25 Mart 2009 “Alo! Hâlâ Bulamadınız mı?”

25 Mart 2009 “Alo! Hâlâ Bulamadınız mı?”

Gazeteci İsmail Güneş’in kulaklarımızda çınlayan bu sesi ile hatıralarda yaşayan ancak hâlâ sıcaklığını koruyan, suikast olduğu üzerine genel kanaatin olduğu helikopter kazasının tarihi: 25 Mart 2009. Bu kazada altı insan hayatını kaybetti, şehit oldu. Şehit olanlar arasında bulunan Muhsin YAZICIOĞLU, Türkiye’nin 1980’lerden itibaren en önemli siyaset ve dava adamlarından biriydi. Büyük Birlik Partisi’nin genel başkanıydı. Bu nedenle üzücü olayın üzerindeki derin şüpheler ve yaşanan gelişmeler insanı gerçekten dehşete düşürecek nitelikteydi.

Yerel seçim çalışmaları için Kahramanmaraş’tan Yozgat’a giderken helikopter, 25 Mart 2009 tarihinde düşmüştü. Fakat enkaza ancak iki gün sonra ulaşılabilmişti. BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu, BBP Sivas İl Başkanı Erhan Üstündağ, BBP Sivas İl Başkan Yardımcısı Yüksel Yancı, BBP Sivas Belediye Meclis Üyesi Adayı Murat Çetinkaya, İHA Muhabiri İsmail Güneş ve Pilot Kaya İstektepe hayatını kaybetmişti.

Günümüze kadar devam eden (13 yıl) yargı süreci nedeniyle ayrıca şüpheli, tutarsız, çelişkili ifade ve bilgilerle bu kazanın bir suikast sonucu gerçekleştiği iddiası ağırlık kazanmaktadır. Bu çalışmada Türk milleti tarafından sevilen dava adamı Muhsin Yazıcıoğlu’nun geçmişinden, kişiliğinden bahsedilerek; yaşanan kaza üzerindeki hatalar, bilgi/delil karartma, şüpheli hava (uçak) hareketleri, çelişkili ifadeler, raporlar, çalınan/kaybolan parça ve cihazlar üzerinde durularak okuyucunun bu konuda aydınlatılması amaçlanmaktadır.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun Hayatından Bazı Kesitler

31 Aralık 1954 tarihinde Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Elmalı köyünde hayata başlayan ve 25 Mart 2009 tarihinde Kahramanmaraş’ta şehit düşen Muhsin Yazıcıoğlu, 55 yıllık ömrünün 40 yılını “adanmışlıkla” yaşamış bir liderdi. 1980 darbesi yaşanmadan önce kritik dönemde Ülkü Ocakları Genel Başkanı’ydı. 1980 darbesiyle birlikte 7,5 yıl tutuklu kaldı, suçsuz bulundu, serbest kaldı ama kimseye küsmedi. Gençlik yıllarında Türkiye’yi kasıp kavuran çatışmadan kaçmadı; sorumluluk aldı.

Eşi Gülefer Hanım’ın ifadesiyle, “Muhsin Başkan” hayatında hiçbir zaman siyaseti amaç olarak görmemiş, davası için araç olarak görmüştür. Millî ve manevi değerlerin temsilcisi değil savunucusu olmuştur.
Millî ve manevi konularda çok hassas bir kişiliğe sahipti. “Muhsin Başkan”ın milliyetçilik anlayışında bölücülük, ırkçılık, kafatasçılık ve bölgecilik yoktu. Allah Resûlünden başka kimseye özenmezdi. “Muhsin Başkan”, aile hayatında İslam ahlakını hâkim kılmak için çalışmıştır. Anne ve babasına karşı saygıda kusur etmemiş, onların her zaman duasını almıştı.

