Farklı Boyutlarıyla Şiddet Olgusu

Farklı Boyutlarıyla Şiddet Olgusu

Türk Dil Kurumu sözlüğünde isim olarak bir hareketin, bir güçlük derecesi, yeğinlik, sertlik, bir hareketten doğan güç anlamlarına gelen şiddet kelimesi, mecaz anlamda kaba kuvvet, karşıt görüşte olanlara kaba kuvvet kullanma ve duygu ve davranışta aşırılık olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde şiddet kavramı, toplumu oldukça meşgul eden ve üzerinde en çok durulan kavramlardan birisidir. Kadına, çocuğa, yaşlılara, engellilere hatta hayvanlara yönelik şiddet haberleri basın-yayın organlarının gündemini sıkça meşgul etmektedir. Fiziksel, duygusal, ekonomik vb. boyutları olan şiddet eylemlerinin ülkemizde en çok konuşulanları arasında kadına yönelik, maalesef öldürmeye kadar varabilen şiddet birinci sırayı almaktadır. Günümüzde şiddetin bu kadar geniş bir yer bulması, insanların bu konuda bilinçlenmeleri ve basın-yayın organlarının etki alanının genişlemesi ile yakından ilgisi vardır. Daha önce insanımızın zihninde yer etmiş olan kızını dövmeyen dizini, oğlunu dövmeyen bağrını döver, dayak cennetten çıkmıştır, öğretmenin vurduğu yerde gül biter gibi şiddeti normal gösteren atasözü ve deyimler, her ne kadar belli bir yaşın üstünde ve eğitim seviyesi düşük olan kesimlerce savunulmaya devam etse de günümüzde toplumda, özellikle yeni yetişen nesiller tarafından yadırganmaktadır. Fakat yine de şiddetin en son girmesi gereken yer olan eğitim alanında, şiddeti savunan ya da uygulayanlara rastlamak mümkündür.

Bundan yıllar önce anaokulunda eğitim gören yine eğitim çalışanı olan bir annenin kızına öğretmeni tarafından şiddet uygulanmış, anne, çocuğunun defterine çocuklar çiçektir, onlara zarar verilmez yazarak öğretmenini nezaket kuralları içerisinde uyarmıştır. Fakat karşılık olarak öğretmen, meslektaşına, öğretmenin vurduğu yerde gül biter diyerek, yanlışını savunmaya devam etmiştir. Bu olay belki uç bir örnektir, eğitim camiasında bunun gibi düşünenler eminiz ki artık yok denecek kadar azdır. Burada asıl üzerinde durulması ve düşünülmesi gereken husus, eğitim çağında olan çocuklar ve gençler arasında görülen ve akran zorbalığı diye adlandırdığımız baskı ve şiddetin ortadan kaldırılmasıdır. Bunun önüne geçmek için eğitimciler ve ailelerin el birliği ile mücadele etmesi gerekirken, aile içinde başlayan şiddet okula taşmakta, okulda başlayan olaylar aileler arasında şiddete dönüşebilmekte ve maalesef eğitimciler de bu olayların mağduru olmaktadır.

Şiddet sadece fiziki anlamda karşı tarafa uygulanan davranışla sınırlı değildir. Alay etme, küçümseme, küfürlü kelimeleri özellikle toplumun yarısını oluşturan kadın kimliği üzerinden ulu orta kullanma, hatta bazı yörelerde bizzat babalar tarafından, annelere yönelik çocuklarının gözü önünde ahlaka aykırı sözler sarf etme, fiziksel şiddetten daha fazla yara açmaktadır. Bu ortamda yetişen çocuklar küfürlü konuşmayı sıradanlaştırmakta; günlük hayatta, sokakta, kahvehanede, dolmuşta çevresine aldırmadan bu sözleri sarf etmekte bir sakınca görmemektedir. Duyarlı insanlar tarafından uyarıldıklarında özür dilemek yerine, şiddetin boyutunu artırabilmektedir. Bu noktada insanların iletişim biçimini gözden geçirmesi, empati yapmayı öğrenmesi büyük bir önem arz etmektedir.

ABD’de, 1960’lı yıllarda Marshall Rosenberg tarafından uygulamaya konulan şiddetsiz iletişimi hayata geçirme ve uygulama projesi, aslında bütün ilahi dinlerin savunduğu, hayata geçirmek için kurallar koyduğu bir düşüncedir.1 Son ilahi din olan İslam dini, barış dinidir. Kur’an-ı Kerim’de suçsuz insanlara karşı uygulanan baskı ve zulüm, büyük günahlar arasında sayılmıştır. Haksız yere bir cana kıymak, bütün insanlığı öldürmekle eş kabul edilmiştir.2 Savaşta bile zulüm ve işkenceyi yasaklayan, kadınları, çocukları, engellileri, yaşlı ve hasta olanları öldürmeyi yasaklayan İslam dini, tarım ürünlerine ve doğaya, ağaca, ormana zarar vermeyi yasaklamıştır.3 Hazreti Muhammed hayatı boyunca şiddete karşı çıkmış, söz ve davranışları ile bu konuda insanlara örnek olmuştur. Hiç kimse için beddua etmemiş, kendisine kötü davrananlara bile dua ederek, Allah’tan onlar için hidayet dilemiştir.4

