Türk, İman ve Ülke: Türkmenistan. – Prof. Dr. Turan AKKOYUN

80sayi Turan AKKOYUN

Kökleri kadim devirlere uzanan “Türk” kavramının yaygınlaşması nispeten yenidir. Devlet olarak Göktürkler, yurt olarak Türkistan, ikinci ana vatan olarak “Türkiya” gibi. Günümüzde, bağımsız devletlerden üçünde Türk kelimesi doğrudan yer almaktadır. Bir anlamda birinci ve ikinci ana vatan isimleri günümüzde devlet olarak yaşamaktadır.

Türkmenistan, her şeyden evvel adıyla öne çıkanlardandır. “Türk” ile “iman” kavramlarının birlikteliğinden mürekkep olduğu iddiaları da ayrıca önem arz etmektedir. Başta Orta Çağ Müslüman olmak üzere birçok yabancı kaynaklarda bu düşünceyi destekleyen bilgiler bulmak mümkündür. Hatta sonraki asırlarda, batıda din değiştirip Müslüman olanlar için “Türk oldu” denildiğine dair birçok kaynak bulunduğu bilinmektedir.

Oğuzların Kınık Boyu’nun Müslüman olmasından çok kısa bir müddet sonrasında Tuğrul Bey’in sultanlığında teşkilatlanan Büyük Selçuklu Devleti ismiyle Türkler, İslam âleminin siyasi liderliğine yükselmişlerdir. Ardından Sultan Alparslan, Sultan Melikşah, Sultan Berkyaruk, Sultan Muhammed Tapar ve Sultan Sencer ile devam etmişlerdir. Orta Çağ’ın ve Türk tarihinin önde gelen devletinin sınırları, Asya çöllerinden Adalar Denizi’ne kadar uzanmaktaydı. Hazin bir şekilde vefat etmesiyle devleti yıkılan Sultan Sencer’in Darülahire (Ahiret Evi) Türbesi, bugün Türkmenistan coğrafyasının seçkin eserleri arasındaki yerini muhafaza etmektedir. Mimar Muhammed b. Atsız tarafından inşa edilen bu türbenin mimari özellikleri Avrupa’da ancak üç asır sonra kullanılabilmiştir. Türklüğün, imanla bütünleşmesinin sanattaki karşılığı sayılabilecek olan Darülahire, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer almaktadır.

Bu zaman dilimini (Selçuk Bey’den Sencer’e kadar zaman zaman ileri ve geri dönüşümlü bir hâlde) ekrana taşıyan Uyanış Büyük Selçuklu (Yönetmen: Sedat İnci, 2020- …) dizisinin, toplumsal hafızaya katkı sağladığı da söylenebilir. Bahsi geçen ya da benzer film ve dizi projelerinin, müşterek kültürel değerleri çok daha kolay bir şekilde gönül coğrafyalarına iletebildiği bir zamanda yaşanmaktadır. Benzer projeler Türk dünyasının elini güçlendirecektir. Birkaç yıl öncesi medyaya yansıyan Türkiye-Türkmenistan ortak yapımı Sultan Alparslan ile Köroğlu filmleri ve benzeri projeler desteklenmeli, mutlaka hayata geçirilmelidir.

Ekseriyetle Müslüman Oğuzlar için kullanılmasına mukabil ülke kavramıyla bütünleşen Türkmenistan, yakın dönem itibariyle anlam daraltılmasına gidilerek 1917 Bolşevik Devrimi sonrasında sınırları belirlenen bir ülke olarak ifade edilmeye başlanmıştır. Bütün kasıtlı projelere rağmen İran, Irak, Suriye, Anadolu, Azerbaycan, Afganistan, Rusya ve Balkanlarda Türkmen adı hâlâ kullanılmaya devam edilmektedir. Ancak bahsi geçen diyarlarda, hiçbir şekilde Türk kavramı haricinde düşünülmemektedir.