Muhsin Yazıcıoğlu, genç yaşta ülkemizde sağ-sol olaylarının arttığı sıkıntılı bir dönemde mücadeleye atılmış, Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı yapmış ve Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’ni bitirip veteriner hekim olmuştu. Lâkin vatanı ve inancı için koşturmaktan mesleğini icra edecek fırsat bulamamıştı.
Fidan Anne, oğlu hakkında, “Muhsin’im çok farklı bir çocuktu. Sofraya oturunca önüne ne koysan terbiyeli bir şekilde yer kalkardı. Önündeki yemeği diğer kardeşleri yemeye kalkışsa bile susar, sofradan aç kalkardı da kardeşlerini kırmazdı…” şeklinde hatırasını paylaşarak, kırmayan ve fedakârlığa sahip bir liderin özelliklerini ifade ediyordu. Mamak Cezaevi günlerinde beraber çile çektiği yakın arkadaşları onun için, “Kötü şartları protesto amacıyla yaptığımız çay içmeme boykotunu bir arkadaşımızın delmesine içerlendiği için yıllarca cezaevinde çay içmedi fakat arkadaşımızın kalbini kıracak tek bir kelime de etmedi.” diyerek Muhsin Yazıcıoğlu’nun kalp kırmamaya özen gösteren, ancak dik duran, hak bildiğinden taviz vermeyen bir kişiliğe sahip olduğunu ifade etmişlerdi.

12 Eylül öncesinin karanlık ve acımasız günlerinde solcu militanların hücre evine tek başına gidip, ikaz ve tavsiyelerde bulunduktan sonra dostane hava oluşturarak sohbet edip çaylarını içtikten sonra çıkan cesur, oyunlara gelmeyen ve ülkemizde huzuru, barışı tesis etmek isteyen bir gençlik lideriydi.

Onun yüreğindeki samimiyete, duruş ve sözlerindeki hakikate vicdanının sesini birazcık dinleyen herkes şehadet etmiştir. Muhsin Yazıcıoğlu, artık Türk tarihinde abideleşmiş bir şahsiyet ve dava adamı olarak yerini almıştır… O, milletimizin ifadesiyle Anadolu’nun hormonsuz çocuğuydu, en büyük rütbesi buydu… Onun gücü yüreğindeydi ve ömrü hayatı boyunca hep yüreğinin ekmeğini yedi. Bu kadar net ve basit bir sırdı, onun yaptıklarına kudret ve itibar kazandıran…

Muhsin Yazıcıoğlu bir “Alperen”di. Türkiye’nin siyasi hayatında MHP’nin temsil ettiği Türk milliyetçiliğinin, milliyetçi-muhafazakârlığa doğru değişiminde ilk öncülüğü yapan Osman Yüksel Serdengeçti’den (1907-1983) sonraki en kuvvetli kişiliği oluşturmaktaydı. Muhsin Yazıcıoğlu, “Ülkücülüğünün içini İ‘lâ-yi Kelimetullah doğrultusunda âleme nizam verme olarak dolduruyordu. Yani en önemli önceliği İslam’dı.” 1993 Ocak ayında Büyük Birlik Partisi’ni kuran Muhsin Yazıcıoğlu, geleceğin örnek şahsiyetleri olan yiğit dava adamlarını yetiştirmek için “Alperen Ocakları”nı kurmuştur. Bu şekilde Muhsin Yazıcıoğlu, “Milliyetçilerin İslamileşme sürecine girmesinde belirleyici ve etkili bir rol oynamıştı. Yazıcıoğlu, Alperen Ocakları’nı, İslami kesimlerin hızla sekülerleştiği bir aralıkta, İslami şiarları ve şuuru gelişkin, entelektüel ilgileri artan, dinamik, şiddetten özenle kaçınan parlak bir gençlik ocağına dönüştürmeyi hedeflemişti.” diyebiliriz.

Kaza mı Suikast mı?

25 Mart öncesinde, sırasında ve sonrasında yaşananlar bu soruya daha net cevap vermemizi sağlayacaktır. Kazadan 1,5 ay önce Yazıcıoğlu, telefonlarının dinlendiğinin farkına varmıştı. Bir gün cep telefonundan yakın bir arkadaşını aradı. Saat verdi. Ertesi gün buluştular. Söz konusu mekâna girdiklerinde içeride birçok boş masa vardı. En arkaya oturdular. Birkaç dakika sonra, arkalarındaki masaya orta yaşlı bir adam geldi. Gazetesini okumaya başladı. Kısa bir süre sonra Yazıcıoğlu, arkasını döndü. Adamın koluna yapıştı. “Kimsin sen gardaş?” diye sordu. Adam kimliğini çıkardı. İstihbarat adına çalışıyordu.

