Doğu Akdeniz Ateşinin Değişmeyen Maşası Yunanistan

Doğu Akdeniz Ateşinin Değişmeyen Maşası Yunanistan

Batı ülkeleri, kurdukları medeniyetin kaynağı olarak Antik Yunan’ı kabul ederler ve bu medeniyet onların bilinçaltını oluşturur. Ancak günümüz Yunanistan’ını, Antik Yunan’ın devamı bir ülke olmak yerine, Türkiye karşısında kullanılacak bir maşa olarak görürler.

1820’den başlayarak isyanını başlattıkları ve kurulmasına destek oldukları bu yeni Yunanistan’ı, Osmanlı Devleti’nin zayıfladığı dönemlerde Balkanlardan tasfiyesi için bir maşa olarak kullanılmışlardır. Daha sonra l. Dünya Savaşı yıllarında askerî, ekonomik, sosyal kayıpları sonucu elde ettikleri bir barışı uygulamak için yine günümüz Yunanistan’ını bir maşa olarak kullanarak, Türkleri “Küçük Asya”dan atmayı düşünmüşler ve bunu, Rumların romantik ve asla ayakları yere basmayan ihtiraslı hayallerini tahrik ederek yapmak istemişlerdir. Yunanistan, Batılı ülkeler tarafından çok açık bir şekilde kullanılmaktadır. Onların ihtirasları sonucu yeni bir Bizans İmparatorluğu hayalleri sebebiyle kendilerine karşı gelebileceği hesaplanarak Anadolu’yu önce Sırp Kralı’na işgal ettirmeyi düşünmüşlerdir. Sırp Kralı’nın, batı ülkelerinin bu teklifini kabul etmemesi üzerine Yunanistan’a bu görevi vermişlerdir. Bu konuda l. Dünya Savaşı sonrası İngiliz belgelerinde alaycı ve açık bilgiler vardır.

Günümüzde de geçmişte olduğu gibi okumuş Yunanlıların bir kısmının Türkiye ve Türk düşmanlığını kullanarak, Doğu Akdeniz ve Balkanlarda yeni bir kuşatma politikasının maşası olarak kullanmak istemektedirler. Son üç yıl içinde ortaya çıkan gelişmelere göz attığımız zaman bunun tıpkı 1877/1878 Osmanlı Rus Harbi sırasında İngiltere’nin uyguladığı bir polikanın devamı gibi görmek mümkündür. Bu yüzden gelişmelerin tarihsel boyutunu hiç unutmamamız gerekmektedir:

A. Tarihsel Boyut:

I. Tarihimizde 93 Harbi olarak bildiğimiz büyük facia sırasında, İngiltere’nin, Doğu Akdeniz’de egemenliğini sağlamak için takip ettiği politikaya baktığımız zaman Çanakkale Boğazı yakınlarında bulunan adalara asker yığması, Girit Adası’nın Yunanistan’a verilmesi için bu adadaki ayaklanmaları desteklemesi, Rusların Osmanlı Devleti’ni ele geçireceği gerekçesiyle İzmit Körfezi’ne asker göndermesi, 93 Harbi sonrası Rusların Trakya’ya kadar gelmelerini gerekçe gösterek Yeşilköy civarına asker çıkarması ve son olarak da Berlin Anlaşması öncesinde Kıbrıs Adası’nı Osmanlı Devleti’nden alması bizim üzerinde durmamız gereken son derece önemli gelişmelerdir.

Bugün ABD, Ege Adalarında ve Dedeağaç’ta üs kurarken, bu üslere yerleştirdiği askerlerin silah, techizat ve mühimmat nitelikleri incelendiğinde, geçmişte İngiltere’nin yaptığı bir operasyonun benzeri olduğunu görürüz.

II. 1. Dünya Savaşı öncesi Osmanlı Devleti’nin büyük kampanyalarla topladığı yardım ve desteklerle İngiltere’ye ısmarladığı, parasını ödediği iki geminin savaş öncesi el konularak İngiliz donanmasına katılması olayı ile günümüzde F 35 projesinin ortağı olan Türkiye’yi, uçakların bir kısmını teslim aldığı hâlde vermemesi arasında da yakın bir ilişki vardır. İngiltere’nin, parasını ödediğimiz gemileri vermemesinin sebebi bir yıl içinde anlaşılmıştır. Bu savaş gemilerini Osmanlı Devleti’ne vermiş olsaydı, l. Dünya Savaşı’nda kendisine karşı kullanılacaktı. Şimdi şu soru aklımıza geliyor: Önümüzdeki yıllar içinde acaba bölgede böyle bir sıcak çatışma olma ihtimali üzerine mi ABD bu pilotlarımızın eğitimini yaptıkları, devir teslim töreni bile yapılmış uçakları vermiyor? Geçmişte uluslararası hukuku hiçe sayan İngiltere gibi ortağı olduğumuz bir projeden hiçbir hukuki gerekçe olmaksızın neden çıkarmayı düşünüyor ve bunu gerçekleştiriyor? Türkiye ve Türk aydını, bu sorunun cevabını ciddi bir şekilde düşünmelidir. Ayrıca şunu da göz ardı etmemeliyiz: ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya ve İsrail, stratejik olarak ortak statüsündedirler. Günümüzde İngiltere, Türkiye’ye karşı oldukça yumuşak bir dış politika izlerken ABD’nin çok açık ve düşmanca bir politika izlemesi çok manidardır.

