Osmanlıdan Günümüze Türk-Yunan İlişkileri

Osmanlıdan Günümüze Türk-Yunan İlişkileri

Bizans İmparatorluğu’nun Balkan toprakları üzerinde Sırplar ve Bulgarlarla giriştiği hâkimiyet mücadelesi ve Bizans İmparatoru Kantakuzen ile V. Palaiologos arasında yaşanan taht mücadelesi, Orhan Bey döneminde Osmanlı Devleti’ne, Rumeli’ye geçişin yolunu açmış oldu. Balıkesir merkezli Karesioğulları Beyliği’nin Osmanlı hâkimiyetine girmesi ile küçük bir donanmaya da sahip olan Osmanlılar, Bizans İmparatoru’nun kendilerine üs olarak verdiği Çimpe Kalesi’ne yerleşmiş, ayrıca Gelibolu Yarımadası’nın en uç noktası olan Bolayır’ın fethi ile birlikte Rumeli’de kalıcı olarak yerleşmeye başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin Balkanlarda yerleşmesi ve 1364’ten itibaren Yunanlıların yaşadığı toprakların Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetine girmesi, Türk-Yunan ilişkilerinin başlangıcını teşkil etmiştir. Osmanlı Devleti, 1402 Ankara Savaşı öncesinde Makedonya’da fetihler gerçekleştirmiş ve Selanik’i ele geçirmiş olmasına rağmen Fetret Devri’nde Selanik kaybedilmiştir. Fatih Sultan Mehmed döneminde; Selanik, Yanya, İstanbul, Atina ve Mora Yarımadası ile birlikte Trabzon Rum İmparatorluğu Osmanlı topraklarına katılmıştır. Fatih’ten sonra II. Bayezid ve Kanunî dönemlerinde Rodos, Ege Adaları ve 1669’da Girit’in fethi sonucunda, Yunanistan topraklarında 400 yıl sürecek Türk hâkimiyeti başlamıştır. Osmanlı Devleti, millet sistemi anlayışı içerisinde izlediği hoşgörü ve adalet anlayışı sayesinde topraklarında yaşayan gayrimüslimler içerisinde yer alan Rumlara ayrı bir önem atfetmiş ve onların özerk bir yapıda patrikhane vasıtasıyla devletle ilişkilerinin sağlıklı bir yapıda sürdürülmesine özen göstermiştir. Rum Ortodoks Kilisesi’nden aldıkları güç sayesinde Rumlar, Osmanlı ticari hayatında önemli bir konuma yükselmiş, aynı zamanda devlet içerisinde Dîvân-ı Hümâyun tercümanlığı ve elçilik gibi önemli mevkiler elde etmeye başlamışlardır.
Avrupa’da 17 ve 18. yüzyıllarda etkisini gösteren Aydınlanma Çağı, Avrupalıların klasik çağdaki Helen kültürünün temsilcileri olarak gördükleri Yunanlılara ve Antik Yunan kültürüne olan ilgisini artırdı. Rus Çarı ve Avusturya-Macaristan İmparatoru’nun 18. yüzyılın ikinci yarısında ortaya attıkları Grek Projesi, Osmanlı Devleti’nin parçalanmasına giden yolu açmış oldu. 1789 Fransız inkılabının getirdiği milliyetçilik akımının etkisi ile önce Sırplar daha sonra Mora’da Rumlar isyan etti. Mora’daki isyan bastırılsa da Avrupa devletlerinin desteklediği Yunanistan, 1829’da Osmanlı Devleti’nden bağımsızlık elde eden ilk devlet oldu. Bu süreçten sonra artık ilişkiler sadece Osmanlı topraklarında yaşayan Rumlarla devlet arasında ilişki olmaktan öte iki ayrı devlet arasında ilişki olarak yeni bir boyut kazandı.
Yunanistan, Osmanlı Devleti’nden ayrılmış olmasına rağmen Anadolu’da ve Osmanlı Devleti’nin diğer bölgelerinde Rumlar yaşamaya devam etmiştir. 1839 Tanzimat Fermanı, 1856 Islahat Fermanı ve 1876’da Kânûn-ı Esâsî’nin ilanı ile devlet içerisindeki farklı din ve etnik kökene mensup insanların Osmanlıcılık fikri çerçevesinde bir arada tutulması çabası; Avrupa devletlerinin kışkırtması, azınlıkların bağımsızlık talepleri neticesinde istenilen sonucu vermemiştir. Yunanistan ise bağımsızlık elde ettikten sonra her fırsatta Osmanlı Devleti aleyhine topraklarını genişletme politikası izlemiştir. Girit’e yönelik saldırıları nedeniyle 1897 yılında Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında yapılan Dömeke Meydan Savaşı’nda Yunanistan ağır bir yenilgi alsa da büyük devletlerin kendisinden yana tavır almasıyla barış masasından kazançla ayrılmayı başarmıştır. İtalya ile Osmanlı Devleti arasında yapılan Trablusgarp Savaşı’nı fırsat olarak gören ve Rusya’nın kışkırtmasıyla müttefikleri Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ ile birlikte Osmanlı Devleti’ne karşı saldırıya geçen Yunanistan, Balkan Savaşları sonunda Girit, Ege Adaları ve Makedonya’ya sahip olmuştur. Böylece Türkiye ve Osmanlı Devleti arasında günümüze kadar devam edecek olan Adalar sorunu ortaya çıkmıştır. Birinci Dünya Savaşı’na, 1917 yılında müttefik devletler yanında katılan Yunanistan, savaş sonunda İzmir’den başlayarak gerçekleştirdiği işgaller ile Megali İdea denilen Büyük Yunanistan hayalini gerçekleştirmeye yönelmiştir.
