EYLÜL 2017 SAYIMIZ ÇIKTI

İnsanlık suçu kavramının, uluslararası sözleşmelerde ve hukuk metinlerinde yer alışının tarihi yakın zamanlara dayanır; tıpkı soykırım kavramı gibi. Ancak bu kavram yeni olsa da insanlığa karşı işlenen suçların tarihi, insanlık kadar eskidir. Çünkü bu suçun yegâne faili ve mağduru hem ahlaki hem de hukuki açıdan yalnızca insandır. Bu kavramların genel kullanımını dikkate aldığımızda, üzerinde yaşadığımız geniş coğrafyada geçmişten günümüze dek pek çok farklı şekillerle karşılaşıyoruz. Bunun en yaygın şekli ise soykırımlardır.

Soykırım ve katliamlar, insanlık tarihini en derinden etkileyen insanlık suçlarıdır. Hatta bu kavramı duyunca hemen irkilir, muhtemelen de kabul etmekte veya yüzleşmekte zorlanırız. Dünya üzerinde bildiğimiz pek çok ulus-devlet kendi hegemonyalarını kurmak için soykırım ve katliamlar yapmış, kendileri gibi düşünmeyen ve yaşamayan halklara bu acıları yaşatmıştır. İşin doğrusu yaşadığımız topraklarda “soykırım” ve “katliam” gibi kavramlar bize de pek yabancı değildir. Her bir acı, hem kitlesel hem de insani boyutlarıyla, kendine özel hikâyeleri ve yaşanmışlıklarıyla, hüzünle yoğrulmuş yaşamları içlerinde barındırır. Her birinin altını eşeledikçe ortaya çok farklı perspektiften hikâyeler, ilişkiler, acılar çıkar. Tıpkı Bosna’da, Karabağ’da, Myanmar’da, Afganistan’da, Doğu Türkistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Filistin’de, Yemen’de, Cezayir’de, Kafkas ve Ahıska bölgesinde yaşandığı gibi. Özellikle dergimizin editoryal aşamasının sonlarına doğru yaşanan Myanmar’daki soykırıma dikkat çekmek istiyoruz. İnsanlık ölmediyse insanlığın yaşadığını göstermenin şimdi tam zamanı olduğunu vurguluyor, BM ve BMGK’nin bu katliamı yapanları derhal durdurmasını istiyoruz.

Batılı devletlerin, sömürge döneminin utanç verici yönlerini gizleme arzusu yüzünden Türkiye gibi birçok ülke olur olmaz iftira ve suçlamalar ile yüz yüze geliyor. Türkiye üzerinde baskı kurmak, Türk dış politikasını yönlendirmek ve ödünler elde etmek amacıyla bu baskı ve iftiralar artarak devam ediyor. İnsanlık tarihi, özellikle de Batı medeniyetinin tarihi, onlarca hatta yüzlerce utanç verici trajediyle doludur. Bu sebeple, katliam, soykırım gibi ağır suçlamaları, katil ve barbar gibi yaftaları başkaları üzerine yıkmadan önce, biraz da kendilerine dönüp bakmalarında sonsuz fayda olduğunu hatırlatmak gerekir. Batı, kendi beğenmediği yanlarını, ayıplarını başkalarının omzuna yükleyerek üzerlerine binen ağırlıktan kurtulmaya çalışmaktadır. Parmaklarını Türklere doğrultarak hedef şaşırtma çırpınışları ne kendi suçlarını, ne de günümüz siyasetçilerinin fırsatçı tavırlarını gizlemeye yarar.

Biz de bu sayımızda, bir insanlık suçu olan “soykırımlar” konusunu değerli yazar kadromuzla birlikte tüm yönleriyle ele aldık. Önemli röportajlara yer verdiğimiz dergimizde, bu sayıda da Bosna Savaşı’nın acısını ve yükünü omuzlarında hisseden, savaşın acımasız yüzünü çocukken yaşayan Gazeteci Emine Şeçeroviç KAŞLI ile bir röportaj gerçekleştirdik. Ayrıca imkânsızlıklarla dolu yola çıkıp amaçlarını tek tek gerçekleştirmiş bir dava insanı olan Mustafa Ali MEHMET ile bir sohbet gerçekleştirdik. Her ay farklı bir ili tanıttığımız dergimizde bu ay da “Kültür Mozaiğinin Harmanlandığı Şehir Trabzon”a konuk olduk. Yine dopdolu, yine düşündüren bir sayıyla sizlerle birlikte olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Sizlere keyifli ve bilinçli okumalar diliyoruz.