ABD-Yunanistan’ın Anlaşmasındaki Dikkat Çekici Noktalar:

ABD ve Yunanistan, NATO ve AB Güvenlik Anlaşmaları dışında 5 Ekim 2019 tarihinde karşılıklı Savunma İşbirliği Anlaşması imzaladılar. Bu imza, Cumhuriyetçi Parti’nin iktidarı sırasında atıldı. Biden döneminde de aynı hassasiyetle sürdürülmektedir. Bu anlaşmanın ABD devlet politikası olarak yürütüldüğü çok açık bir gerçektir. Bunun unutulmaması gerekir.

Bu anlaşmanın ABD açısından önemi, bir kıskaç harekâtının oluşturulmasıdır. Geçmişte İngiltere’nin oynadığı Balkanlar ve Doğu Akdeniz stratejsinin bir benzeridir. Görünüşteki gerekçesi, Balkanlara bir Rus yayılmasının engellenmesi, özellikle Bulgaristan ve Romanya’nın desteklenmesi, aynı zamanda Çin, Rusya ve İran’ın Doğu Akdeniz’deki egemenlik çalışmasının engellenmesidir. Türkiye’ye de böyle bir gerekçe resmen bildirilmektedir.

Yunanlıların bu anlaşma ile yaptıkları hesap bambaşkadır. Maddeler hâlinde sayacak olursak:

  • a. AB’den aldığı destek yardımlarını ve kredi borçlarını ödeyemeyecek duruma gelmesi ve savunma harcamalarını bu anlaşma ve Fransa ile yaptığı anlaşmalarla sağlamak,
  • b. Paris ve Lozan Anlaşmaları ile silahsızlandırılmış olan Ege Adalarını silahlandırarak, Ege’de 12 millik kara suları iddiasını gerçekleştirmek, ayrıca Ege’de statüsü belli olmayan kayalık statüsündeki adaları işgal ederek Türkiye’nin, Ege ve Akdeniz bağlantısını kesmek,
  • c. Doğu Akdeniz’de, Güney Kıbrıs’la birlikte kara suları hakimiyeti kurup yeraltı ve yer üstü kaynaklarını kullanmak ve yine Türkiye’nin, Akdeniz’in açık deniz sahalarında hareket kaabiliyetini yok etmek,
  • d. Batı Trakya Türklerinin Lozan Konferansı ile belirlenmiş statüsünü ortadan kaldırmak için özellikle Dedeağaç’ta kurulan ABD üssü ile aramızda bir tampon bölge oluşturmak. Buna bağlı olarak gittikçe batı ülkelerinin sinsi bir planı olarak bütün Balkanlara yayılan “Avrupa’da Müslüman Türkler yoktur. Avrupalı Müslümanlar vardır.” tezini bir psikolojik harp vasıtası yaparak, Yunanistan’daki Türkleri asimile ederek Yunan Müslüman’ı hâline getirmek. Bunun için ise sabırla ve aralıksız 100 yıldır çalışmaktadır.
  • e. Bu anlaşmayla artık daha iyi askerî tesislere erişimleri var ve savunma yüklerini hafifletirken Türkiye üzerinde stratejik avantaj elde edebilmek amacındadırlar. Ayrıca Yunanistan, ABD’den 3 milyar dolara en az 24 beşinci nesil F-35 savaş uçağı tedarik etmek üzeredir.

Savunma Anlaşmasını İsteyen Yunanistan mı? ABD’nin Uzun Vadeli Stratejik Planı mı?

