Esir Gazeteleri Üzerine Kısa Bir Değerlendirme

Esir Gazeteleri Üzerine Kısa Bir Değerlendirme

Esir gazetelerine yönelik ilgi düzeyinde son zamanlarda nispi bir artış olsa bile bu metinlerin hâlâ keşfedilmeyi beklediklerini söylemek abartı olmaz. Bu yazı, esir gazetelerini daha iyi tanıma gayretlerine bir katkı bağlamında kaleme alınmıştır. Bu arada, basit bir ayrıntı gibi kabul edilebilir ama kavramları yerli yerine oturtmak adına kısa da olsa bir hususun altını çizmek faydalı olacaktır. Üzerinde çalıştığımız bu tarihsel kayıtların genellikle gazete kelimesi ile tanımlandığını ama aslında biçim, içerik, neşir yöntemi ve süreci bakımından daha çok bir mecmua karakteristiğine sahip olduklarını ifade etmek gerekir. Kaldı ki gazete olarak adlandırılan bu metinlerden bazılarının orijinal nüshalarında da mecmua kelimesi yer almakta. Bununla beraber metinleri neşreden esirlerin, çeşitli tabirler arasındaki farkları pek de önemsemedikleri anlaşılmaktadır. Mesela Mısır’da, Seydibeşir Üsera Karargâhı’nda bulunan Türk esirler, neşrettikleri Yarın için bazen mecmua bazen de gazete tabirini kullanmışlardır. Yine Mısır’da Zekazik Esir Kampı’nda çıkarılan Kızılelma’nın altıncı sayısının kapağında “Esir arkadaşların haftalık ilmî, edebî risalesidir.” şeklinde bir ibare bulunmasına rağmen, bu risaleyi neşredenlerden biri olan esir Nureddin [Artam], daha sonra anılarında mecmua tabirini kullanmaktadır. Artam, tamamen karikatürlerden oluşan Karikatür için gazete; günlük haber paylaşmak için çıkardıkları Garnizon içinse yine gazete tabirini kullanmakta; kampta neşredilen tüm yazılı faaliyetler için de gazete tabirini kullanmaktadır (Kızılelma, S. 6; Nureddin, “Mısır Çöllerinde” 22-23). Benzer şekilde Rusya’da esir olarak kalan Mehmed Âsaf da, çıkarılmasına ön ayak olduğu Niyet için “Gazetemiz, bir vilayet cerîdesi türünde iki yapraktan ibaret ve haftalıktı.” demektedir (Mehmed Âsâf, 1996: 92). Nihayet, tam bir mecmua görünümünde olmasına rağmen Burma Thayetmyo’da çıkarılan İravadi’nin kapağında, “Siyaset, tenkidat, şahsiyet hariç olmak üzere dinî, edebî, tarihî, fennî bütün mebâhis-i ilmiyeden bahs eder haftalık gazete.” tabiri geçmektedir (İravadi, S. 13). Bu kaynakları tanımlama bakımından genel temayül gazete tabirinden yana olduğu için bu yazıda da “gazete” kelimesi tercih edilmiştir.

