ARALIK 2017 SAYIMIZ ÇIKTI

Bir ülkenin ya da bir toplumun geleceğini şekillendiren en önemli unsurların başında o ülkenin ya da toplumun geçmişinde ya da bugününde var olan düşünce eğilimleri gelmektedir. Nitekim günümüzde tarihçiler bir toplumda ya da o toplumu yöneten egemen kesimde hâkim olan düşünce eğilimlerini geçmiş, bugün ve gelecek düzleminde araştırma konusu yapmaktadırlar.

Türkiye’de okuma kültürü edinmiş, çalışmayı, araştırmayı ve elde ettiği becerileri bilgiye dönüştürme kabiliyetine sahip bireylerin giderek arttığı, çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmak idealine her geçen gün daha çok yaklaşıldığı, kabul edilmesi gereken bir gerçektir. Ancak genel kapsamlı düşündüğümüzde, Türk düşünce dünyasının en büyük sorunlarından biri salt modernleşme konusu üzerine yoğunlaşması ve görüş alanını bu olgu dışına taşıyamamasıdır. Ne var ki uzun vadede düşüncenin Türk toplumunun gelişimine daha çok katkı sağlaması için ufkunu genişletmesi gerektiği konusu önemli olmakla birlikte; modernleşme de Türk tarihinin son iki yüzyılının kronik bir sorunudur. Bir diğer ifadeyle Batı’nın tekniği, bilimi, sanatı, felsefesi ve üretimi başta olmak üzere, üstün bütün özelliklerini yakalama ve bu alanlarda ezilmeme mücadelesi olarak da adlandırılabilecek modernleşme, bütün Doğu toplumlarının en büyük sorunlarından biridir.

Türk-İslam düşünce tarihinde özellikle Descartes’ın 17. yüzyılda sorduğu soruları çok daha önce soran, onun tavrını çok daha önce sergileyen filozof olarak Gazzali’yi görmekteyiz. Ancak Descartes’ın “düşünüyorum”undan sonra, ona karşıt veya ondan beslenen çok zengin bir düşünce geleneği ortaya çıktığı hâlde, Gazzali’nin ondan çok önce sergilediği aynı tavır hiçbir gelişmeye yol açmadı. Bir zihin tembelliği içine düştüğümüz için düşünce geleneğimiz kesintiye uğradı ve maalesef bu bilgi birikiminin üzerine yeterince ekleme yapamadık.

Toplumların kültürel geçmişine bakmaksızın geleceklerine yön veremeyecekleri aşikârdır. İçinde yaşadığımız coğrafyanın geçmişinden gelen kültürel değerlerine yaslanarak kendi düşünce geleneğimizden de hareketle millî değerler sistemimizi yeniden harmanlamamız ve genç nesillerimize yepyeni bir anlayışla aktarmamız gerekiyor. Çünkü büyük devlet olma vasfımız, tarihî mirasımızı yeni nesillere aktarmamıza bağlıdır.

Türkiye’de bugün düşünce tarihî alanında yavaş da olsa bir uyanma evresi yaşanmaktadır. Çünkü düşünce tarihî çalışmalarının gelecek konusunda en somut bilgileri sunacağı, tarihçiler arasında her geçen gün daha çok kabul görmektedir. Bu nedenle hemen her yıl bu alanda yapılan çalışmaların adedi ve bilgi yoğunluğu giderek artmaktadır. Bu bilgi, büyük bir kalkınma hamlesi içerisinde bulunan Türkiye adına umut vericidir.

Biz de bu sayımızda, “Düşünce Geleneği” konusunu değerli yazar kadromuzla birlikte tüm yönleriyle ele adlık. Önemli röportajlara yer verdiğimiz dergimizde, büyük halk ozanı Âşık Veysel’in hayatından esinlenilerek senaryolaştırılan filmde “Esma” karakterini canlandıran başarılı oyuncu Meltem Miraloğlu ile bir röportaj gerçekleştirdik. Her ay farklı bir ili tanıttığımız dergimizde bu ay da “Anadolu’nun Parlayan Yıldızı Eskişehir”e konuk olduk. Yine dopdolu, yine düşündüren bir sayıyla sizlerle olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Sizlere keyifli ve bilinçli okumalar diliyoruz.