Kendisinin ve ailesinin geçirdiği trafik kazalarının tarihleri de soru işaretlerine yol açıyordu. Çünkü 13 Mayıs 2007’de Sivas yakınlarında eşi, 21 Mayıs (Samsun-Ordu arası) ve 25 Ağustos 2007’de (Sivas) kendi önemli kazalar atlattı. Yara almadan kurtulduğu son olaysa 7 Haziran 2008’de Bolu Tüneli’nde gerçekleşti. Dikkat edilirse bu tarihler, 27 Nisan e-muhtırası ve Cumhurbaşkanlığı seçimi arasına denk gelmektedir. Onun demokratik ve millî duruşu birilerini rahatsız ediyordu. 28 Şubat sürecinde de korkmadan demokrasiyi savunan Muhsin Yazıcıoğlu, tehditlere hiçbir zaman aldırış etmemiş cesur bir liderdi.

25 Mart 2009 tarihinde helikopter kullanarak seçim çalışması yapılmıştı. Yoğun programı aksatmadan tamamlayabilmek için partinin (BBP) kısıtlı imkânlarına rağmen bir helikopter kiralanmıştı. “Hazineden yardım almadan siyaset yapan tek partiyiz. İlk defa helikopter kiralayarak miting yapıyoruz. Seçimlerde iddialıyız.” diyen Yazıcıoğlu, mitinglerin ardından yeniden Sivas’a dönmeyi planlıyordu. Ancak helikopteri 25 Mart 2009 tarihinde sebebi bilinmeyen bir nedenle düştü.

Bu kazada şüpheler özellikle “meçhul bir jet” üzerinde yoğunlaşmaktaydı. Söz konusu askerî uçak, kazadan 4 dakika önce Sivas-Gürün civarında ortaya çıkıp kayboluyordu ve hemen ardından Muhsin Yazıcıoğlu’nu taşıyan helikopter düşüyordu. Helikopterin düştüğü anlara ait kayıp, karartılmış 4 dakika 37 saniyelik bir radar kaydı, o süreçte önce Genel Kurmay Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından helikopterin düştüğü o dakikalar içerisinde radarların arızalandığını, çalışmadığını beyan etmiş, bunların hepsi yazılarla verilmişti.
Dosya, Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’na gönderildikten sonra söz konusu radar kayıtları TSK tarafından iletildi. Ancak bu kayıtlarda helikopterin tahmini düşme saati olan 15.03 civarı, doğu bölgesinde, tüm radar kayıtlarının arızalı oluşu nedeniyle bazı kayıtların gönderilmediği belirtildi. Ayrıca olay yerine en yakın jetin Merzifon’dan kalkan MJ524 kodlu F-16 olduğu ve bu mesafenin de 28,5 km olduğu kaydedildi. Bölgede bulunan HK046 ve HH721 kodlu iki jetin olduğu bilgisi de verildi. Malatya Özel Yetkili Savcılığı, Erzurum Dumlu Radar Üssü’nden olay tarihine ilişkin radar kayıtları talep etmesine rağmen bir türlü sağlıklı bilgi alamadı. Ardından Savcılık mahkeme kararıyla, Erzurum Radar Üssü’nde keşif yapmaya karar verdi. 14.02.2014 tarihinde, Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’nın nezaretinde TÜBİTAK’tan gelen bilirkişiler, müdahil avukatların da katılımı ve askerî yetkililer huzurunda yaklaşık 14 saatlik bir keşif icra etti.