Bizzat savaş esirleri tarafından kamplarda bulundukları dönemde neşredilen bu gazeteler, esirleri bulundukları yerden, en azından zihinsel bakımdan uzaklaştırma amacı taşır. İçinde bulundukları esaret hayatını bir nebze olsun unutmak ve vakit geçirmek, esirler için hayati bir ihtiyaçtır. Dolayısıyla gazetelerin içeriği de esaretle ilgili konulardan uzaklaşacaktır. Hâl böyle olunca, Birinci Dünya Savaşı’nda esir düşen Türk askerlerinin esaret hayatlarına dair bilgi edinmek isteyen araştırmacılar için bu gazetelerin sunacağı somut bilgi sınırlı olacaktır. Bahsi geçen tarihsel kayıtlarda, genellikle savaş esirlerinin; tarih, coğrafya, edebiyat, felsefe, sanat, müzik, vb. alanlarda kaleme aldıkları telif ve tercüme makaleler yer almaktadır. Dolayısıyla bu yazılar, Türk savaş esirlerinin zihin dünyasını anlamak bakımından değer taşımaktadır (Yanıkdağ, 2013: 77-118). Öte yandan esir gazetelerinin, Türk askerlerinin esaret hayatlarına dair tamamen sessiz olduklarını da söyleyemeyiz. Bir örnek olması açısından Yarın Mecmuası aracılığıyla Mısır’da bulunan Tura Kampı’nda okur-yazar olmayan esirlerin eğitimi için bir ibtidâî mektep açıldığını ve bu mektepte; iktisat, Kur’an, din bilimleri, coğrafya, tarih, ziraat vb. dersler verildiğini öğrenebilmekteyiz. Hatta hangi öğrencinin hangi notla mezun olduğu gibi ayrıntıları da tespit edebilmekteyiz (Yarın, S. 4, s. 4; Yarın, S. 6, s. 2).
Gazete çıkarma faaliyeti monoton kamp hayatı içerisinde herkesin dikkatini çekmekte ve esirleri kolektif hareket etmeye teşvik etmektedir. Bir plan ve programa göre hareket edilmeli, görev dağılımı yapılmalı, kamp otoriteleri ile bu bağlamda bir diyalog başlatılmalı, gerekli aletlerin temini için uğraşılmalıdır. Yani sadece gazete için yazı hazırlamak ya da yayımlanan yazıları okumak değil, bu bahsedilen hususlar da esirlerin vakit geçirmesine yardımcı olmaktadır. Rusya’da Niyet’in çıkmasına ön ayak olan Mehmed Asaf, şöyle söylüyor: “Bütün günlerimi dolduran devamlı çalışma hayatı benim için iyi bir oyalanma vasıta ve kaynağı oluyor, başka bir şey düşünmeye hemen hiç vakit bulamıyordum.” (Mehmed Âsâf, 1996: 92). Gazete neşrinden umulan faydanın hâsıl olduğuna yönelik bir başka ifade ise Faik Tonguç’a aittir. Tonguç, zamanının çoğunu Niyet Gazetesi’ne vereceği makaleleri hazırlamakla geçirdiğini ifade eder (Tonguç, 1999: 202). Rusya’da esir tutulan bir başka Türk askeri Ahmet Göze ise, Arkhangelsk’te bulunan esirlerin gazete çıkarma maksatlarını şöyle açıklamaktadır: “Arkhangelsk’te esirler çok sıkılmaktadırlar. Ne yapsınlar? Kampta vakit nasıl geçer? Tuttular, bir kısım esirler, aralarında el yazısıyla gazete çıkarmaya başladılar.” Göze, daha sonra, sadece bir gazete makalesinin bile esirlerin hayatında nasıl bir hareketlilik oluşturduğunu anlatmaktadır (Göze, 1989: 75-76).