Çarlık Rusya’sının Türk dünyasına karşı XVI. yüzyılda doğuda giriştiği ele geçirme hareketi, 1884 yılında Türkmenistan’ın birleştirilmesine kadar sürmüştür. Rusya, Doğu Türkistan haricindeki Türk yurtlarını ele geçirmiştir. Sultanü’ş-Şuara’nın ifadesiyle “toplumlar ve milletler arasındaki zıtlığa, buzdağı ve yanardağ derecesinde en keskin örnek olarak Moskofla Türk’ün gösterilebileceği” bir mücadele geçmişinde derin izler bırakılmıştır. Türk dünyasının hangi noktasına bakılsa, uzun vadeli çatışmaların tohumlarının ince hesaplarla ekildiği hemen fark edilmektedir. Bu girişimin, aynı şekilde ince bir çizgiden ilerleyerek gerçekleştirilecek hamlelerle yeniden düzenlenmesi uygun olacaktır. Aksi durum basit şekil değiştirmenin ötesine geçememektedir. Bağımsız Türk devletlerinin otuz yıllık birikimleri, engin Türk kültürünün rüzgârıyla bayraklarını çok daha yukarılarda dalgalandırmaya başlamışlardır. Türkmenistan da kendine has özellikleriyle uluslararası sahadaki yerini almış durumdadır.

Anav Kültürü’nün beşeriyet açısından taşıdığı kıymet düşünüldüğünde, böylesine bir değeri coğrafyasında barındıran ülkenin önemi gün yüzü kadar berraktır. M.Ö. 10.000’e kadar tarihlenebilen Anav insanları, tuğladan inşa ettikleri evlerde yaşamış; dokumacılık, bakırcılık işleriyle meşgul olmuş; koyun, keçi, sığır ve deve yetiştirmişlerdir. Hepsinden mühimi at kullanmışlardır. Atın Türk kültüründeki yeri dikkate alındığında gerek Anav Kültürü gerekse Türkmenistan ülkesi binlerce yılı birbirine bağlayıvermektedir. Elbette bu hususların bilimsel değerlendirmeleri, farklı platformlarda gerçekleştirilecek akademik ve fikrî çalışmalarla desteklenmesi kaçınılmazdır.

Türkmenistan coğrafyası, tarih öncesine uzanan kültürel değerlerinin yanında Türklüğün İslamiyet ile şereflendirilmesi sonrasında bağrında taşıdığı şahsiyetlerle de önem arz etmektedir: Muallim-i Sani Fârâbî, Necmüddin Kübra, Yûsuf el-Hemedânî, Ebu Said Ebu’l-Hayr, İmam Nesai, Muhammed b. Nasr el-Mervezî, Ebu Talip el-Mervezî… Bunlardan tam ismi Ebû Yakûb Yûsuf Hamdânî olan Yûsuf el-Hemedânî, “Pîr-i Türkistan” olarak anılan, Türklüğe ikinci ana vatan kazandıran manevi lider Hoca Ahmet Yesevî’nin hocası olması hasebiyle daha da dikkat çekmektedir. Bedenen zayıf yapılı, orta boylu olan, iyi ok atan, Bağdat Nizamiye Medresesi’nin ileri gelenlerinden Hemedânî, göz hastalıklarının tedavisiyle ilgilenen bir tıp âlimiydi. 1140 yılında Herat’tan Merv’e seyahat ederken Bamyan’da vefat etti. Oraya defnedildiyse de sonradan Merv’e nakledilip bir türbe inşa edilmiştir. Türkmenistan’ın olduğu kadar Türk dünyası ve İslam âleminin önde gelen şahsiyetleri arasında bulunmaktadır. Bu husus dahi ülkenin adının araştırma başlığıyla müsemma olduğunu göstermektedir.

Kazakistan, Özbekistan, Afganistan ve İran ile çevrili Türkmenistan, batıda Hazar Denizi kıyılarına dayanmaktadır. 6 milyondan fazla nüfus barındıran coğrafyasının büyük bir kısmı Karakum Çölleriyle kaplıdır. Köklü medeniyet merkezi ve geçiş güzergâhında bulunan ülke, otuz yıldır kültürel temelleri üzerinde yükselmeye gayret etmektedir.

