Ata Yurttan Anadolu’ya Bir Çığlık: Vaveyla Gazetesi

Ata Yurttan Anadolu’ya Bir Çığlık: Vaveyla Gazetesi

“Çok sürse ayrılık, aradan geç sene çok sene
Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene…”
Kaybolan Şehir, Yahya Kemal

Maalesef Kruşçev’in hatıratında bahsedildiği gibi Rusya’da 1917 ihtilalinden sonra öldürülen, sürülen, ezilen yirmi milyon insanın dörtte biri Türk’tür. Dilini, yazısını bilmediği, rengi-dini başka, kültürü başka hayatlar içerisinde var olmaya çalışan esir ve kimsesiz kalan Türkler… Esarette kaldıkları süre içerisinde başka dilleri okumayı-yazmayı da öğrendiler. Farklı kültürden insanların yaşam tarzlarını tanıdılar. Esarette ortak acılar; onları birbirine yakınlaştırdı, kaynaştırdı. Onların hikâyelerinde insanı yüreğinden yakalayan hüzünlerin derinliğini, yalnızlıklarının çığlığını duyarsınız Vâveylâ’da…

Vâveylâ, Türk esirlerinin bir feryadı olarak, onların hayata tutunduğu, var olduklarının bir kanıtıydı. Yaşadıklarını, hayata bakış açılarını, özgür dünyadan kopmadıklarını, kopmak istemediklerini, insan olarak özgür dünyanın bir parçası olduklarını gösteren bir mecmuaydı Vâveylâ.
I. Dünya Savaşı (1914-1918) yıllarında dünya devletleri iki bloğa ayrılmıştı. İttifak Devletleri içinde yer alan Osmanlı Devleti, İtilaf Devletleri içerisindeki Rusya, Doğu Anadolu’da mücadele etmişti. Sarıkamış cephesinde ve sonrasındaki savaşlarda on binlerce Türk askeri Ruslara esir düşmüştü. Türk esirleri, başta Kafkasya sonra Rusya’nın Anadolu’dan uzak topraklarında ağır şatlar altında sürgün ve esaret yılları yaşamıştır. Türk esirleri hakkında rapor hazırlayan Yusuf Akçura, Kuzey Kafkasya’da 20-30 bin, Rusya’nın diğer yerlerinde de 30 bin olmak üzere, toplamda 60 bin Türk esir olduğunu belirtmiştir. Cemil Kutlu ise yaptığı çalışmada 1918 yılının ortalarında (savaştan Rusya çekildikten sonra) Rusya topraklarındaki toplam Türk esir sayısı 45 bin civarındaydı.

Kampın Bulunduğu Şehir: Krasnoyarsk

Yenisey Nehri üzerindeki Krasnoyarsk/Kızılyar şehri, Trans-Sibirya demir yolunun önemli bir kavşağı ve Rusya’nın en büyük alüminyum üreticilerinden biridir. Krasnoyarsk, güneyde ve batıda nehir seviyesinden ortalama 410 metre yükseklikte ormanlık dağlarla çevrilidir. Krasnoyarsk, 1628 yılında Romanov Henedanı’nın ilk çarı olan Michail Feodoroviç (1613-1645) zamanında Yenisey ile onun bir kolu olan Kaçi Irmağı’nın arasına düşen yüksek bir yarımada üzerinde kurulmuştu. Krasnoyarsk, nemli bir karasal iklime sahiptir. Yıllık ortalama sıcaklığı 6.9 °C’tır. Bu bölgede Türkler de yaşamaktaydı. Hunlardan itibaren çeşitli Türk toplulukları Sibirya’nın çeşitli yerlerine yerleşmişti. Bunların arasında Kızılyar da vardı.

Krasnoyarsk Esir Kampı:

Kamp, Orta Sibirya’da Yenisey Nehri’nin kenarındaki bu şehrin 5 km kadar kuzeydoğusunda, sağ sahildeki düzlük üzerine kurulmuştu.

Bu askerî şehir ve kamp, Ruslara esir düşen Türk, Alman ve Avusturya-Macaristan ordularına mensup er ve subayların iskânına tahsis edilmişti. Kampta, binaların kendi içinde banyoları yoktu. Genel bir hamam vardı ve hamam, adi sobalarla ısıtılan ayrı bir yapıydı. Her sabah sayım yapılır, yoklama alınır ve kamp defterine yoklama sayısı imza edilerek kayıt altına alınırdı. Kampta her türlü ihtiyacın karşılanabileceği dükkân, kantin ve lokanta bulunmaktaydı. Tuvaletlerinde komünist rejimin gereği bölme yoktu, yan yana otururlardı. Meydanda, herkesin kullanımına açık birçok çeşme vardı. Krasnoyarsk kampının etrafına üç metre yüksekliğinde, dışarısı görülemeyecek şekilde kalaslardan bir duvar çekilmişti ve duvarların üzerinde yaklaşık her 100 metrede bir nöbetçi kulübeleri vardı. Esirler bu duvara ancak üç metre yanaşabilirlerdi. Daha fazla yanaşmak yasaktı. Nöbetçinin ilk ihtarına uymayanlara ateş açılırdı.