Bu keşif ile bilgi veren Yazıcıoğlu’nun ailesinin ve avukatlarının (Selami Ekici ve Kemal Yavuz) ifadeleri incelendiğinde, kazanın bir suikast sonucu olduğu anlaşılmaktadır. Eşi Gülefer Yazıcıoğlu, oğlu Furkan Yazıcıoğlu ve avukatları şunu ifade etmişti: “Bu radarlar arızalanırsa, kayıt almazsa bunun hem Avrupa Sivil Havacılık Kurumu’na hem de NATO’ya ivedi bir şekilde bilgilendirilmesi gerekiyormuş. Bunu öğrendik, dedik ki madem öyle o zaman, sizin NATO bilgilendirme yazınız vesaire nerede? Bunu, NATO’ya bilgilendirmeniz gerekiyor. Bunun üzerine şöyle bir cevapla geri dönüş oldu. Dediler ki ‘Aslında arızalanmadı, çalışıyordu ama radarın iletim sisteminde, aktarım sisteminde sıkıntı vardı. O yüzden aktaramadı. Radar çalışıyordu, aktarım yapamadı, kayıt yapamadı.’. Tabi biz bununla beraber ortaya bir tanık vesilesiyle o dönem Malatya Özel Yetkili Savcılığı’ndayken Erzurum’da hava radar üstüne bir keşifte bulunduk. Keşifte bulunduğumuz zaman o bizim meşhur kayıp dakikalarımız orada çıktı.” Bu bilgi kirliliği, yanlış bilgi verilmesi dikkat çekmektedir. Ailesi ve avukatları uçakların müdahalesi sonucu helikopterin düşürüldüğünü iddia ediyordu. Ulaşılan bilgi ve kayıtlar bunu doğrular nitelikteydi.

Furkan Yazıcıoğlu, bu konuda önemli bilgiler paylaşmıştır. Bunlar arasında, radar görüntülerini gördüklerini, iki jetin beraber kol altı uçuşu dedikleri uçuş yöntemiyle uçarak, radarda tek uçak şeklinde görüldüğünü ve alttaki uçağın sonra bir manevra yaparak helikopterin uçtuğu nokta üzerinden ses hızını da geçerek havada türbülans oluşturduğunu belirtmiştir. Türbülansa giren helikopterin de kontrolden çıkıp dağa sert bir şekilde çarptığını belirten Yazıcıoğlu “Bunu delillendirmiş olduk. O dönem, Malatya’daki Özel Yetkili Mahkeme’deki o savcı, daha sonra FETÖ’den tutuklandı. Birçok dava dosyamızın içerisinde, Fethullahçı yapının elemanlarının izlerini görmeye başladık. Tabiri caizse her köşe başından çıkıyorlar. Keza gerek jandarmada olsun, emniyette olsun, arama kurtarma faaliyetlerinde olsun… Bu olay bir suikasttır. Jetler tarafından, helikopterin düşmesine neden olunmuştur. Bundan dolayı bu bir suikasttır. Örgütlü bir suç vardır burada. Olayın bir eylemi bir de eylem sonrası aramama kurtarmama kısmı vardır.” şeklinde düşünce ve tespitlerini ifade etmiştir.

Bu dehşete düşüren bilginin ardından kırıma uğrayan helikopter ile ilgili Devlet Denetleme Kurulu (DDK) raporunda, enkazda bulunamayan cihazlarla ilgili önemli tespitler yer almıştı: “Cihazların 31.3.2009 günü öğle saatleri arasında yok olduğu/çalındığı anlaşılmıştır. Bölgede saat 17.00’ye kadar çalışmalarını sürdüren Kara Kuvvetleri’ne ait Sikorsky helikopterin kaza kırım heyetinde yer alan bazı personelin TC-HEK işaretli helikopter enkazı üzerinde çalışma yaptıkları görülmüştür. Başta Sikorsky helikopterin kaza kırım heyeti olmak üzere tüm şüpheliler hakkında Cumhuriyet Savcılığınca soruşturma yapılması önerilmektedir.”
Enkaz bölgesinde karlar üzerinde fotoğraflanan ve daha sonra da kaybolan SKYMAP IIIC cihazı, pilotlar için çok önemli bir cihazdır. Coğrafi olarak; kıyıları, siyasi sınırları, şehirleri, kasabaları, yolları, demiryollarını, gölleri ve nehirleri gösterebilen bu cihaz, uçuş pozisyon bilgilerini saklamaktadır. Hava aracının toplam çalışma süresi, toplam uçuş süresi, uçuş başlangıç, uçuş bitiş saati ve uçuş tarihini kaydetmektedir. Cihaz bulunmuş olsaydı, açık ve kayıtta olması durumunda, kaza ile sonuçlanan son uçuşta helikopterin izlediği gerçek rota ve zaman bilgilerine ulaşmak, çarpma istikametini tespit etmek ve kaza ile ilgili daha sağlıklı değerlendirmeler yapmak mümkün olabilecekti. Ancak bu cihaz kayboldu ve bulunamadı.