ABD’nin seçkin diplomatlarından, Orta Doğu ve Rusya konusunu çok iyi bilen bir kişi Yunanistan’a büyükelçi olarak atandı. Geoffrey R. Pyatt, olağanüstü yetkilere sahip deneyimli bir siyasi, ajan ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Orta Doğu konseptinin uygulayıcısı olarak çalışmaktadır:
2019 yılında bu Savunma İşbirliği Anlaşması imzalandığı zaman yaptığı konuşmada: “Yunanistan ve diğer demokratik ortaklarla birlikte, bu bölgenin geleceği için farklı çıkarları, değerleri ve farklı vizyonları olan Rusya, Çin ve İran gibi kötü niyetli aktörleri geri püskürtmek için çalışıyoruz.” açıklamasını yaptı. Anlaşma ile birlikte Pyatt, ustalıkla Yunanistan’ı, ABD’nin ve yukarıda saydığımız stratejik ortaklarının ileri karakolu, hatta yabancı strateji uzmanlarının ifadesiyle yarı sömürgesi hâline getirmektedir.

Yarı Sömürge İddiası Ne kadar Doğru?

Batılı bazı strateji uzmanlarının bu değerlendirmelerinin ne kadar doğru olduğu kararını, anlaşmanın maddeleri ve uygulanması ile ilgili bilgiler ışığında aydınlarımız versinler.

Öncelikle Kiriakos Miçotakis liderliğindeki Yeni Demokrasi Partisi Hükûmeti, ABD’nin Yunanistan’daki askerî varlığına izin veren anlaşmaları yeniledi. Bundan da önemlisi, ABD’nin Atina Büyükelçiliği çalışanı olan Panagiotis Kontoleon’un (NIS) (Ethnikí Ypiresía Plhoroforión EYP)’nin başına getirilmesidir. Kontoleon, bundan da dikkat çekici olarak G4S (eski adıyla Group 4 Securicor) adlı Londra merkezi bir İngiliz özel güvenlik şirketinin üst düzey yöneticisidir. Yeni Demokrasi Partisi’nin iktidara gelmesinden önce adının hükûmete empoze edildiği anlaşılmaktadır.

ABD, tüm bölgeyi kontrol etmek için Batı Yunanistan’da, Aktion Havaalanı’nda konuşlu AWACS’ı (Havadan Uyarı ve Kontrol Sistemi – Mobil, Uzun Menzilli Radar Gözetleme Ve Kontrol Merkezi) kullanıyor. Diğer kurulmuş ve kurulacak olan üsler, İnsansız Hava Araçları (İHA), gemiler ve saldırı helikopterleri kullanan ileri istihbarat üsleridir. Bu İnsansız Hava Araçları’nın ve saldırı helikopterlerinin menzilleri ve kapasiteleri özellikle bizim için dikkat çekicidir.

Larissa Hava Üssü’nde, ABD Hava Kuvvetleri, MQ-9 Reaper gibi çok yüksek irtifada istihbarat toplayan birçok İHA’yı kullanmaya başladı. Üzerinde dikkatle durmamız gereken noktalardan bir başkası da Aralık 2019’da ABD Kuvvetleri, ortak eğitim ve gelecekteki satın alma işlemleri için Yunan ortaklarına, hava kuvvetlerinin teknik kapasiteleri ile ilgili bir bilgilendirme çalışması yaptı.

Stefanovikio Volos Üssü’ne, Mart 2019’dan bu yana ABD kuvvetleri, karşılıklı olarak eğitim aldıkları Yunan ortaklarıyla kalıcı bir üs kurdu. Somut olarak; Chinooks, Kiowa Romeo, Apaches ve Black Hawks gibi yaklaşık 35 nakliye ve saldırı helikopteri bulunuyor. Ayrıca ABD 3. Deniz Havacılığı Tugayı orada konuşlandı ve Yunan Deniz Piyadeleri ile ortak tatbikatlar için kapsamlı hazırlıklar başladı. Yunanistan’ın, Mart 2019’da ABD’den Kiowa Keşif Helikopteri satın alması sebebiyle yapılan teslim töreninde, ABD Büyükelçisi Pyatt, şöyle konuştu:
“Bu geliştirilmiş MDCA’da özel olarak belirtilen Stefanovikio, şu anda resmî olarak ABD’nin, yaptıklarımızın kapsamını genişletebileceği bir yer ve gelecek yıl burada daha güçlü ve etkileyici bir ABD varlığı göreceğimizi umuyorum.” Bir diplomat olarak büyükelçinin neyi kastettiğini açıklamaya ayrıca gerek yoktur sanırım.