Millî Mücadele döneminde İstanbul’da, Batı Anadolu’da, Karadeniz’de, Trakya’da faaliyet gösteren ve Yunanistan’ın Megali İdea politikasına destek veren yerli Rumların dâhil olduğu cemiyetlere karşı millî güçler amansız bir mücadele vermiştir. Bu mücadele, Yunanistan açısından Küçük Asya Felaketi olarak sonuçlanırken, 1923’te Lozan’da yeni Türk devleti bağımsızlığını bütün dünyaya kabul ettirmiştir.
Lozan’a mağlup değil galip devlet edasıyla gelen Yunan heyeti ile Türk heyeti arasında ele alınan konulardan birisi, iki ülke arasında karşılıklı mübadele sözleşmesi imzalanması olmuştur. Uygulamada sorunlar ortaya çıksa da bu sorun 1930 yılında çözüme kavuşturulmuş, iki ülke arasında karşılıklı jestlerin gerçekleştirildiği balayı dönemi olarak adlandırılan bir süreç başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı öncesi Almanya ve İtalya’nın Balkanlara yönelik tehditlerinin artması üzerine; Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya’nın dâhil olduğu Balkan Antantı’nın 1937 yılında kurulmuş olmasında Türkiye ile Yunanistan arasındaki yakınlaşmanın etkisi olmuştur. Fakat 1939 yılında başlayan İkinci Dünya Savaşı ile birlikte Antant, işlevini yitirmiştir. Savaş yıllarında Alman işgaline uğrayan Yunanistan, işgalden kurtarıldıktan sonra Batılı ülkeler tarafından Türkiye ile birlikte Truman Doktrini ve Marsall yardımından yararlandırılarak Rusya’nın etki alanından uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Batı Bloku’na dâhil olan ve NATO’ya kabul edilen Yunanistan, Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak etme planı olan Enosis’i gündeme getirerek Türkiye ve İngiltere’nin dâhil olduğu yeni bir sorunu ortaya çıkarmıştır.
Kıbrıs’ta başlayan olaylar, adada yaşayan Türklere yönelik saldırılara dönüşünce Türkiye 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekâtı’nı düzenledi. 1975 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kuruluşu gerçekleşti. Türkiye’nin iyi niyetli çabalarına rağmen adada iki toplumlu federal yapıda bir devletin yaşaması konusunda Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi uzlaşmaz bir tutum takındı. Bunun üzerine Türkiye, 1983 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşuna destek verdi ve kurulan devleti tanıdığını ilan etti. 2004 yılında Avrupa Birliği’nin, Kıbrıs Rum Kesimi’ni, Kıbrıs’ın tamamını temsil eden bir yapı olarak ve Kıbrıs Cumhuriyeti olarak üyeliğe kabul etmesi, sorunu tamamen çıkmaza sürükledi.
Günümüzde Türkiye ile Yunanistan arasında Ege Denizi ile ilişkili olmak üzere çeşitli sorunlar yaşanmaya devam etmektedir. Kara suları ve kıta sahanlığı, Doğu Ege Adalarının silahtan arındırılması, statüsü henüz belirlenmemiş adacık ve kayalıkların durumu, ulusal hava sahası konusunda Yunanistan’ın iddiaları ve Arama Kurtarma (SAR) ile ilgili iki ülke arasında yaşanan anlaşmazlıklar bulunmaktadır.
Yunanistan’ın elinde bulundurduğu Ege Denizi ve Akdeniz’e uzanan adalardan hareketle bu denizlerde kara sularını artırmak istemesi ve kara sularının genişliğini uluslararası hukuka aykırı bir biçimde 6 milden 12 mile çıkarma arzusu, Türkiye’nin egemenlik haklarını sınırlandıracağı için kabul edilemez olarak görülmekte ve Türkiye, sorunun hakkaniyete uygun, tarafların haklarını ihlal etmeden çözümünü savunmaktadır.
