Eğitimde Kaç Sıfırdasınız?

Eğitimde Kaç Sıfırdasınız?

“Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk hâlinde yaşatır ya da esaret ve sefalete terk eder.”
Mustafa Kemal Atatürk

Bugün dijitalleşme, web 1.0’dan 5.0’a doğru hızlı bir yol aldı ama hâlâ biz eğitimle öğretimi birbirine karıştırıyoruz. Eğitim ve öğretim gelişigüzel birbirinin yerine kullanılır. Bu kavramların birbiriyle iç içe geçmişliği, yakınlığı ile ilgili olabileceği gibi kavramları kullananların yani bizlerin özensizliği veya sözlük okuma alışkanlığımızdaki noksanlığın bir göstergesi de olabilir. Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük (2021), eğitimi şu şekilde tanımlar: Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine okul içinde veya dışında, doğrudan veya dolaylı yardım etme, terbiye. Tanımda da vurgulandığı üzere eğitim, okulla sınırlanmamış olması yönüyle öğretimden ayrılır; daha doğrusu öğretim, bu sınırlılıkla eğitimden farklılaşır. Tanımdaki en önemli unsur en sondadır; eğitim, terbiye etme sürecidir.

Kavramlar gibi bazı kurumlar da iç içe geçmiştir ki kastımız, toplumsal belleğin bireylere aktarıldığı temel kurumlar yani aile ve okuldur. Bir diğer ifadeyle birey ve toplumdur. Bu kavramlar öyle iç içe geçmiştir ki birbirinden ayrıl(a)maz. Çünkü bu olağan küçük (mikro) birleşimler, büyük (makro) yapıları oluşturur. Yani küçük yapı olan bireyler, büyük yapıyı yani toplumu oluşturur. Dolayısıyla birey ve toplumun birbirini etkileyen ve birbirinden etkilenen bir yapıda teşekkül ettiği, döngü oluşturduğu söylenebilir. Bu döngü, bireyi toplumsallaştırarak devinim sağlarken toplumu da bireye indirger. Çevreden merkeze ve tekrar merkezden çevreye tahayyül edilebilecek bu salınım hareketi; kültürlenmeyi, eğitimi ve daha birçok psikososyal bileşenin manevrasını sağlar. Bu manevra ve salınım esnasında; kültürel kodlar, toplumsal değerler, inançlar, tutumlar ve daha fazlası bireylerden oluşan toplum tarlasına serpilir, salınır. Bu toplum tarlasında her birey bir çiçektir. Birbirine benzeyen ama asla aynı olmayan ve farklılıkları ile ahenkli bir bütün oluşturan toplum tarlasında, tozlaşmayı sağlayan kültür ve eğitim esintileri ne kadar kaliteli toz taşırsa verim o kadar yükselir. Bu analojik nazarla yaklaşıldığında toplum tarlasındaki her bireyin en iyi taneciklerle kültürlenmesi, eğitilmesi gerekir ki bu olumlu döngü o toplumsal tarlanın en verimli, bereketli hâline erişilebilsin ve sürdürülebilirlik sağlansın. Bu süreklilik gelişigüzel bir şekilde sağlanamayacağı için eğitim kurumları ve sistemleri inşa edilmiştir. Bu sayede devlet ebed müddettir.

