Yıldırımdan, Tipiden, Kasırgadan Yılmayan Kahraman: Atsız

Yıldırımdan, Tipiden, Kasırgadan  Yılmayan Kahraman: Atsız

Şöyle bir geçmişimize ve günümüze baktığımızda, eserleriyle çağları delip gelen ve yine çağları delip gidecek olan karakterler görürüz. Ülküleri özlerinden kavi bu müstesna şahsiyetler, verdikleri eserlerle ruhlarımızda öyle güzel tahtlar kurar ki, bizleri çok anlamlı bir hayatın ve düşünce âleminin doyumsuz huzuruna gark ederler. Bu âlemde madde yoktur. Sadece ruh vardır, aşk vardır, ülkü vardır. Bu müstesna eserlerde geçmişimizin muhteşem kahramanları beynimizin her zerresine, ruhumuzun en derin noktalarına bir sanatçı hassasiyetiyle öyle güzel işlenir ki, bütün benliğimizi kaplayıp bizi sonsuz güzelliklerle dolu bir dünyanın içine yönlendirir.

İşte okuduğumuz eserlerinde bizleri doyumsuz hazlara ulaştırıp, renkli ve kusursuz bir ülkünün peşinden sürükleyen nadide kalem ve fikir ustalarından biri de Hüseyin Nihal Atsız’dır. Türk’ün parlak zaferlerle dolu tarihini onun etkili üslubuyla okumak, edebî zevkin en doruk noktası olsa gerek. Sizlerle bu efsunkâr sevdayı, onun, bir resim tablosu gibi yansıttığı mısralarında yaşamak çok büyük zevk olsa gerek.
Onun için kimi ırkçı, kimi faşist, kimi Turancı der ama onun sevdası ile kanat çalıp gökyüzünün derin maviliklerinden yıllardır bizlere ses ettiğinin farkında değildirler. Ruhsuz bir anlayış onu yok göstermek istedi yıllarca ama gelin görün onun eserleri öylesine ruhlarımıza işledi ki, bazı edebî zevk ve düşünce dünyasının acımasız kör anlayışı bu benliğimizin derinlerindeki “Atsız” kavramını söküp atmaya gücü yetmedi.

“Geri Gelen Mektup” şiirinde sevgiyi bir müziksel ahenk içinde aruzun en etkili kalıbıyla yansıtan şair, ruhumuza ahenkli bir güzel besteyi de nakşeder. Bu baş döndürücü ahenkle yansıtılan “Geri Gelen Mektup” mısralarını, ruhumuzun en derin noktalarından kim silebilir ki? Kimse farkında değil ama 20. yüzyıl şiirinde, aruz veznini şiirlerine en güzel yansıtan şahsiyettir aynı zamanda Atsız. Onun içindir ki, sayısız ses sanatçısı büyük bir hassasiyet içinde bu mısraları besteleyip dinleyicilerine yansıtabilmiştir.

“Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.

Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!”

Sevda demişken onun gönül yivlerinden ve ruhundaki renkli ilham sayfalarından döne döne çıkan “Mutlak Seveceksin” mısraları hiç unutulur mu?
“Sevda gibi bir gizli emel ruhuna sinmiş;
Bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş.
Gökten gelerek gönlüne rüzgâr gibi inmiş,
Bir sır ki bu, ölsen bile açamazsın…”

Hele “Atsız” adıyla seslendiği mısralar vardır ki, aşkın tek soluk alındığı duygu olarak yansıtılır sevgi pınarından su içmeyen kalplere… Onun için aşk bir takiptir aynı zamanda, bir ıstırabın yansımasıdır yüreklerimize… F. Nafiz Çamlıbel’in “Firari” adlı şiirindeki aşk anlayışına ne kadar da benziyor değil mi?
“…
Ey gözleri hançer gibi keskin, dişi kaplan
İster bana aşkın bütün âlâmını çektir
İster beni öldürmek için sineme saplan
Ölsem bile aşkım seni takip edecektir…”

“…
Zülfünün yay gibi çelik tellerine
Takılan gönlüm asırlarca peşinden gidecek.
Sen bir ahu gibi dağdan dağa kaçsan da yine
Seni aşkım canavarlar gibi takip edecek…”

“Sesleniş” mısraları, hangi derin uçurumlardan el uzatıp kurtarılmayı beklediği ve yaşamaya azmettiği ölümsüz aşkların içimizi yakan örneklerinden olsa gerek.
“…
Ulaşsa da sana yolların ucu,
Varmaya yetmiyor Atsız’ın gücü.
İçimde dururken bu kadar acı,
Hâlâ yaşıyorum, ölemiyorum.”

Mistisizm ve sembolizm ile şiir ve nesrin kucaklaşıp okuyucunun gönül dünyasında gezinen Ruh Adam’ı, 1975 yılında öğretmenlik görevime başladığım ilk yıl okumuştum. Bu tarih aynı zamanda rahmetlinin Tanrı Dağları’na uçmağa vardığı yıldır. Ancak 2-3 günde okuyup bitirilecek kitabı ben 2-3 defa okumuştum. Kitabı bitirdiğimde kendi kendime, “Ah ümit yolunun başlangıcındaki Selim Pusat, Turan yolundaki sarsılmaz duyguların ne de güzel bir duygu…!” demiştim ama bana bunu dedirten onun eşsiz üslubu olsa gerek.

Ey vatan!
Güzel turan!
Sana feda biz varız.
Düşman oğlu meydana çık!
Kahramanlık kimde ise anlarız.