İngiliz kamplarında durum biraz daha farklıdır. İngilizler, savaş meydanında tutsak aldıkları askerleri tüm dünyadan tecrit ettikleri için özellikle Mısır ve Hindistan’da tuttukları Türk askerlerinin derin bunalıma girmesine sebep olmuşlardır. Genel durumu yansıtması bakımından Irak’ta esir olan ve Meiktila’ya götürülen Mustafa Tütüncü’nün hatıralarına bakacak olursak, kampta en ufak sorundan büyük tartışmaların çıktığını ve bu tartışmaların büyük kavgalara sebep olduğunu görürüz. Tütüncü’ye göre bütün bunların sebebi, serbestliğin olmadığı kamplarda, hiçbir değişiklik olmadan her gün aynı şeyleri yaşamak zorunda kalan esirlerin büyük bir bunalıma girmeleriydi (Tütüncü, 2006: 70-71). Hâl böyle olunca İngiliz kamplarında tutulan Türkler için rutinin dışına çıkmak çok daha önemli hâle gelmiştir. Esaret hayatını Mısır’da geçirmiş olan Nâci Kâşif [Kıcıman], anılarında, ağır bunalımdan dolayı birbirine saldıran, intihara meyleden askerleri teskin etmek adına iki gazete çıkardıklarını ifade eder (Kıcıman, 1994: 430).
Gazete çıkarmak monoton kamp hayatında olağanüstü bir hareketlilik anlamına geldiği için görüldüğü üzere çoğu esir, savaştan sonra kaleme aldığı anılarında bu faaliyet hakkında bilgi vermiştir. Mısır’da esir kalan askerlerin anılarını okumaya devam ettiğimizde esir gazetelerinin özelliklerine dair yeni bilgiler keşfedebiliriz. Biraz önce ismi zikredilen ve 1924 yılında Vakit Gazetesi’nde tefrika ettiği anılarında, bulunduğu kamptaki gazetecilik faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgiler veren Nureddin Artam, gazetelerin önemli bir özelliğinden daha haberdar olmamızı sağlar. Artam, gazete çıkarmaya nasıl karar verdiklerine ve bu süreçte neler yaşandığına ışık tutar ama bilhassa Kızılelma’ya, bu ismin verilme sebebine dair söyledikleri hayli ilginçtir: “Henüz memleketten mektup ve haber alamadığımız bir tarihte [takriben 1335 senesi Kanun-ı Sani’sinin ilk günlerinde] çıkaracağımız bir mecmuaya bu ismi koyarak İstanbul’da bizi düşünüp düşünmediği malumumuz olmayan Ziya Gökalp Bey’in maneviyatını şad ediyorduk.” (Nureddin, “Mısır Çöllerinde 22”, s. 3). Artam, gazete neşri bağlamında çok daha fazla bilgi vermekte ama bu cümlesi bir taraftan esaret hayatının doğasına diğer taraftan esir gazetelerinin karakteristik özelliklerinden birisine önemli bir atıftır. Gazeteler sadece bir duygusal boşluğu telafi etme ya da vakit geçirme aracı değil aynı zamanda unutulmuşluk duygusuna kapılan esirlerin sitemlerini dile getirilebildikleri yegâne vasıtalar idi. Nilüfer’de, unutulmuşluk hissinden kaynaklanan o iğneleyici üslup hemen dikkat çeker. Bir karikatürde evine dönen bir esir, muhtemelen eşi olan kadına, “Esaretten avdetime [dönüşüme] memnun olmadığınızı görüyorum, neden?” şeklindeki sorusuna, “Esarete düştüğümden.” yanıtını alır (Nilüfer, S. 13, s.1). Bir başka karikatürde, esaretten dönen asker, bir harp zenginine, “Efendim esaretten avdet ediyorum, muavenetinize [yardımınıza] muhtacım.” der ve şu cevabı alır, “Kaç senedir serseri serseri dolaşacağınıza iş güç sahibi olsaydınız!” (Nilüfer, S. 11. s.1). Gazetelerde yer alan karikatürlerin, esaret hayatı ve esirlerin hislerine dair çok önemli bilgiler edinmemizi sağlayan veriler olduğunu göstermek adına bir kez de Yarın’da yer alan bir karikatüre değinelim. Yıllar sonra İstanbul’a ayak basan bir grup esir karşılaştıkları bir hamala, “Hamal paşa şu eşyayı Fatih’e kaça götürürsün?” diye sorar. Hamalın “Beş liraya…” şeklindeki cevabını duyunca içlerinden birisi, “Af edersiniz beyefendi, bir yanlışlık oldu ben hamalla teşerrüf ediyorum sanıyordum.” şeklinde yanıtlar (Yarın, S. 7, s.1). Çoğu savaş esirinin anılarında değindiği olgular, karikatürlerde çizilenlerle birebir uyuşmaktadır. Mesela Nâci Kâşif de İstanbul’a döndüklerinde hamalların istedikleri parayı duyunca çok şaşırdıklarını anlatır (Naci Kâşif, 1994, s. 432).