Eğitim, kurumsallaşma ve mükemmelleşmeyi gerektiren önemli bir toplumsal unsurdur. En önemli toplumsal unsurlardan biri olan eğitim, insanın var olduğu günden bugüne kadar gerek sözlü gerek yazılı biçimde toplumsal ve bireysel belleğin sonraki nesillere aktarılması ile sağlanmıştır. Özellikle yerleşik hayata geçiş ve kâğıdın icadı ile bu belleğin, belleklerin hem bireyden topluma hem toplumdan bireye hem de toplumdan topluma aktarımı sağlanmış ve ivmelenmiştir. Bugün ise bu ivmelenme, dünya tarihinde hiç olmadığı kadar büyük bir dereceye erişmiştir. Üstelik hız ve zaman kıyaslı bu ivmelenmede, ivmelenen de kütlesini her geçen saniye daha da artırmaktayken. Hızın arttığı, zamanın hız etkisiyle azaldığı algısı ya da bir diğer ifadeyle akışının hızlandığı günümüzde en çok da teknolojik gelişmeler sayesinde kütlesel artış yani kültüre ait olan her şeyin hızla çoğalması ve yayılması söz konusudur. Sosyal medya kanalıyla popüler kültür adı altında sürekli ve kontrol edilmesi güç bir hızda medya içerikleri, herkese kolayca ulaşmaktadır. Bu durum kültürle iç içe geçmiş eğitimin ve eğitimcilerin işini bir yandan kolaylaştırırken bir yandan da zorlaştırmaktadır. Eğitimin okulla sınırlı olmadığını ifade etmiştik. Yani burada işi zorlaşan eğitimcilerden kasıt öğretim ordumuz, öğretmenlerimiz değildir sadece; toplum içinde var olan ve toplumun bireyleri ile herhangi bir şekilde iletişime geçen her birey birer eğitimcidir. Özellikle de atalar, aileler, ebeveynler, kardeşler, aile kurumunun üyeleri diyebiliriz. Toplumsal belleğin damıtılmış bilgilerini yansıtan atasözleri ile de bu durumu izah edebiliriz: “Yavru kuş yuvada gördüğünü yapar!”
Peki, bugün yavru kuşlarımız, evlatlarımız yuvalarımızda neyi, neleri görüyor? Elbette annesini, babasını varsa kardeşlerini ve şayet aynı çatı altında yaşıyorlarsa dedesini, ninesini görüyor. Modern(!), çekirdek ailelerde en çok da anne ve babayı görüyor ama teknoloji ile artan ekran sayısı ve erişim kolaylığı sebebiyle dahasını ve nicesini tabletlerden, telefonlardan, bilgisayardan ve uzun yıllardır olduğu gibi televizyonlardan görüyor. Salgın hastalık yüzünden eve kapanıldığı dönemlerde çocukların, zamanın önemli bir kısmını sosyal medyada geçirdiği araştırmalarla ortaya konmuş ve haberlere defaatle konu olmuştur. Bunlara göre örneklem grubundaki çocukların %70’den fazlası sakıncalı sitelere karşı korunmuyor ve her geçen gün bu platformları kullanım yaşı düşerken, kullanım oranı artıyor. Tam bu noktada ailesiyle geçirdiği zamandan daha fazlasını bu sanal ortamlarda çarpık, yanlış, eksik veya fazla bilgilerle karşı karşıya gelerek geçiren çocuklarımızı gözeterek tekrar sormak istiyorum: Bugün yavru kuşlarımız, evlatlarımız yuvalarımızda neye, nelere maruz kalıyor? Sorunun cevabı telefonlarımızda! Çocuklarımız, dünyanın dört bir yanından filtrelenerek, kontrol edilerek veya gelişigüzel biçimde sosyal medya içeriklerine, internetten erişilen verilere, görsellere, videolara maruz kalıyor. Yavrularımız gördüğü, beğendiği bu içeriklerle eğleniyor, bunları taklit ediyor, benimsiyor ve alışkanlık hâline getirebiliyor. Yani toplumların tarlalarından kalkan tozlar başka toplumların tarlalarındaki bireylere kolayca ulaşıyor, tozlaşıyor, kültürlüyor(!) ve eğitiyor(!). Bu etkileşimin olumlu birçok yanı elbette var ve kesinlikle kültürlerarasılığa, çok kültürlülüğe, etkileşime karşıtlık söz konusu dahi olamaz. Ancak olumsuz etkilediği, kültürel tahribata neden olması bakımından tüm toplumlarda bir risk oluşturmaktadır. Bu riske karşı yine eğitimle, öğretimle ve eğitim-öğretime yeni dâhil olan becerilerle önlem alınmaya çalışılmaktadır. Bugün çok duyulan bir kavram olan 21. yüzyıl becerileri aslında bu önlemi almak için oluşturulmuştur denilebilir. Bu beceriler İsmail Gelen (2017) tarafından şu şekilde aktarılmıştır:

Öğrenme ve Yenilik (4C) Becerileri
• Eleştirel Düşünme ve Problem Çözme Becerileri
• Yaratıcı Düşünme ve Yeniliği Uygulama Becerileri
• İletişim ve İş birliği Becerileri
Bilgi, Medya ve Teknoloji Becerileri
• Bilgi Okur-yazarlığı
• Medya Okur-yazarlığı
• Bilgi ve İletişim Teknolojileri (ICT) Okur-yazarlığı
Yaşam ve Beceri Kariyerleri
• Esneklik ve Uyum
• Girişimcilik ve Öz-Yönelim
• Sosyal ve Kültürlerarası Beceriler
• Üretkenlik ve Sorumluluk
• Liderlik ve Sorumluluk

Beceriler dikkatle incelendiğinde yeterlilik kazandırılmaya çalışılan konular, mantık süzgecini kullanmaya, üretime, iletişime, ön almaya-liderliğe, kültürlerarasılığa ve tabii ki teknolojiye odaklıdır. Burada bir beceri, geliştirilmesi gereken melekeler olarak ele alınan konuların bir de sosyokültürel açıdan ele alınması gerekir. Çünkü eğitim, bireye salt bilgi kazandırmayı amaçlamaz ki bu kısım daha çok öğretimin konusudur, uğraş alanıdır. Eğitim, öğrenilen bilginin hayra kullanılmasını, toplumsal değerlerle bütünleşilmesini ve varoluş süreçlerine olumlu katkılar sunacak biçimde ahlaki bütünlüğün sağlanmasını hedefler. Bu noktada eğitim nazarıyla bakıp edepten, terbiyeden ve oluşturduğu seciyeden bahsetmek gerekir.