Şiddet denilince akla gelen hususlardan birisi, insanın kendisine uyguladığı şiddettir. Bir insan kendi kendine şiddet uygular mı ya da nasıl şiddet uygular diye düşündüğümüzde, fiziki ve duygusal boyutta bu tür şiddet örneklerine rastlamak mümkündür. Fakat bir insanın bir başka insana ya da hayvana uyguladığı şiddet, genellikle şikâyet konusu olarak hukukun konusu hâline gelirken, kendi kendisine uyguladığı fiziki ya da duygusal şiddet genellikle göz ardı edilmektedir. Elbette ruhen sağlıklı olan ya da kemale ermiş bir insandan bunu beklemek doğru olmaz. Ancak dünya hayatının esiri olmuş, maddiyata ya da çeşitli kötü alışkanlıklara kapılmış insanlarda bu durumu pekâlâ görmek mümkündür. Üstelik bu durum, iki tarafı keskin bir bıçak misali şiddeti hem ailesine ve çevresindeki insanlara hem de kendisine yönelten insan tipini karşımıza çıkarmaktadır. Alkole, uyuşturucuya, kumara vb. alışkanlıklara bağımlı hâle gelmiş insanlar maddi ve manevi anlamda çökmekte, organları iflas etmekte, kendilerini intihar eylemine kadar sürükleyecek bir yola girebilmektedir. Bir insanın kendisine uygulayacağı şiddetin son aşaması zaten intihardır. Bu insanlar bazen kendileri ile birlikte bir ailenin yok olmasına neden olabilmektedir. Hatta anlık gelişen bir cinnet olayı ile eşlerini, kendi kanından ve canından olan masum çocuklarını, anne-babalarını katletmeye kadar varabilmektedir. Şayet artık sorun dayanılmaz hâle gelmişse, kendi hayatına son veren insanların bu durumu en yakınları tarafından bile o insanın kurtuluşu olarak ifade edilebilmektedir.
İnsanların ihtirası, para kazanma, makam ve mevki sahibi olma hırsı hem kendilerine hem de başkalarına zarar verebilmekte ve şiddeti hedefe ulaşmada bir araç hâline getirmektedir. Mafya olarak adlandırılan ve hukuk dışı faaliyet yürüten çeteler işkence, silahlı yaralama, adam öldürmeyi âdeta sıradan davranış olarak görmekte; filmlerle, dizilerle bu tür davranışlar âdeta özendirilmektedir. Diziler, filmler, romanlar elbette toplumun aynasıdır ve konusunu toplumda olup bitenden alır ama sürekli şiddeti ön plana çıkarmak da doğru bir yol değildir. Sonuçta yeni yetişen nesiller içerisinden onlara özenip çete kuranlar, küçük çapta örneğin okulda, mahallede insanları haraca bağlamaya çalışanlar çıkabilmektedir.

Bazı aile büyükleri, babalar, anneler çocuklarını sevgiden yoksun bırakarak, gelişimleri ile ilgili eğitim aldırmak yerine, onları üstesinden gelmekte zorlanacakları işlere yönlendirerek hatta dilendirmek suretiyle, onlar üzerinden ekonomik kazanç elde etmek suretiyle şiddete maruz bırakabilmektedir. Özellikle son dönemde ülkemizde hızla artan boşanmalar, çocukların bu konuda mağduriyetini artıran en önemli unsurlardan birisidir. Ayrılan çiftlerin ortada kalan çocukları farklı kesimler tarafından da istismara açık hâle gelmekte ve her türlü şiddete uğrayabilmektedir.

Şiddet, insanın doğasında var mıdır veya sonradan mı kazanılır? Bu konuda farklı görüş ve düşünceler olmakla birlikte, ikincisi yani şiddet duygusunun zamanla kazanılması daha ağır basmaktadır. Elbette insan genetik olarak bazı özelliklere sahip olarak dünyaya gelmektedir. Fakat aile yapısı, çevresel faktörler, öğrenme ve model alma gibi unsurlar, insanların sahip olduğu bazı özelliklerini ön plana çıkartabilmektedir. Neticede İslam inanışına göre insan, bazı zaaflarının yanı sıra önemli imkân ve kabiliyetlerle de donatılan saygıdeğer bir varlık olarak Allah tarafından yeryüzünde iyilik ve güzelliği hâkim kılmak üzere görevlendirilmiştir. Aynı zamanda insanın yaşama, bir dini benimseme ve gereklerine göre hareket etme, sonuçlarına katlanarak dilediği davranışta bulunma, mülk edinme, seyahat, cinsî haklar ve iffet, beden ve ruh sağlığını koruma gibi temel haklarına da yer verilmiştir.5 İnsanoğlu iyi ve kötüyü tercih etme iradesine sahip olduğuna ve buna göre sonuçlarından dinen sorumlu tutulduğuna göre şiddet gibi kötü davranışlar da daha ziyade sonradan kazanılmaktadır. Fakat bazı kişiler çevresel faktörlere açık olmakta, daha fazla onların etkisinde kalabilmekteyken; bazıları ise yanlışı görüp, iradesiyle doğruya yönelebilmektedir. Ancak her ne olursa olsun, sağlıklı bir aile ve toplum yapısı, iyi eğitim, ekonomik ve sosyal şartlar belirleyicidir.

