Müzeler, Dinî ve Milli Hafızamızın Sergisidir

Müzeler, Dinî ve Milli Hafızamızın Sergisidir

Müze, eski zamanlarda üretilip kullanılmış ve zamanla önem ve değerini yitirip kullanımdan kalkmış tarihî eserlerin ve kazılar sonucu yer altından çıkarılan arkeolojik buluntuların sergilendiği mekânlar olarak bilinir. Müzeler, tarihi günümüze taşıyan, geçmişle şimdi ve gelecek arasında organik bir bağlantı kuran, somut nesneler üzerinden tarih bilgisi ve bilinci veren kültürel kurumlardır.


Avrupa’da çok eskilere dayanan müzecilik geleneği, bizde Tanzimat’tan sonraki süreçte ancak gündeme gelmiştir. Biz, yaygın biçimde ifade edildiği gibi tarih yapan ama yazan bir millet değiliz. Yaptığımız işleri, ortaya koyduğumuz eserleri kaydetme, saklama huyumuz yok. Bugün Avrupa müzelerinin sergilediği eserlerin pek çoğu bizden şu veya bu yolla alınıp götürülmüş eserlerdir. Batı kütüphanelerindeki eserlerin birçoğu da bizden gitmedir.


Bizde maalesef müze gezme, görme geleneği de yok. Böyle bir şey çok gereksiz, hatta gâvur işi görülüyor. Henüz kültür milleti olamadık. Hayatımızı, zamanımızı, enerjimizi, meşgalelerimizi çok büyük ölçüde ekonomik faaliyetler alıyor. Kitap okuma, sanatın değişik türleriyle ilgilenme, müze gezme gibi kültürel faaliyetler bizim için çok geri planlarda kalan işler hâlindedir. Bu da büyük ölçüde bizim hem dinî hem de millî bilincimizin eksikliğinden kaynaklanan bir durumdur.
Biz eğer Türk-İslam değerlerine bağlı, şuurlu, bilgili, kültürlü bir Müslüman Türk milleti olacaksak öncelikle bu iki temel sütunun hem bilgisine hem de bilincine vakıf olmalıyız. Müze kültürü tam da bu konuyla doğrudan alakalı bir durumdur.


Her şeyden önce bir Müslüman olarak müze gezmek bir zorunluluktur. Zira Kur’an-ı Kerim’de birçok ayette çok eski zamanlara ait yok olup gitmiş toplumlar, kavimler, yıkılıp gitmiş, toprak altında kalmış medeniyetler hakkında bilgiler verilir, olaylar anlatılır. Helak olmuş kavimler, onların inançları, yaşantıları, kültürleri, medeniyetleri hakkında ayrıntılı bilgiler vardır.


Allah’ın, bunları Kur’an’da anlatmasının temel sebebi, biz Müslümanların onlardan ders ve ibret almamızı sağlamak, onların yaptıkları hataları, azgınlıkları, kâfirlikleri, kötülükleri tekrarlamamak, onlardan alacağımız ibretlerle hem bireysel hem toplumsal hayatımızı sahih değerler üzerine inşa etmemizi sağlamaktır.


Şu ayete bakalım: “Senden önce gönderdiğimiz peygamberler de o kasaba halkındandı, onlar da kendilerine vahiy verdiğimiz birtakım erkeklerden başkası değillerdi. Şimdi o yerlerde şöyle bir gezip görmediler mi? Kendilerinden önce gelip geçenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bir baksalar ya!… Elbette ahiret yurdu müttakiler için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başınıza toplamayacak mısınız?” (Yusuf, 109).
Mesela Firavunlar medeniyetinden bahseden ayetler var. Eğer bugün eski Mısır medeniyetlerine ait eserlerin, kalıntı ve buluntuların sergilendiği piramitler, müzelerde sergilenen o dönemlere ait eserler görülmezse ve bilinmezse Kur’an’ın onlarla ilgili ayetleri tam olarak anlaşılamaz. O bakımdan Kur’an’ı iyi anlamak için açık ve kapalı müzeleri gezmemiz, görmemiz, çocuklarımıza göstermemiz etkili, işlevsel bir İslam kültürü edinmemizde çok belirleyici olacaktır. Mesela şu ayetlere bakalım:
“Ant olsun şafağa ve on geceye! Çifte ve teke, geçip giderken geceye! Bunlarda akıl sahibi için bir yemin var değil mi? Rabbinin Ad kavmine ne yaptığını görmedin mi? Sütunlu İrem kentine, ki beldeler içinde onun benzeri yaratılmamıştı. Vadide kayaları yontan Semud’a ve kazıklar/direkler/piramitler sahibi Firavun’a. Onlar ki; ülkelerde azgınlık etmişlerdi, oralarda fesadı çoğaltmışlardı/karışıklık çıkartmışlardı. Bundan dolayı Rabbin üzerlerine bir azap kamçısı çarpıverdi. Şüphesiz Rabbin görüp gözetlemekteydi.” (Fecir Suresi, 1-14).


Ayrıca bir Türk olarak da müzelerle ilgilenmemiz millî bir sorumluluktur. Zira Türk kimliğimizi koruyabilmemiz ve geliştirebilmemiz için tarihimizle bağ kurmamız gerekir. Tarih bilinci olmadan Türk ve Türk milliyetçisi olmak zordur. Zira bizi Türk milleti yapan temel değerler, tarihin en eski zamanlarından günümüze kadar gelen süreçte oluşagelmiştir.


Tarihî süreç, bizi Türk milleti yapmıştır. Başka milletlerden farklı olarak bize özgü var olan zarif, güzel, insani, millî ve İslami nitelikli Türk-İslam kültür ve medeniyet birikimimiz tarihte inşa edildi ve yaşatıldı. İşte bizi biz yapan tarihsel kültür birikimimizi, ancak müzelerde, kütüphanelerde görebiliyoruz.
Müzelerimizde, Atalarımızın neler yaptıklarını ve bize nasıl bir miras bıraktıklarını görebiliyoruz ve Atalarımızla ruhsal, kültürel, millî, manevi bir bağ kurarak millî bilinç kazanıyoruz. Bugünkü Türk çocuklarının özgüven sahibi olabilmeleri için kendi tarihlerini öğrenebilmeleri için muhakkak surette müzeleri göstermemiz ve onları gezdirmemiz lazımdır.


Müzeler aynı zamanda genel insanlık tarihi ve kültürü ile birlikte teknolojik gelişim seyrini de sergileyen önemli kurumlardır. Dinî ve millî kimliğimizin yanında evrensel insanlık kimliğimiz bakımından da müzeleri gezip görmek bize ufuk açacaktır. Zira oralarda, insanlığın en eski zamanlardan bugüne kadar geçirdiği bütün aşamaların somut simgeleri sergilenmektedir. Bunları görmekle milletlerarası, kültürler ve medeniyetler arası mukayese imkânı bulacağız. Bilim ve teknolojinin gelişim aşamaları da evrensel anlamda önemlidir. Zira bugünkü teknolojik medeniyetin nerede ve nasıl başlayıp günümüze kadar nasıl geldiğini, hangi aşamalardan geçtiğini görmek, bilimsel ve kültürel açıdan büyük kazançlar sağlayacaktır.
O bakımdan çocuklarımızın dinî, millî ve insani gelişimlerini doğru, sağlam ve doyurucu biçimde sağlayabilmeleri için ailelerin, okulların ve diğer resmî ve sivil kurumlarımızın müze etkinliklerine önem vermesi pedagojik açıdan temel bir zorunluluktur.

error: İçerik korunmaktadır !!