Lozan Anlaşması ve Dedeağaç:

İpsala-Dedeağaç arası kuş uçuşu uzaklık 45, kara yoluyla 50 kilometredir. ABD, buradaki limanı özelleştirerek tamamen kendi kontrolünde bir askerî üs hâline getiriyor. Bunu da Rusya’ya karşı yaptığını söylüyor. Oysa bu deniz üssünün Ege ve Karadeniz için çok önemli bir istihbarat üssü görevi yapacağı açıktır. Aynı zamanda zırhlı birliklerini de konuşlandırdığı anlaşılmaktadır. Lozan Anlaşması’nın, Trakya Sınırına Saygı lll/1 Maddesi’ne göre sınırdan 30 km’lik bir alanın silahsızlandırılması gerekirken tam bu sınırın kenarına bir ABD üssü kurulması ve bunu Yunanistan’daki iktidar ve muhalefetin birlikte yapmış olması son derece dikkat çekicidir.

ABD’nin Yunanistan’daki Toplam Üs Sayısı:

ABD’nin, Girit’te 1, Mora Yarımadası’nda ve Batı Trakya’da 6 askerî üssü var. Ayrıca Girit ve Ege Adalarında 4, Mora Yarımadası’nda ise 3 yeni üs kurma hazırlıkları içinde olduğunu görüyoruz.
Sonuç olarak belirtmek gerekirse bu askerî anlaşmalar iki komşu ülke arasındaki barış ve istikrarı temelinden sarsmaktadır. Fransa ve ABD başta olmak üzere Batı’dan aldıkları bu destek sıradan ve sade Yunan vatandaşını değil; okumuş, ihtiraslı ve ruhu nefret dolu Yunan siyasilerini Türkiye’ye karşı cesaretlendirmektedir. Son günlerdeki cesaret gösterilerinin temelinde bu yatmaktadır. Ancak gelişmeler açıkça gösteriyor ki ABD, Yunanistan’ı hem Suriye meselesinde hem de Türkiye ‘deki üsleri ile ilgili olarak bize karşı kullanmak istemektedir. Bu aynı zamanda Türkiye’nin stratejik önemini azaltmaya yönelik bir adım olarak görülmektedir.

Öte yandan yapılan askerî anlaşmaların sınırlılıkları ve esneklikleri göz önünde bulundurulduğu zaman, Ege Denizi’ndeki hassasiyetimiz karşısında bizi, ABD ile karşı karşıya getirecek çok önemli gri noktalar bulunmaktadır. İran’a yapılması planlanan askerî ve diplomatik operasyonlar sırasında Türkiye’yi kendileriyle birlikte hareket etmeye zorlamayı düşündükleri anlaşılmaktadır.

Büyük Avrupa ve ABD’li enerji kartellerinin Doğu Akdeniz’deki çıkarları, ABD ve ortaklarının Türkiye açısından kabul edilemez adımlar atmalarına sebep olabilecek kargaşa yaratabileceği hesap edilmelidir.
Sınırımızdan 2 km mesafede olan Meis Adası’nın kara suları olduğunu iddia eden Yunanistan’ın, bizim ilan ettiğimiz Navteks’e ABD ile birlikte karşı çıkışı dikkat çekici bir gelişmedir. Bunun yanında adaların silahlandırılması, özellikle Yunan deniz piyadelerinin ABD’li yandaşlarıyla ortak eğitim yapmaları, bir çıkarma harekâtı hazırlığı olarak dikkat çekmektedir. İlginç noktalardan bir başkası da Rahip Bronson’un evinde yapılan aramalar sırasında bulunan Ege Bölgesi’ndeki petrol istasyonu sahipleri ile ilgili özel bilgiler ve Ege Adalarında kurulan üsler arasında bir ilgi olup olmadığının ciddi bir şekilde araştırılması gerekmektedir.

Sonuç olarak belirtmeliyiz ki Yunanistan’ın, komşusu ile barış içinde yaşamak yerine kendisine binlerce kilometre uzakta dostlar bulması, akıl almaz ve aptalca bir harekettir. Yunanistan için hiçbir yarar sağlamayacağı gibi kendisine, yeni bir Küçük Asya felaketi yaratacaktır. 1828 tarihinden günümüze kadar bizim aleyhimizde hep toprak kazanan Yunanistan, bu sefer ciddi toprak kaybına uğrayacaktır. Biz de millî birlik ve beraberliğimizi güçlü tuttuğumuz sürece, hiçbir askerî operasyondan zararlı çıkmamız mümkün değildir.

Ama Batılı emperyalist ülkelerin stratejik konseptinde Türkiye, “Büyüdüğü zaman budanan, kuruduğu zaman sulanan” bir ağaç olarak bırakılmak isteniyor. Yunanistan’ın kışkırtılmasının bu amaca yönelik olduğunu gözden uzak tutmamak gerekir.

error: İçerik korunmaktadır !!