Onun şiirlerinde, bizleri gururun doruk noktasına ulaştıran mısraların, “Kahramanlık” konularındaki dokunuşları olduğunu biliyoruz. Olay örgüsünün bir sanat hassasiyetiyle işlendiği “Bozkurtların Ölümü”, aynı zamanda bir Türk isimler sözlüğüdür. Turan elindeki çoğu kişilerce hüviyetlerinde isim olarak taşıdığı bu isimler, tarihin hangi renkli sayfalarından seçilip de huzura çıkarılmış bunu ancak Atsız gibi ufku herkesin ulaşmak isteyip de ulaşamadığı bir “Kızıl Elma” yolcusu bilebilir. Türk romancılığının şaheseri kabul edilen “Bozkurtların Ölümü”nün final sayfasında ve kahraman ordumuzun moral kaynağı olarak dillerinde ve gönüllerinde yankılanan aşağıdaki dizeler, gerçek anlamda layık olduğu tahta oturmuştur.
“…
Delinse yer, çökse gök, yansa, kül olsa dört yan,
Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan.
Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan;
Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz…”

Bizi gizemli seslenişiyle ayaklandıran aşağıdaki mısraların sırrını ancak içinde Kızıl Elma hedefi olan yürekler bilebilir.

“Yüz paralık kurşunla gider hayat dediğin;
Tanrı yolu uzaktır; erken kalk sıkı giyin.
Yazık, bütün ömrünce o kadar özlediğin
Güzel Kızıl Elma’na varmadan öleceksin.”

Ömrü komünist zindanlarında geçen, kalleş kurşunlarla hayatına son verilen yiğit bir Kazak Türk’ü olan Mağcan Cumabay’ın “Uzaktaki Kardeşime” şiirine cevap verir gibi seslenen şiirleri ise, kahramanlığın en anlamlı satırları olsa gerek.

Bir gün olur yılda, ayda
Birleşiriz hep Altay’da.
Güz ayında, kurultayda
Başı börklü han görünür.

Eserleriyle tunçtan bir heykel gibi ebedî kalan Atsız, çok güçlü bir varlık olarak hayal ettiği Türk Gençliği’ne seslenirken onları zayıf, çelimsiz, korkak bir varlık olarak değil de çelikleşmiş, sağlam iradeli, düşünceleri çağlar sonrasını işaret eden mukaddes şahsiyetler olarak yansıtır.

“Yer bulmasın gönlünde ne ihtiras, ne haset,
Sen bütün varlığınla yurdumuzun malısın.
Sen bir insan değilsin; ne kemiksin, ne de et!
Tunçtan bir heykel gibi ebedî kalmalısın.”

“Şehit” kavramını çok hassas bir sanat anlayışıyla vurgulayan aşağıdaki güzel mısraları başka nereden okuyabiliriz ki? Edebî sanatlar içindeki “Sehli Mümteni” tarzını en başarılı şekilde kullanan şairlerimizin; Yunus Emre, N. Yıldırım Gençosmanoğlu, Ziya Gökalp, M. Âkif Ersoy, Süleyman Çelebi gibi söz ustalarımızın olduğunu biliyoruz. Atsız’ın “Ebedî Yiğit” başlıklı şiirinin bu edebî tarza örnek teşkil ettiğini kim inkâr edebilir?
“Adı yok, şehit!
Kefenin; Vatan,
Tabutun; Cihan,
Düşünüp övün,
Yaşıyor ünün…

Damarında kan,
Bir alev midir?
Yaşaman; roman,
Ölümün; şiir.
Sana yok ne taş,
Ne de bir mezar,
Bu hayat; savaş,
Ebedî uzar…
Eşit olduğun,
Şu güneş; Tuğun,
Tabutum; Vatan,
Mezarın; Cihan
Adı yok yiğit,
Ebedî şehit…”

Baştan sona tılsımlı bir ülkünün peşinden koşarken aşılan çetin yollar, onun yanında yürüyecek olan iradeli ya da korkak zihniyetli karakterleri de yansıtır “Yolların Sonu” şiirinde. Şiirden çok bir davadır bu mısralar. Başlı başına bir karakter yansımasıdır buradaki kahramanlar. Dillere ve yüreklere yazılan bu mısralar, sonsuz yollara çıkıp da hedefine ulaşan bir savaşçının tok sesli haykırışıdır.

“Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz;
Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağı’na.
Hâlbuki yoldaşını bırakıp dönenlerin
Değişilir topuda bir sokak kaltağına.

Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmemektir.
Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir;
Kahramanlık; saldırıp bir daha dönmemektir.”

Hele Şehit Pilot Kurmay Yüzbaşı Kami’ye ithafen 1931 yılında yazdığı “Kahramanların Ölümü” başlıklı şiirini okurken, onun kahramanlık konusundaki anlayışını, cesaret ve yiğitlik duygularını da çok yakından hissediyoruz.

“İnsan büyür beşikte
Mezarda yatmak için.
Ve………………………
Kahramanlar can verir
Yurdu yaşatmak için…”

Sonuç olarak söylemek istediğim; onun sonsuz fikir dünyasındaki ayrıntılar ne bu yazıya ve ne de kitaplara sığar. Yüreğinde ülkü ve ülke sevdası taşıyanlara en gerçek yol, Atsız’ın düşünce dünyasındaki sağlam ülkü yoludur.
Bu yola çıkıp uğraş veren Kürşatlara selam olsun…!

Kaynakça:
İkbal vurucu, “Çukurova sanat- 1944 Türkçülük Olayları”,
Galip Oğuz: Ruh Adam (Röportaj),
Hayati İnanç : (Röportaj) Atsız’ın aruzla yazdığı şiirler,
Yolları Sonu: Afşin yayınları Ankara 1963,
Bozkurtlar: Ötüken Neşriyat İstanbul 2019 (Özel Basım),
Ruh Adam: Ötüken Neşriyat İstanbul 2017

error: İçerik korunmaktadır !!