Kampta esaret yaşayan Halil Ataman, anılarında şu bilgiyi veriyor: “Bu karargâhta bulunan binalar hep kırmızı tuğladandır. Hem de öyle sağlam ki, görenler kale sanır.”
Kamp, sağlık koşulları açısından verimli değildir. Kampta çeşitli salgınlar ve bulaşıcı hastalıklar çıkmış, kalabalıktan, teçhizat-ilaç ve hastanenin yetersizliğinden binlerce esir ölmüştü. Kampı ziyaret eden İsveç‘in Rusya Büyükelçisi’nin kızı Elsa Brandström, burada kalan esirlerin sayısının normalden iki kat daha fazla olduğunu belirterek, esirlere yakacak olarak kısıtlı miktarda odun verildiğini ve dolayısıyla esir barakalarında sıcaklığın 5 derecenin üzerine çıkmadığını ve sadece hastaların toplandığı bir baraka dışında kampta teşkilatlı bir hastane kurulamadığı için sağlık işlerinin iç acısı bir durumda bulunduğunu gözlemlemiştir. Albay Arif Bey, kamptaki bulaşıcı hastalıklardan ötürü 7000 kadar Avusturya-Macaristan ordusu askerinin öldüğünü ifade etmektedir. Bu bulaşıcı hastalıklardan 60 civarında Türk esirin de öldüğü belirtilmektedir.

Krasnoyarsk, fiziki şartları açısından son dönemde yapılmış ve Rusya’daki esir kamplarının en iyilerinden birisiydi. 1915 yılından itibaren dönem dönem bu kampa sayıları 100 ila 200 arasında değişen Türk esir erleri de yerleştirilmiştir. Sonraları esir Türk sayısı (bu kampta 1919 yılına kadar esir kalan) Halil Ataman’ın verdiği bilgiye göre 400’e ulaşmıştır. Akdes Nimet Kurat ise, 1917’lerde bu sayının 700’lere çıktığını belirtmiştir.

Türk esirleri, Alman ve Macar subayların dillerini öğrenmeye ve onlara da Türkçeyi öğretmeye çalışmışlardı. Türk subaylarının öğrenmek için en fazla rağbet ettikleri diller, Almanca ve Fransızca idi.
Esir kampı bu açıdan bir üniversite gibiydi. Çeşitli dillerin ve meslek gruplarının eğitim-öğretim faaliyetlerinin gerçekleştirilmeye çalışıldığı yokluk ve esaret yıllarında esirler bildiklerini paylaşarak, öğreterek bilgi alışverişinde bulunuyorlardı. Mühendislik, boyacılık, ziraat, bağcılık, meyvecilik, hububatçılık, koyunculuk, atçılık, inekçilik, arıcılık, tavukçuluk ve sabunculuk gibi dersler teorik olarak okutuluyordu. En fazla ilgi çeken dersler dil ve spordu. Resim, karikatür kursları, müzik etkinlikleri, spor faaliyetleri ve tiyatro gibi etkinlikler de kampta yapılmaktaydı. Bu kampta Macar Ludwig Fekete, Türk esirlerinden ders alarak Osmanlı Türkçesini öğrenmiş ve döneminin en önemli Türkologlarından birisi olmuştu.

Maalesef Rusların kendi menfaatleri için kullandıkları Türk casuslara da kamplarda rastlanmaktaydı. Bunlardan biri, bu kamptaki Ömer Selim isimli Türk esirdi.1 O, Türk esirlerinin ve onlara yardımcı olan yerli Müslümanların konuşma ve faaliyetini, yalan gerçek demeden Ruslara ihbar ediyordu.
Kampta, Türkler için bir baraka, mescit olarak verilmişti; ancak bakımsızlıktan ve olumsuz şartlardan dolayı bu baraka, Avrupalı esirler için okula dönüştürülmüştü. Türk esirleri namazlarını, bu nedenle kendi kaldıkları barakalarda kılıyorlardı. Gündüzleri, bazen (coğrafi konumundan dolayı) 23 saati bulduğu için Ramazan ayında oruç çok zor olmaktaydı. Gündüzlerin uzunluğundan çoğu zaman yatsı namazı da kılınmıyordu. Bu gerekçelerle namaz kılmayan ve oruç tutmayanlar çoğunluktaydı. Ancak Vâveylâ Gazetesi’nde yayınlandığına göre bayram ve kandil gibi günlerde mesaj ve şiirler bu önemli günlere ayrılmıştı. Mevlit Kandilleri daha coşkulu geçmiştir ve Vâveylâ’da, yaşanılan gecenin etraflıca tafsil edildiği görülür.

