EKİM 2017 SAYIMIZ ÇIKTI

İnsan, duygularıyla ve manevi değerleriyle bir bütündür ve yaradılışı gereği hayatın her aşamasında sanata yönelmektedir. Sanatsal üretimler de öncelikle kişilerin sonra da büyüyerek toplumların simgesi hâline gelmektedir. Sanat, insanlık tarihi boyunca çeşitli şekillerde var olmuştur. İnsanoğlunun kendini geliştirmesi ve değişen yaşamıyla birlikte sanat da değişmiş, âdeta üretildiği toplumun yaşam biçimi, inanç sistemi, gelişmişlik düzeyi gibi özelliklerini yansıtan bir ayna olmuştur. Bu nedenledir ki arkeolojik kazılarda bulunan heykel, seramik, mozaik ve duvar resimlerinden yüzyıllar öncesinde yaşamış uygarlıkların kimlikleri ve medeniyet düzeyleri hakkında bilgi sahibi olmak mümkündür. Sanat en başta; büyü, tılsım, dinsel öğreti, Tanrı ya da Tanrılara saygı, ihtişam göstergesi hâlindeyken zamanla toplumların gücünü ve azametini belgeleyen bir araç hâline gelmiştir. Tarihe ismini kazımış medeniyetler bugünün şartlarında bile insanları şaşkına çeviren eserler üretmiş ve kültürlerini yüzyıllar sonrasına taşımayı başarmışlardır.

Üç kıtaya birden yayılan Türk milletinin geniş bir tarihi ve kültürü ile birlikte kendine has zengin bir sanatı vardır. Orta Asya’da tarih boyunca çeşitli adlar altında devletler kuran Türklerin ilk sanat eserleri burada kendini gösterir. İslam öncesi ve sonrası olmak üzere iki ana devreye ayrılan sanatımızın ilk devrine ait motifler millî kültür ve folklorun etkisiyle gelişmiş; İslamiyet’in kabulünden sonra da bu kültürün etkisiyle daha zengin hâle gelmiştir. İslam dininin kabul edilmesiyle bu dinin kültür çerçevesi içerisine giren Türklerin müşterek İslami motifleri benimsemeleri, hatta onlara kendi renklerini vermelerinin yanında İslam öncesi devre ait eski sanat geleneklerini de terk etmediklerini görülür. Bu durum Türk sanatının hiçbir zaman millî vasfını kaybetmediğinin bir delilidir.

Geleneksel Türk Sanatları özünü ve ruhunu geçmişten alan, Türk halkının toplumsal duyguları ve sanatsal beğenileri aracılığı ile kültürel zenginliklerimizi yansıtan değerlerdir. Türklerin Anadolu’ya gelişi ile birlikte yeni bir hâl alan Türk el sanatları, Anadolu’nun binlerce yıllık tarihinden gelen çeşitli uygarlıkların kültür mirasıyla, kendi öz değerlerini birleştirerek zengin bir sentez oluşturmuştur. Günümüzde geleneksel Türk sanatlarının pek çok dalı teknolojinin hızla gelişmesi ve endüstrileşme, değişen yaşam şartları ve değer yargıları gibi nedenlerle eski önemini biraz da olsa yitirmiştir. Bazı el sanatlarının ise kendi özgün çizgisinden uzaklaşarak, yeni üretim biçimleri ile farklı kullanım alanlarına yönelik üretimleri söz konudur. Aynı zamanda zanaatkâr denen el sanatı ustalarının sayılarının gittikçe azalması ve bazı geleneksel mesleklerin ve becerilerin yok olması el sanatlarının geleceğini tehdit etmektedir. Hızlı bir kentleşme, endüstrileşme, iç göç ve toplumsal değişimin yaşandığı ülkemizde geleneksel meslek, sanat ve zanaatlar küreselleşmenin de etkisiyle büyük bir hızla yok olmakta ya da kullanım alanı gittikçe daralmaktadır. Bu meslek ve sanatların yaşatılarak korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması kültürel açıdan son derece büyük bir önem taşımaktadır.

Biz de bu sayımızda, yaratıcılığın ve hayal gücünün ifadesi olan “sanat” konusunu değerli yazar kadromuzla birlikte tüm yönleriyle ele aldık. Önemli röportajlara yer verdiğimiz dergimizde, bu sayıda da gelenekli sanatlarımızda ebrunun yaşayan büyük ve değerli sanatkârı Hikmet Barutçugil ile bir röportaj gerçekleştirdik. Her ay farklı bir ili tanıttığımız dergimizde bu ay da “Yarenler Diyarı Çankırı”ya konuk olduk. Yine dopdolu, yine düşündüren bir sayıyla sizlerle olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Sizlere keyifli ve bilinçli okumalar diliyoruz.