Rus yahut İngilizlerin, esir askerlerin çıkardıkları bu gazete ve mecmuaları, faydalı bir meşgale, dolayısıyla kamplarda düzen ve sükûnetin tesisine yardımcı bir faaliyet olarak görüp görmediklerine dair bir sorgulama, esir gazeteleri ile ilgili önemli bilgilere ulaşılabilecek bir kapı aralar. Bu görüşe doğrudan yanıt verecek bir kaynağa sahip değiliz ama özellikle Kafkas Cephesi’nde Ruslara esir düşen Türk askerlerinin, savaş sırasında istedikleri herhangi bir zaman diliminde gazete çıkarabildikleri ifade edilebilir. Örneğin Vâveylâ’nın 1915 yılı içinde, Kurtuluş’un yine aynı yıl içinde, Niyet’in 1918’de neşredilmeye başladığını biliyoruz (Kutlu, 1997: 197-201). Gazete çıkarma faaliyetlerine anılarında yer veren askerlerin ifadelerinde, Ruslar tarafından bu konuda herhangi bir engel çıkarıldığına dair bir bilgi de yoktur. İngiliz kamplarında durum farklıdır. İngilizler en azından savaş sırasında herhangi bir gazete neşrine izin vermemişlerdir. Zira elinde kalem ve kâğıt olan bir esiri en az cephe hattında kendilerine ateş eden bir asker kadar tehlikeli görmüş olmalılar. Nureddin Artam, anılarında kampta bulundukları sırada gazete çıkarmak istediklerini, bu gazete günlük çıkacağı için bir müstensihe ihtiyaç duyduklarını fakat kamp idarecilerinin yaklaşımının hiç de müspet olmadığını ifade eder. Artam, karşılaştıkları tavrı şöyle açıklar: “İngilizler kılı kırka yararlardı. Mesela bir müstensih istemekten o kadar çok mana çıkarırlar, o kadar şüphelenebilirdi ki bu büyük bir cürm-i siyasi hâlini bile alabilirdi.” Bu tavra rağmen Türk esirler pes etmemiş ve yoğun çabalar sonunda kampa “Remington markalı bir müstensih” getirmeyi başarmışlardı. (Nureddin, “Mısır Çöllerinde 22”, s. 3). Bununla beraber bir süre sonra İngilizler, kamplarda gazete çıkarılmasını o kadar benimsemişler ki mesela 1919 yılında Mısır’da Tura Kampı’nda neşredilen Kafes’te, kamp komutanı Binbaşı Leyt’in (?) de bir makalesinin çıktığı anlaşılmaktadır. Kolsuz Adam başlığını taşıyan bu makale, birkaç sayı hâlinde yayımlanmıştır (Kafes, S. 5-7). Bu, çok ilginç bir bilgidir. Seydibeşir Üsera Karargâhı’nda neşredilen ve sadece karikatürlerden oluşan Hatıra-ı Esaret adlı mecmuada, kamp nöbetçilerinin de bir çiziminin yapılabilmesi, İngilizlerin artık, kamplardaki gazetecilik faaliyetini iyiden iyiye içselleştirdiklerini gösterir (Süleyman Süheyi, Hatıra-ı Esaret içinde “muhafızlarımız” başlıklı karikatür).