Sovyetler döneminde dil konusuna titizlikle yaklaşılmıştır. Lisana bilimsel yaklaşım Sovyetler döneminde üst raddeye ulaşmış, o anda kullanılan Arap alfabesinde birtakım düzenlemeler yapıldıktan sonra meşhur 1926 Bakü Birinci Türkoloji Kurultayı’nda Latin Alfabesi’ne geçilmesi kararlaştırılmıştı. Bu kurultaya, çiçeği burnunda Türkiye Cumhuriyeti’nin seçkin bilim ve siyaset adamları (Köprülüzade Mehmet Fuat, Hüseyinzade Ali) da iştirak etmişti. Bu iştirakin önemini Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın uygulamaları gösterdi. Araştırma konusundan devam edildiğinde; 3 Ocak 1928 tarihinde Türkmenistan’da Latin Alfabesi’ne geçiş kararı alındı. İki yıllık birikim, 23 Mayıs 1930’da toplanan Aşkabat Türkmen Edebî Dilinin Meseleleri Konferansı’nda değerlendirildi. 1934 yılında bir konferans daha düzenlenip alfabede bazı değişikliklere gidildi. Daha sonra kaleme aldığı eserinden dolayı yirmi yıl Sibirya’da sürgüne gönderilen müellif Hıdır Deryayev’in önayak olmasıyla, 1936 Türkmenistan Birinci Lenguistik Kurultayı organize edildi. II. Dünya Savaşı’nın bütün şiddetiyle devam ettiği zamanda Mayıs 1940’ta Kiril Alfabesine Geçiş Kanunu yayınlandı. Ancak kullanımdaki problemler dolayısıyla 1954 yılında İkinci Dilbilim Kurul-tayı düzenlenerek son şekli verildi. Bütün engellere rağmen Sovyetler Birliği dağılana kadar Türkmen di-linin gelişimine katkı sağlayan yüz-den fazla dilbilimci yetişmiştir. Bilim insanları, eserleriyle ezelden ebede uzanan kültür bayrağının dalgalanmasına katkı sağlamışlardır.

Türklüğün genel ilerleyişi içinde söz ustalarının rolü bilinmektedir. Türkmenistan için de 1724 yılında dünyaya gelen, yarım asırlık ömründe kabile savaşları ile harici baskıların yurdundan kopardığı, köleleştirilen, esir pazarlarında satılan, elindeki avucundaki yağmalanan halkının dertlerini haykıran Mahtumkulu, sadece toplumunun değil bütün Türk dünyasının bir değeridir. Eserlerinde, Hoca Ahmet Yesevî’den esintiler olduğu gibi Türklüğün ikinci ana vatana taşıdığı Köroğlu ve Pîr Sultan Abdal ile yakınlaşmalar bulunmaktadır. Uzakta oturup sanata yönelmemiş, yaşamak zorunda kaldığı, gözlemlediği toplumsal acıları haykırmıştır. Ekseriyetle Türkmen şivesiyle oldukça sade bir üslupla yazmış, ideal bir tipleme ortaya koymuştur. Hanımların cemiyetteki yerlerini de dillendirmiştir. Mahtumkulu bir kültür bayrağı olduğundan sinema ve diziler başta olmak üzere sanat eserleriyle beşeriyete takdim edilmelidir.

Çağdaş dünyanın öne çıkan sanatı sinema, daha Birinci Dünya Savaşı esnasında bütün Türk dünyasında olduğu gibi Türkmenistan’da da ilgi görmüştü. İdeolojik yaklaşım sergilenmiş olmasına rağmen Sovyet döneminde genel olarak sinema sanatında Türkmenistan’daki çölü beyaz perdede gözlemlemek mümkün olabilmiştir. Türkmenistan denilince sinemaseverlerin zihninde çöller canlanmıştır. Yandım (Yönetmen: Bayram Abdullayev, Lora Stepanskaya, 1996), ömrünü sosyalist ideolojiye adayan, Sovyetler Birliği’nin yolunda hayatının yanı sıra birçok yakınını kaybeden bir adamın ihtiyarlığı ve pişmanlığı beyaz perde açısından zikredilmeli ve üç çeyrek yüzyılın tablosu olarak değerlendirilmelidir.

