayı çıkartmayınca elindeki tabanca ile Ferdinand’a doğru iki el ateş açmıştır. İlk kurşun eşine ikinci kurşun Ferdinand’a isabet etmiş ve ikisi de hayatlarını kaybetmişlerdir. Suikastçı Princip intihar edemeden yakalanmıştır.

Suikast haberi Saraybosna’da ve Viyana’da büyük bir üzüntü ile karşılanmıştır. Sırbistan’ın millî günü dolayısıyla yapılan kutlamalar sırasında gelen bu haber, Belgrad’da telaşa yol açmıştır. Resmî yetkililer Avusturya-Macaristan kralına üzüntüsünü ve başsağlığı mesajını iletirken, ülkede yas ilan etmişlerdir. Fakat suikast sonrasında Saraybosna ve Viyana’da düzenlenen gösterilerde bu şehirlerde yaşayan Sırplar hedef alınmaya başlanmıştır.

Suikast olayından sonra gözler Rusya ve Sırbistan’a çevrilmiş, Avusturya-Macaristan makamları Sırbistan’ı hedef alırken, Rusya’nın bu ülkenin yanında duracağını bildiği için bir kez daha bu konuda Almanya’nın desteğini teyit etme ihtiyacı hissetmişlerdir. Almanya bu olayda kayıtsız şartsız Avusturya-Macaristan’ın arkasında durduğuna dair güvence vermiştir. Bütün bu gelişmelere rağmen kimse bu suikastın genel bir savaşa dönüşeceğine ihtimal vermemiştir.

Avusturya-Macaristan, suikastçıların Sırbistan’da bulunan iş birlikçilerinin yakalanması ve soruşturmalarda kendi yetkililerinin de hazır bulunmasını isteyen bir notayı Sırbistan’a vermiştir. Fakat Rusya’nın Sırbistan’a karşı girişilecek bir saldırı karşısında kayıtsız kalmayacağını beyan etmesi, olayı farklı bir boyuta taşımıştır. Rusya’nın desteğini her zaman arkasında gören Sırbistan, Avusturya-Macaristan’ın egemenlik haklarına müdahale anlamına gelen taleplerine cevap vermeden önce seferberlik ilan ederken, Avusturya-Macaristan da Sırbistan’a savaş ilan etmiştir. Bu savaş ilanı ile birlikte savaş öncesi İtilaf Devletleri ve İttifak Devletleri arasında bloklara ayrılmış olan Avrupa devletleri arasında karşılıklı savaş ilanları başlamıştır. Rusya, İngiltere ve Fransa bir tarafta, Almanya-Avusturya-Macaristan karşı tarafta birbirlerine savaş ilan ederken, Avrupa savaşı olarak ortaya çıkan bu mücadele, Osmanlı Devleti ile Uzak Doğu’da Japonya’nın da savaşa dâhil olması ile bir dünya savaşına dönmüştür. İlerleyen dönemde İtalya, Bulgaristan, Romanya, Yunanistan, Portekiz, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’nin sömürgeleri olan ülkeler savaşa bir şekilde katılmışlardır.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonuçları değerlendirildiğinde bir suikastın ne kadar büyük insan kaybına yol açtığı görülecektir. Elbette savaşın tek sebebi bu suikast değildir, tabir yerindeyse zaten patlamaya hazır hâle gelen bloklar arası gerginliğin bu olayla fitili ateşlenmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti, Rus Çarlığı, Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu parçalanırken, bu ülkelerde savaş sonrası hanedanlar ortadan kalkmıştır. Avrupa ve Orta Doğu’da haritalar yeniden çizilmiştir. Her iki taraftan on milyona yakın insan hayatını kaybetmiştir. Sadece Osmanlı Devleti’nin verdiği şehit sayısı üç yüz binden daha fazla olmuştur. Evlerinden olan, açlık sefalet içerisine düşen, hastalıklarla hayatını kaybeden insanları, istismara uğrayan yetim ve öksüz kalan çocukları dikkate aldığımızda sonuçları itibarıyla geçmişten günümüze en büyük felakete yol açan suikast olarak Saraybosna suikastını göstermek yanlış olmaz.

Bu tür suikastlar, ülke içindeki siyasi hesaplaşmalar için derin devlet denilen, devlet içindeki gizlenmiş örgütler, ülkeler arası mücadelede bir araç olarak ülkelerin gizli servisleri tarafından organize edilirken, suikastçı olarak seçilenler sadece piyon olmaktadır. Sonuçta suikast eylemini gerçekleştirenler genellikle intihar etmekte ya da bir şekilde susturulmaktadır. Bu nedenle de nerdeyse hiçbir zaman gerçek suçlular yakalanıp, cezalandırılamamaktadır. Şurası bir gerçektir ki, bu planların içinde olanlar dünyanın zengin yer altı ve yer üstü zenginliklerini ellerinde tutmak isteyen güçlerdir. Kendilerine savaş açan kim olursa olsun; ister devlet başkanı, ister siyasi, ister bürokrat, ister gazeteci, isterse bilim insanı, maalesef bu yolla ortadan kaldırılmaya ve kendilerinden sonra gelenlere de gözdağı verilmeye çalışılmaktadır. Burada önemli olan her türlü güvenlik önlemini almak, Ferdinand olayında olduğu gibi tedbirsiz davranmamak olduğu kadar, gözdağı vermek isteyenlere karşı onurlu bir duruş sergileyerek, dünya üzerinde hak ve adaleti savunmaya devam etmektir.

Kaynaklar:

  • Fatih HAYKIR; Avusturya-Macaristan Arşidükü Fransuva Ferdinand Suikastının (28 Haziran 1914) Osmanlı Basınındaki Yansımaları; Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü YL Tezi, 2019
  • Meryem Günaydın Arşidük Fransuva Ferdinand Suikastı, 28 Haziran 1914 Akademik Bakış Cilt 8 Sayı 15, Kış 2014 (1-38)
  • Nurten Çetin; I. Dünya Savaşı’na Giden Yolda Avusturya-Macaristan ile Sırbistan İhtilafı, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Haziran 2017 Cilt 19 Sayı 1 (371-393)
error: İçerik korunmaktadır !!