Gazete çıkarmak kolektif bir uğraş olması bakımından bir dereceye kadar kamplarda düzenin tesisine de hizmet ederdi ama bazı durumlarda, tam aksine, ciddi gerilimlere de sebep olabilirdi. Bu gerginliklerden birisi hakkında bilgi veren Faik Tonguç, Niyet’te yer alan makalede geçen “Alaylı Zabitan” ifadesinin önemli bir soruna sebep olduğunu ifade eder. Tonguç, bahsi geçen ifadeden dolayı bir binbaşı ile taraftarlarının gazeteyi sansürlemeye kalkıştığını fakat gençlerin onlara engel olduğunu anlatır. Gazeteyi savunduğu için kendisine de düşmanlık edildiğini ve yatağının altında ihtiyaç duyulduğu anda kullanmak üzere bir sopa saklamak zorunda kaldığını ifade etmektedir (Tonguç, 1999: 229-230; Kutlu, 1997: 201). Aslında esir gazetelerinin kamp hayatı ya da esirlerin gündelik yaşamlarından çok tarih, edebiyat, felsefe, fen gibi alanlarda bilimsel ve düşüncel metinlerle dolu olmasının bir sebebi de yukarıda bahsedilen türden sorunlar olmalı. Savaş esirleri bu gazetelerde kendileri ile ilgili yazılar gördüklerinde kastedilenden çok farklı anlamlar çıkarabilir ve bu da büyük sorunlara sebep olabilirdi. Nureddin Artam, kampta çıkardıkları ve sadece karikatürlerden oluşmasını istedikleri bir mecmuanın birinci sayıdan sonra bir daha yayımlanmamasının sebepleri hakkında bilgi vermiştir. Mecmua, bir “zülfüyâr meselesi”nden dolayı hem İngilizlerin hem de diğer esirlerin tepkisini çekmişti. Kamp sakinleri bir esirin ilginç bir hareketinin alaycı bir şekilde karikatürize edilmesinden hayli rahatsız olmuşlardı. İngilizler ise söz konusu karikatürde “esirlerle yeterince ilgilenmedikleri” şeklinde bir izlenime sebep olduğu gerekçesiyle öfkelenmişlerdi (Nureddin, “Mısır Çöllerinde 23”).

Bu kısa yazıda esir gazetelerinin bazı özelliklerine dikkat çekmek amaçlanmıştır. Bununla beraber bahsi geçen bu metinler incelenmeye değer çok daha fazla veri ihtiva etmektedir. Gazetelerde yer alan karikatürler ise özel bir ilgiyi hak etmektedir. Bilhassa tarih ve edebiyat araştırmacılarının bu kayıtlardan üst düzeyde istifade etmeleri beklenmektedir. Ne yazık ki esir kamplarında çıkarılan gazetelerin hepsini görmemiz mümkün değildir. Bazı gazetelerin tüm sayıları yok olmuş ya da kaybolmuş, bazı gazetelerinse sadece birkaç sayısı bugüne ulaşabilmiştir.
Kaynaklar
Esir Gazeteleri
Hatıra-i Esaret, İravadi, Kafes, Kızılelma, Nilüfer, Yarın
Hatıralar
Göze, Ahmet, Rusya’da Üç Esaret Yılı, Yay. Haz. Ergun Göze, Boğaziçi Yay. 1989
Kıcıman, Nâci Kâşif, Medine Müdafaası Yahud Hicaz Bizden Nasıl Ayrıldı? İstanbul, Sebil Yay. 1994
Mehmed Âsaf, Volga Kıyılarında ve Muhtıra: Esâret Hâtıra ve Mâcerâları, Yay. Haz. Murat Cebecioğlu, İzmir, Akademi Kitabevi, 1996
Nureddin, “Mısır Çöllerinde Türk Gençleri 22-23” Vakit, 7-14 Haziran, 1924
Tonguç, Faik, Birinci Dünya Savaşı’nda Bir Yedek Subayın Anıları, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yay. 1999
Tütüncü, Mustafa, Hatıra Defterimdir, Yay. Haz. Abdulkadir Ozulu, Çorum 2006

Tetkik Eserler
Kutlu, Cemil, Birinci Dünya Savaşında Rusya’daki Türk Savaş Esirleri ve Bunların Yurda Döndürülme Faaliyetleri, Erzurum, Atatürk Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Doktora Tezi, 1997
Yanıkdağ, Yücel, Healing the Nation: Prisoners of War, Medicine and Nationalism in Turkey, 1914-1939, Edinburgh University Press, 2013

error: İçerik korunmaktadır !!