Birçok hizmet ve yemek paralı olduğu için esirler çalışmak zorundaydı. Kamptaki esirlerden Başkâtipzade Ragıp Bey, hatıratında şu bilgileri vermişti: “Para kazanmak için esirler, kamp dışına çalışmaya gitmeye başlamıştır. Çoğunlukla garson, amele ve hademe olarak çalışmışlardı. Yüzbaşı Fevzi ve etrafında toplanan birkaç kişi bir terzihane açmıştı. Yaptıkları ürünleri şehirde ve pazarda satarak büyük paralar kazanmışlardı. Ormanda çalışanlar da vardı.”

Vâveylâ ve Türk Esirleri

Türk esirleri tarafından Rusya esareti altında “Kurtuluş, Niyet (Rusçadaki Net, yani ‘yok’ sözünden), Altay, Şimal Yağı” adlı gazeteler çıkarıldığı tespit edilmiştir. Krasnoyarsk Kampı’nda da el yazması bir gazete çıkarılıyordu. Adı, Vâveylâ’ydı ve tek nüsha çıkıyor2, elden ele ücretli bir şekilde okunuyordu. Gazetenin ilk sayfasında yazılan bilgiden anlaşıldığı, gazeteyi okuyanı dinlemek de ücretliydi: “Okumak ve dinlemek bir kapiktir.” Bu şekilde sesli okunup birden fazla kişinin faydalanması sağlanmıştır. Bu mecmua, Türk esirlere, kamptan ve kamp dışından olayları aktarmaktaydı. Gazetenin sorumlu müdürü Talat Berki’ydi. Vâveylâ, büyük zorluklar içerisinde ve imkânların elverdiğince 101 sayıya ulaşabilmiştir. İlk sayısı 10 Aralık 1915 tarihinde, son sayısı ise 1 Mart 1918 tarihinde çıkarılmıştır. El yazması olan, büyük bir emek harcanarak meydana getirilen bu mecmua hem bir uğraş hem de yaşadıkları anın gözlem ve düşüncelerini yansıtan bir tarihî kaynaktı bizim için. Kampta kalan Türk esirlerini; siyasi, tarihî, edebî ve kültür gibi birçok yönden aydınlatmayı amaç edinmişti. Hem hâlin tasviri hem de hâlin onlar tarafından nasıl algılandığıydı Vâveylâ…
Bu mecmua üzerine çalışan Musa Gümüş’ün de ifadesiyle “Vâveylâ’nın çıkış gayesi de Krasnoyarsk’taki esirler üzerinden esaret hayatının sorunlarına dokunmaktı.” şeklinde ifade edilmiştir. Türk esirlerinin esaret içerisindeki acıları, yoklukları, hasret ve ıstırapları hayatlarını değiştirmişti. Buraya taze fidan gibi gelen gençler çoktan sararıp solmaya yüz tutmuştu. Ancak acılar kadar insanı kaynaştıran başka bir şey yoktu. Çektikleri sıkıntılar onları birbirlerine daha çok kenetliyordu.

Sonbaharın hüznü yüreklere yerleşiyordu, gurbeti işliyordu yavaş yavaş ömürlerine bu esaret. Keder yüklüydü bulutlar, güneş hiç ısıtmıyordu artık içlerini… Ümitsizlik, karamsarlık içerisinde kalplerinde kaybolmaktaydı son umutları da… Ne olacaklardı? Yarın onlara ne getirecekti? Belirsizlik, düşüncelerinde yer edinmiş, sürekli onları kedere ve şüpheye sürüklüyordu. Bu duygu ve düşünceleri yansıyordu çığlıklarına, Vâveylâ’ya…

Günler sayısız geçiyordu esarette. Sonu gelmeyeceği düşünülen günler sayılmıyordu bu kampta… Atalarının “vatan” yaptığı topraklardan kader ayırmıştı onları. Cihan Harbi dedikleri büyük savaş sonrasında 1917 ihtilalinin getirdiği şüpheler ve belirsizlikler onları meraklandırmıştı da. Sadece vatanlarından değil, sevdiklerinden de ayrılmışlardı. Kimisi nişanlısından, kimisi daha kucağına alamadığı bebeğinden, yârdan, anadan… Dağlarında esen rüzgârından, uzandıkları bayırlarından, kokladıkları çiçeklerden koparmıştı kader onları. Onlar artık uzak ve ıssız diyarlarda açan birer çiçek, gurbet çiçekleri olacaklardı… Esarette hüzün doluydu bayramları, kalemlerine de yansımıştı:
“Bir elçi gelir seher zamanı?
Kalkın da donanmalar yapın der.
Bayram kurulup mezarımızda beraber…
Çetin oluyor keder zamanı.”3