Helikopter üzerinde Artex ME406P model ELT (Emergency Locator Transmitter-Acil Yer Belirleme Vericisi) cihazı da vardı. Bu cihaz aktif olduğunda, uydular helikopterin yerini gece 2,5 saate, gündüz 1 saate kadar olan bir sürede, yaklaşık 1-5 km yarıçapında bir doğrulukla belirleyebilmektedir. Söz konusu ELT’nin montajı, ESAS Havacılık personeli tarafından yapılmıştı. Fakat ELT anteni iki yönden hatalı monte edildiği tespit edilmişti. Öncelikle vidalama ve torklama işlemi hatalı yapılmıştı. Ayrıca, en yakın antene uzaklığının en az 75 cm olacağı kuralına uyulmamıştı. Bu durum da olaya kaza olarak bakanları derin şüpheye düşürüyordu. Bu kadar basit hatalar yapılabilir miydi?

Ayrıca kazanın ardından iki saat sonra enkaz bölgesi yakınlarında yeniden hava hareketliliği yaşanıyordu. Arama kurtarma faaliyetleri için Diyarbakır’dan kalkan SARK41 CASA uçağı 17.30’da Diyarbakır yönünden radar görüntülerine giriyordu. 17.55’te Adıyaman civarında, 18.14’te Çardak üzerinde, 18.20’de Çardak-Hacıömer-Kızılöz üzerinde,

18.51’de Ilıca tarafında, 19.00-22.20 arasında da Çardak-Afşin-Elbistan-Göksun civarında sürekli dolaştığı tespit edilmiştir. Ancak enkaz bölgesi üzerinden bir türlü geçmemiştir. 20.20’de bölgeden ayrılıp Diyarbakır yönünde radardan çıkmıştır. Yani kaza yeri sanki biliniyormuş da o bölgede aranmıyormuş gibi bir durum da söz konusu.

Kazayla ilgili akıllarda beliren en derin soru işaretlerinden biri de ölenlerin kanında çıkan yüksek orandaki karbon monoksit gazıdır. Kazanın ardından ilk yapılan otopside, kanda karbon monoksit bulunmadığına dair rapor düzenlenmiştir. Ancak ikinci raporda ise kazada hayatını kaybedenlerin kanında yüksek miktarda zehirli gaza rastlanmıştır. Bunu ortaya çıkaran gelişme Devlet Denetleme Kurulu’nun (DDK) kazayı incelmesidir. Devlet Denetleme Kurulu olaya el koyduktan sonra kazada hayatını kaybedenlerin kan örnekleri İstanbul’a gönderilmişti. Adli Tip Kurumu Kimya İhtisas Dairesi Toksikoloji Şubesi’nin yaptığı incelemeler ortaya bambaşka bir sonuç çıkardı. Yazıcıoğlu ve olayda hayatını kaybedenlerin kanında yüksek miktarda karbon monoksit bulundu.

Diğer bir husus da helikopterin enkazının bulunması amacıyla Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş. (TÜRKSAT) tarafından sivil ve ticari uydular üzerinden bazı çalışmalar yapıldı. Ancak askerî ve istihbari uydular üzerinden herhangi bir çalışma yapılmadı. Ailesinin verdiği bilgiye göre Muhsin Bey’in telefonundaki hafıza kartı yoktu. Kazadan sonra telefonun sim kartı bataryası içinde duruyor ama hafıza kartı yok. O kartın telefondan düşme ihtimali de yok!