Edep, sözlükte, toplum töresine uygun davranma; iyi ahlak, incelik, terbiye olarak tanımlanmaktadır. Tanım içinde kullanılan töre; bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütününü kasteder. Yine tanımdaki önemli bir diğer kavram terbiye ise, doğrudan eğitim kavramı ile tanımlanır. Yani eğitimden bahsedildiğinde edep, töre ve terbiyeden bahsedilmemesi mümkün değildir. Teknolojinin yaygınlaştığı, törelerin, geleneklerin ve değerlerin bu vesileyle tahribe maruz kaldığı, dolayısıyla terbiye/eğitim anlayışının değiştiği günümüzde, geleceğin inşası yani insan yetiştirmek eskiye kıyasla daha fazla bileşeni ve riski barındırır hâle gelmiştir. Bugün teknoloji, eğitimi ve öğretimi doğrudan etkilemektedir ki pandemide bu süreç çok ciddi hız kazanmıştır. Dünyanın birçok yerine, birçok kişiye, kaynağa, bilgiye erişimi kolaylaştıran teknoloji; olumlu özellikleri kadar olumsuz yönleriyle de eğitimi etkilemiştir. Aslında olumsuzluğu, teknolojinin üzerine bırakacak bir niteleme hatalı bir bakışın ürünüdür. Ateşin icadı medeniyeti nasıl etkilemişse, doğru kullanılamaması veya kasten kötü niyetle kullanımında medeniyetleri yakıp yok etmişse teknoloji de bu potansiyele sahiptir. Yani teknoloji ile birlikte ve teknolojiye rağmen eğitim büyük önem arz eder hâle gelmiştir.

Özetle diyebiliriz ki teknolojiyi eğittiğimiz kadar kendimizi ve sorumluluğunu taşıdığımız kişileri de eğitebilirsek ateş, medeniyetin ışığını yakacaktır, medeniyetin kendisini değil. Çünkü insanoğlu dijital araçlardaki gibi tek tıklamayla filtre koyulabilen, sınırlandırılabilen bir varlık değildir. Ve insan, sürekli ahlaki yıpranma yaratan dış saldırılara, virüslere karşı koruma kalkanını daima açık tutması gereken ama merak duygusu ile bunu ihmal eden bir yapıya sahiptir. Özellikle yetişkin bireylere kıyasla çok daha savunmasız olan çocuklarımız, teknolojinin tehlikelerine karşı daha iyi korunmalıdır. Mavi balina, mavi bebek, mariam ve momo gibi sanal ortamdaki tehlikeli -sözde- oyunlar, bahsedilen tehlikenin somut ve maalesef acı sonuçlarını gösteren örnekledir.

Sonuç olarak teknolojinin her geçen gün daha da geliştiği günümüzde eğitim de bu gelişimden etkilenmekte olup bireylerin bu güncelliği yakalayamamalarının topluma ve toplumsal değerlere olumsuz etkisinin olduğu ifade edilebilir. Web 2.0 araçları ile eğitimde teknolojinin kullanımının yoğunlaşmasını da sağlayan dijitalleşme, bugün süper akıllı topluma karşılık gelen web 5.0 sürümüne yükselmiştir. Süper akıllı toplumu oluşturmaya ve bu toplumun hizmetine yapay zekâ ile donatılmış insansı robotları sunmaya çalışan dünya, uluslararasılaşmaya vurgu yapmakta ve bununla birlikte yerel değerleri de korumayı(!) hedeflemektedir. Peki, bizler henüz basit sosyal medya araçlarını çocuklarımıza göre nasıl uygun hâle getireceğimizi, nasıl sınırlama koyacağımızı dahi bilmezken veya bunu da ironik biçimde yine aynı platformlar üzerinden öğrenirken -yani içselleştirilmiş bir bilgi söz konusu değilken- güncel teknolojiyi nasıl yöneteceğiz? Zekânın yapayını geliştirmek için insanlık var gücüyle çalışıyor, peki ahlakın yapayı olur mu? Yapay ahlak bizi yapay zekânın olası tehlikelerinden korur mu? Şayet en güzel korunma şeklini teknolojiden uzaklaşmakta buluyorsanız fazla uğraşmayın çünkü yok oluşunuz yakındır. Ata’nın dilinden sorarsak: Özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk hâlinde mi yaşamak istersiniz yoksa esaret ve sefalete terk edilmek mi? Elbette “Şanlı Türk milletine yakışır şekilde…” dediğinizi duyar gibiyim. O hâlde öğrenmek ve kendimizi eğitmek için yarın değil şimdi ayağa kalmak gerek! Sahi unutmadan tekrar soralım eğitimde kaç sıfırsınız?

Kaynakça

Gelen, İ. / P21-Program ve Öğretimde 21. Yüzyıl Beceri Çerçeveleri (ABD Uygulamaları), E-ISSN: 2602-2516 Disiplinlerarası Eğitim Araştırmaları Dergisi Journal of Interdisciplinary Educational Research 2017; 1(2); 15-29.
Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük (2021). https://sozluk.gov.tr/ adresinden erişilmiştir. ET: 11.04.2022

error: İçerik korunmaktadır !!