Yunanistan’ın, aynı zamanda Doğu Ege Adalarının, başta Lozan Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması olmak üzere çeşitli uluslararası antlaşmalarla silahtan arındırılmasını kabul etmiş olmasına rağmen, 1960’lardan itibaren adaları silahlandırmaktan ve buralara asker göndermekten geri kalmamıştır. Üstelik bu sorunun, Uluslararası Adalet Divanı’na gitmesini engelleyici faaliyetler içerisine girmiştir.
Türkiye’nin başta yukarıda sıraladığımız Ege Denizi’nden kaynaklanan anlaşmazlıkları çözmek ve iki ülkenin iyi komşuluk çerçevesinde ekonomik, ticari, kültürel ilişkilerini geliştirmek için gösterdiği çabalarına karşı Yunanistan, gerilimden beslenen bir politika tercih etmektedir. Yunanistan’ın, Doğu Akdeniz ve Ege’de 2020 yılından bu yana gerginliği artırmaya yönelik uygulamaya koyduğu askerî adımlar şunlardır:
• Türkiye, BM’ye bildirdiği kıta sahanlığı sınırları içinde Doğu Akdeniz’de sismik araştırma faaliyetlerini sürdürmekte fakat Yunanistan, Türkiye’nin bu faaliyetleri, kendi kıta sahanlığında gerçekleştirdiğini iddia etmektedir. Nitekim Türkiye’nin sismik araştırma gemisi Oruç Reis’in bölgede faaliyetlerini tamamlayıp limana dönüşünün hemen ardından Yunanistan, 2020 yılında Meis Adası’na deniz kuvveti konuşlandırmıştır. Ayrıca Oruç Reis’in Doğu Akdeniz’de faaliyetlerini engellemek amacına yönelik askerî girişimlerde bulunmaktan geri durmamıştır.
• Yunanistan, gerilimi Türk azınlığın yaşadığı Batı Trakya’ya taşımış, Türkiye’nin çağrılarını göz ardı ederek, ABD ile birlikte bölgede ağır silahların kullanıldığı tatbikat düzenlemiştir. Silahtan arındırılmış bir statüye sahip olan Sakız, İstanköy, Rodos, Midilli ve bu bölgede bulunan diğer adalar Yunanistan tarafından silahlandırılarak buralarda askerî tatbikatlar gerçekleştirilmiştir.
Yunanistan’ın, yaşadığı ekonomik krizlere rağmen son dönemlerde silahlanmaya ağırlık vermesi, NATO’da müttefiki olduğu Türkiye’ye karşı uluslararası kamuoyunda giriştiği karalama kampanyaları ve özellikle son yıllarda yaşanan mülteci sorununda takındığı tutum, tarihten ders almadığını göstermektedir. 15 Mayıs 1919’da giriştikleri maceranın nasıl sonuçlandığı ve Yunanistan’ın bu olay sonrasında yıllarca siyasi istikrarsızlıklar ve darbelerle mücadele etmek zorunda kaldığı âdeta unutulmuştur. 1821-1922 yılları arasında Batılı devletlerin kışkırtmasına gelen Yunanistan, sonunda İngiltere tarafından bile kaderine terk edilmiştir. 9 Eylül 1922’de İzmir’i terk etmek zorunda kalan ve canlarını kurtarmak için İngiliz gemilerine ulaşmaya çalışan Yunanlılar, bu gemilere kabul edilmediği gibi üzerlerine ateş açılmıştır. Bu gerçekleri göz önüne alarak Yunanistan’daki politikacıların Türkiye ile yaşadıkları sorunları iç politika malzemesi yapmaktan ve başka devletlerin çıkarlarına hizmet etmekten vazgeçerek, uzatılan dost elini samimiyetle tutması hem Yunanistan halkı hem de iki ülke ve bölge çıkarları açısından son derece önemlidir. Türkiye ile yakınlaşmak için illaki İkinci Dünya Savaşı öncesinde olduğu gibi bölgeye ve ülkesine yönelik Almanya, İtalya gibi tehditlerle karşı karşıya kalması mı gerekecektir? Şayet Yunanistan o zamanı beklerse çok geç kalmış olacaktır.
Kaynaklar:
• Ramazan Erhan GÜLLÜ, Osmanlıdan Cumhuriyet’e Türkiye’de Rumların İdaresi, Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, C5, Türk-Yunan İlişkileri Özel Sayısı, 2021.
• https://www.mfa.gov.tr/ege-sorunu-ile-ilgili-son-gelismeler.tr.mfa
• https://www.mfa.gov.tr/baslica-ege-denizi-sorunlari.tr.mfa
• https://www.mfa.gov.tr/site_media/html/denizcilik/Yunanistan-in-12-Eylul-2020-tarihinden-itibaren-Dogu-Akdeniz-ve-Ege-Denizi-nde-Gerginligi-Artirici-Adimlari.pdf
• https://www.iletisim.gov.tr/images/uploads/dosyalar/2TURKIYENIN_DOGU_AKDENIZ_VE_EGEDEKI_HAKLARI_VE_IDDIALARI.pdf

error: İçerik korunmaktadır !!