TİB’in Gösterdiği Yer Niye Aranmadı?

DDK, konuyla ilgili yürüttüğü çalışmada, Emniyet Genel Müdürlüğü birimlerinin kendilerine verilen telefon numaralarını yer tespiti için TİB’e geç bildirdiğini, Jandarma Genel Komutanlığı birimlerinin ise kendilerine iletilen İsmail Güneş’e ve diğer yolculara ait telefon numaralarını yer tespiti için TİB’e bildirmediğini tespit etti. Söz konusu birimlerce sıralı hiyerarşik düzen içerisinde bildirim yapılana kadar TİB, kendisine başka kaynaklardan gönderilen cep telefonlarından kaza yerine ilişkin bilgileri makul bir sürede sağladığı da rapora giren bilgiler arasındadır.

Raporlarda görüldüğü kadarıyla Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekileri taşıyan helikopterin yeri, telefon hatları ve baz istasyonları üzerindeki çalışmayla birkaç saat içinde neredeyse bulunması mümkündü. Önce 4 km çapında, birkaç saat sonra da 1 km çapında bir alanı gösteren harita, askerler tarafından hazırlanıyor ve komutanlarına sunuluyor. Fakat her nedense karargâhtan, bu bölgenin aranmaması, kendilerine gönderilen diğer haritaya göre arama yapılması emrediliyor.

DDK’nın da hazırladığı raporunda önemli noktalar sırasıyla özetlenmişti: “Kaza Soruşturma Kurulu tarafından belirlenen muhtemel kaza nedeni yanı sıra; helikopter enkazından, helikopterin kaza öncesine ilişkin irtifa ve güzergâh gibi kaza nedeninin belirlenmesine yardımcı olabilecek ilave uçuş bilgileri sağlayabileceği değerlendirilen ARGUS 5000 CE ve SKYMAP IIIC GPS cihazlarının kaza mahallinden yok olması/çalınması; pilot ve yolcuların kanlarında sebebi açıklanamayan yüksek oranlarda karbon monoksit bulunması ve adli tıp uygulamalarındaki bazı düzensizlikler; Transponderi açık olmayan veya alçaktan uçtuğu düşünülen bazı hava araçlarının kaza anı ve mahallindeki hareketliliklerinin varlığı gibi bazı tespit ve bulguların da muhtemel kaza nedeni olarak değerlendirilmesi ve araştırılması gerekmektedir. Söz konusu hususlar ile arama kurtarma faaliyetlerinde yaşanan bilgi kirliliği ile TİB tarafından üretilen tek bilimsel veri çerçevesinde üretilen kaza yerine ilişkin koordinatlarda hiç arama yapılmaması hususlarının, aralarında bir illiyet bağı olabileceği gözetilerek mutlaka Cumhuriyet Savcılığı’nca DDK’nın sahip olmadığı yetki ve yöntemlerle araştırılması önerilmektedir.”

Son olarak yine avukatlarının mahkemeye sundukları dilekçelerin birinde iddia ettikleri ve talep ettikleri teknik bilgi ve kayıtlarda olayın net olarak ortaya çıkması sağlanacaktır. Kaza günü, helikopterin olduğu yerden geçen “HH721, MJ524, HK046” kodlu hava araçlarında yüksek çözünürlüklü birden fazla kamera sistemi bulunduğu, kamera sistemiyle uçuş güzergâhlarının görüntülerinin kaydedildiğinin bilindiğini bildiren bu dilekçede “Kaydedilen bu görüntüler ile de askerî jetlerin helikopterin etki alanına girip girmedikleri tartışmasız görüntü kayıtlarıyla da tespit edileceği bir vakıadır. Bu nedenle bu araçlardaki görüntü kayıtlarının temini gerekmektedir.” denilmiştir. Ancak bu kazanın aydınlatılması için son mahkemeye kadar bu bilgiler, kayıtlar paylaşılmamıştır.