Şiddetin bir diğer şekli sanal âlemde özellikle sosyal medya ve elektronik ileti aracılığı ile gerçekleştirilmektedir. Karşı tarafa gönderilen rahatsız edici mesajlar, uygunsuz görüntüler, sosyal medyada ifşa edilen özel hayata dair haberler, insanların itibarını sarsmakta, işinden, mesleğinden olmasına yol açarak telafisi güç sonuçlar doğurabilmektedir. Özellikle insanların güveni kazanıldıktan sonra elde edilen görüntü ve bilgilerle, şantaj yoluyla konusu suç oluşturan eylemleri yapmaya zorlanan pek çok insana rastlamak maalesef mümkün olabilmektedir. Çocuk istismarı da bu yolla yapılabilmekte, daha hayatı tanımadan birçok çocuğun hayatı karartılmaktadır.

Hepimiz hayatımızda fiziksel, sözlü ya da duygusal şiddete maruz kalmışızdır mutlaka. Aynı zamanda istemeden de olsa aile fertlerimize, iş arkadaşlarımıza ya da daha önce hiç tanımadığımız bir insana şiddet sayılabilecek davranışlar göstermişizdir. Burada önemli olan her ne şekilde olursa olsun şiddetin yanlış olduğunu anlayarak, bu davranıştan kaçınma konusunda irade gösterebilmek, elimizde olmayan bir sebeple böyle bir davranışa yol açmışsak özür dileme erdemini gösterebilmektir. Fakat şiddetin öyle bir boyutu vardır ki, buraya kadar bahsettiğimiz şiddet ile ilgili hususlardan tamamen farklıdır. O da terör eylemleridir.

Amaçlarına ulaşmak için özellikle siyasi anlamda meşru yollardan ilerleyemeyeceklerini bilen örgütler; halkı sindirmek, devleti güçsüz göstererek ortaya çıkan boşluğu doldurmak için şiddeti bir araç olarak kullanmaya başlarlar. Silahlı ya da psikolojik şiddet yolu ile kitleleri etkileri altına almaya çalışırlar. Ortaya attıkları görüşleri, kitlelere ulaştırmada her yolu mübah sayarlar. Ekonomik ve sosyal sorunları, halkın din ve inanışlarını, etnik köken farklılıklarını kullanarak şiddet eylemlerini meşru gösterme gayreti içerisine girerler. Özellikle 21. yüzyılda birbirleri ile savaşmak yerine vekâlet savaşları dediğimiz yolla düşman gördükleri devletleri içten çökertmek isteyen ülkeler, ülkemizde PKK, FETÖ örneğinde olduğu gibi terör örgütlerini amaçları doğrultusunda kullanmaktan geri durmazlar. Bilerek, tasarlayarak insanlara şiddet uygulayan, terör eylemlerine katılanlar veya onlara destek olanlar bu nedenle asla cehaletten, yetiştirilme tarzından ve çevresel faktörlerden kaynaklı şiddete başvuran insanlarla aynı ölçüde değerlendirilemez.
Sonuç olarak insanlığın varoluşu ile birlikte başladığına inandığımız ve insanlığın gelişimine paralel olarak boyut ve şekil değiştirip artarak devam eden şiddet olaylarını tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmasa da en aza indirmek yolunda çaba göstermek gerekir. Bunun için aileden başlayarak toplumu bilinçlendirmek, insanlar arasındaki sosyal ve ekonomik farklılıkları en aza indirmek gerekir. Daha da önemlisi bunun yolu, etnik köken ve din-mezhep farklılıklarını bir zenginlik olarak görmek, hoşgörü toplumu inşa edebilmekten geçmektedir. “Herkes kendi evinin önünü süpürse, bütün şehir tertemiz olur.” misali olaya olmaz gözüyle bakmamak ve elimizden gelenin en iyisini yapmak belki de birkaç canın kurtulmasına, bir zulmün sona ermesine, özellikle çocukların hayata daha iyimser ve umutlu bakmasına yol açacaktır.

Dipnotlar:

1.https://www.siddetsiziletisim.com/marshall-rosenberg erişim 22/07/2022

2. Kur’an-ı Kerim, Maide Suresi 32. Ayet

3. Ahmet Akgündüz, Kur’an, Şiddet ve Fitne Üzerine Bazı Tespitler, https://kuran-ikerim.org/kuran-siddet-ve-fitne-uzerine-bazi-tesbitler erişim 22/07/2022.

4. Fahri Kayadibi; İslam Dini Terör ve Şiddete Karşıdır, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/100935 erişim 22/07/2022

5. Recep Şentürk, “İslam Dünyasında İnsan Hakları”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C. 22, 2000 İstanbul, (327-330).

error: İçerik korunmaktadır !!