Günümüz itibariyle Türkmenistan, kendine has misyonlarla fark edilen bağımsız bir ülkedir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bağımsızlığını ilan etmiş ve onu ilk tanıyan ülke Türkiye olmuştur. Uluslararası ilişkiler anlamında bağımsız iki devletin birlikte değerlendirilmesi söz konusudur.

Türk dünyasının rol modellerinden Gaspıralı İsmail Bey’in “dilde, fikirde, işte birlik” düsturundan hareketle bir yol haritasının hazırlanması, bağımsız Türk devletlerinin potansiyel gücünü artıracağı gibi haricî güçlerin müdahale ihtimali olan meselelerin çözümüne de katkı sağlayacaktır.

Daimî tarafsızlık statüsüne sahip ülkelerin başında -her birinde farklı bir geçmişe sahip olmakla birlikte- İsviçre, Lüksemburg, Belçika gelmektedir. Ayrıca Avusturya, Laos, Kamboçya, Malta uluslararası teminatlarla tanınan tarafsız ülkeler iken Kosta Rika, Moldova gönüllü tarafsız ülkelerdir. Tarafsızlık statüsü BM Genel Kurulu tarafından iki kere resmen onaylanmış olan Türkmenistan, evrensel bir anlam taşıyan tarafsızlığını kurulduğu andan beri muhafaza etmektedir. Her ülkenin tarafsızlığında birtakım farklılıklar bulunsa da, Türkmenistan’ınki “pozitif tarafsızlık” olarak dikkat çekmektedir. Bu durum hem Türk dünyası hem de bütün cihan için önem arz eden bir husustur.

Haber ajanslarının aktardığı bilgilere göre, Türkmenistan’da en önemli gündem maddelerinden biri Anayasa değişiklikleri olmuştur. Otuz yıllık yeni bir devlet yönetiminin Anayasa’nın güncellenmesi ile alakadar olması kaçınılmazdır. Devletçi ekonomi sisteminden yavaş bir şekilde özelleştirmeye geçilme çabası fark edilmektedir. Evrensel gelişmeler, her ülkeyi olduğu gibi Türkmenistan’ı da doğrudan etkilemektedir.

Dünyanın gündemine düşer düşmez beşeriyeti teslim alan COVİD-19, bütün devletleri yeniden şekillenmeye zorlamış durumdadır. Türkmenistan lideri Gurbangulı Berdimuhamedov, Pandemik durumun dünyadaki tüm devletlerin ekonomileri üzerindeki etkisine rağmen, Türkmenistan’ın ekonomisinde sürdürülebilir kalkınma sağladığını kaydedip, devlet bütçesinin yüzde 70’inden fazlasının ülkenin sosyal alanını desteklemeyi amaçladığını vurgulayarak süreci aşmaya çalıştıklarını kamuoyuyla paylaşmıştır. Aynı amaç doğrultusunda, ülkenin sürdürülebilir kalkınması için sağlık ve eğitim sistemlerinin geliştirilmesine dikkat çekmiştir. Sağlık programının yeni bir versiyonunun hazırlanması gerektiği üzerinde durarak, bilim ve eğitim sahasında, özellikle inovasyon ve teknoloji alanlarındaki temel dönüşümleri sağlayacak genç uzmanların yetiştirilmesine ve uygun bir program geliştirilmesine yönelmiştir.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bağımsızlığını ilan eden Türkmenistan gerek ismi, gerek toplumu, gerek kültürü, gerekse de coğrafyasıyla evrensel anlamda Türklüğün mühim temsilcileri arasında yer almaktadır.

dosyayı indir