Onca bilgi, belge ve olaylar gösteriyor ki yaşanan kazada “kaza olmayacak kadar planlı eylemleri içermektedir” iddiası ağırlık kazanmaktadır. Yargı süreci tamamlandığında kamuoyunun da vicdanını rahatlatan bir karar şüphesiz çıkacaktır.

Avukatlarının da ifadesiyle: “Muhsin Yazıcıoğlu, şahsına veya makamına yönelik bir suikasta değil, bir ekiple birlikte içinde yer aldığı ‘projeye’ kastedilen bir suikasta uğramıştır: Kimse, Muhsin Yazıcıoğlu’nu öldürmek isteyenlerin, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanlık makamını ele geçirmek istediğini iddia edemez veya onların siyasi çıkarlarına Yazıcıoğlu’nun tek başına engel olduğunu söyleyemez. Bu suikast, devlet-i ebed müddet fikrine bağlı bir ekibe ve o ekibin projesine kasteden çok daha derin bir eylemdir.” Büyük ülküleri olan, milletinin refahını ve geleceğini düşünmekten başka derdi olmayan Muhsin Yazıcıoğlu’nu saygı ve hürmetle anıyoruz. Ne mutlu böyle bir insan ile birlikte yürüyenlere, davasına gönül verenlere, ne mutlu onunla yârenlik edenlere, ne mutlu böyle bir vatan evladına sahip Türk milletine…
Yazımızı, şairliği de kuvvetli olan Muhsin Bey’in (uzun süren, sonuçlanamayan kaza davasının da sonuçlanması dileğiyle) Mamak’ta “Adalet” beklerken yazdığı şiiri ile bitirelim:

“Ulaşsa bir şavkın yıldızlarla
Her gece cemalin iner bir perdeden
Aydınlanır ilahi ışığınla
Bu zindan şenlenir pencereden
Bu demde benliğim huzurla dolar
Şükür sana, ellerim hep havada
Kahrına da, lütfuna da razıyım
Adalet bekliyorum her duada…”
Muhsin Yazıcıoğlu

Kaynaklar

Muhsin Yazıcıoğlu, Gülün Şavkı (Şiir Kitabı), Alperen Yayınları, 2. Baskı, Ankara 2009.
Alperen Ocakları, 21. Yüzyılda Bir Alperen Muhsin Yazıcıoğlu, Öncü Basımevi, Ankara 2009.
Ahmet Aygen, Beyaz Veda 15.05, Alperen Ocakları Erzurum İl Başkanlığı, Erzurum 2010.
Ömer F. Yeşilyurt, Burak Kaya, Özkan Yılmaz, Keş Dağı’na Düşen Beş Kar Tanesi, Zafer Medya Yay., Erzurum 2021.
Mehmet Emin Gerger, Bilinmeyen Yönleriyle Muhsin Yazıcıoğlu, Civan Kitabevi, İstanbul 2010.
Lütfü Şehsuvaroğlu, Ashâb-ı Kehf’in Delikanlısı, Hasret Yayınları, Ankara 2015.
Emre Soncan, Son Akıncı, Elhamra Yay., İstanbul 2015.

Veysi Erken, Muhsin Yazıcıoğlu Er Kişi, Bilge Ofset, Ankara 2009.
Yavuz Bülent Bakiler, Muhsin Başkan, Yakın Plan Yay., 4. Baskı, İstanbul 2015.
Selman Kayabaşı, O. Ertuğrul Bozok, Muhsin Yazıcıoğlu Suikastı, Yakın Plan Yay., İstanbul 2013.
Devlet Denetleme Kurulu, Muhsin Yazıcıoğlu Raporu, Ankara 21.01.2011.
https://www.aa.com.tr/tr/gundem/muhsin-yazicioglunun-yasamini-yitirdigi-kazadaki-helikopterin-askeri-jetle-takip-edildigi-iddiasi/2561004
Not: Çalışmada verilen bilgilerin tamamı açık kaynaklardan edinilmiştir. Yukarıda verilen çalışmalardan ayrıntılı bilgi elde edilebilir.

error: İçerik korunmaktadır !!