Bazı akşamlar kapatıp gözlerini geçmişlerini yaşarlardı hayallerinde, buydu onların duvarlarla, tellerle kaplı kamptan kendilerini dışarıya atabildikleri yaşamları, hayalde yaşıyorlardı özgürlüğü, hayatı. Yanık nağmeler içeren türküler söylerlerdi bazı akşamlar, yüreklerini dağlayan, paramparça eden gurbet türküleriydi bunlar; kalplerinde yanan korun nefeslerine, seslerine vurmasıydı…

Vâveylâ, onların var olduklarının belgesiydi, ruhlarının yansımasıydı uzak diyarlarda…
Demir perdenin ardında; mezar taşı dahi olmayan, yeri, adı bilinmeyen binlerce (esir) gazi ve şehidimize rahmetle ve minnetle…

Kaynaklar:
Akdes Nimet Kurat, Türkiye ve Rusya, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 1990.
Arif Süleyman, “Esaret Hatıraları’’, Vakit, 20 Teşrinisâni/Kasım 1336/1920, No:1060.
Başkâtipzade Ragıp Bey, Tarih-i Hayatım: Tahsil, Harp, Esaret, Kurtuluş Anıları, Haz. Ahmet Emin Güven, M. Bülent Varlık, Kebikeç Yay., Ankara 1996.
Cemil Kutlu, “I. Dünya Savaşı’nda Rusya’daki Türk Esirleri”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Sayı 43, Yıl 2010, Cilt 17, s. 319-328.
Cemil Kutlu, “Krasnoyarsk’ın Ölüm Kampından Yatılı Üniversiteye Dönüşmesi”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Sayı 32, Yıl 2007, s. 245-267.
Halil Ataman, Harp ve Esaret Doğu Cephesi’nden Sibirya’ya, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2011.
Hüsamettin Tugaç, Bir Neslin Dramı, Çağdaş Yayınları, İstanbul 1975.
İlyas Topsakal, “Türk Tarihi Açısından Sibirya’nın Kısa Tarihi (Başlangıçtan XVI. Yüzyıla Kadar)”, Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 6/1 Winter 2011, s. 1863-1883.
Mahmut Akkor, “I. Dünya Savaşı’nda Rusya’da Bulunan Türk Esirleri Ve Esir Kampları”, Uluslararası Türk Savaş Esirleri Sempozyumu Bildiri Kitabı, Sultanbeyli Belediyesi Yay., İstanbul 2018, s. 203-239.
Merve Üner, Krasnoyarsk Esirlerinin Sesi: Vâveylâ Gazetesi Dizini, Post Yayınevi, İstanbul 2021.
Musa Gümüş, “Türk Basın Tarihinde Üsera Gazeteciliği: Vaveyla Gazetesi/ Mecmuası Örneği ile Devrine Genel bir Bakış (1915-1918)” Türk Basın Tarihi Uluslararası Sempozyumu (19-21 EKİM 2016 / Elazığ) Bildiri Kitabı, C. II, Yay. Haz.: Merve Uğur, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, Ankara 2018, s. 575-600.
Mustafa Arıkan, “Birinci Dünya Savaşı Türk Esirlerinin Kaleminden Esarette Bayram”, Tarihin Peşinde -Uluslararası Tarih Ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl: 2019, Sayı: 22, s. 309-336.
Rusya Üsera Murahhası Yusuf Akçura Bey’in Raporu, Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti, Orhâniye Matbaası, Dersaadet 1335/1919.

Dipnotlar:

  1. Erzurumlu Hüsamettin Tuğaç, Sarıkamış Muharebesi sırasında 9 Ocak 1915 günü Ruslara esir düşmüştü; Sibirya’ya sürülmüş, 2,5 yıl esaretten sonra Krasnoyarsk Kampı’ndan firar etmiştir. Anılarında Ömer Selim’den bahsetmiştir. Hatıratı için bakınız: Hüsamettin Tugaç, Bir Neslin Dramı, Çağdaş Yayınları, İstanbul 1975.
  2. Tek nüsha olan bu mecmuaya dijital ortamda ulaşmak mümkündür. 1936 yılında envantere giren ve TBMM kütüphanesinde bulunan bu mecmuaya ulaşmak için: https://acikerisim.tbmm.gov.tr/handle/11543/1738
  3. “Esir Bayramı”, Vâveylâ, 8 Temmuz 1333b, S 80, s. 1.
error: İçerik korunmaktadır !!